3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



AFGAN ŞAİR-NADİA ANJUMAN

 




Kocası tarafından

ŞİİR YAZDIĞI İÇİN ÖLDÜRÜLEN

Afgan Şair

Nadia Anjuman

Yaşadıklarını yazdığı için kocası tarafından 25 yaşında öldürülüyor.

Afgan şair, Nadia Anjuman (1980-2005) henüz yirmi beş yaşındayken, büyük beğeni toplayan şiir kitabı Gol-e Dudi (Kara Çiçek) yayınlanır. Çeşitli ülkelerde ilgiyle karşılanır şiirleri. Ancak, kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra, şiir yazdığı gerekçesiyle kocası tarafından dövülerek öldürülür.


"Ağzımı açacak hevesim yok.

Ne söyleyeceğim ki?

Anlatsam da anlatmasam da

hor görüleceğim

bu çağ tarafından

Balı nasıl söyleyeceğim?

Dilimde zehre döndü–

Yazık! Gem vurdu ağzıma despotlar

Ağlasam da gülsem de,

yaşasam da ölsem de

kederimi paylaşacak kimsenin olmadığı bu dünya sağ olsun

Keder, acz, pişmanlıklar ve ben. Bu hapishanenin köşeleri

Ben boşuna doğmuşum,

ağzım mühürlenmeli.

Ah kalbim!

Baharın geçtiğini biliyorum ve neşesinin de

Ama nasıl uçabilirim

bu kırık kanatlarla?

Bunca zaman sessiz olsam da unutmadım şarkı söylemeyi

Çünkü şarkılarım kalbimin tenhalığında fısıldadı

Bu kafesi parçalayacağım bir gün, onun korkunç ıssızlığını

Zevk şarabını içeceğim,

şarkı söyleyeceğim

bir kuşun baharda yapması gerektiği gibi

İnce dallı bir ağaç olsam da

her rüzgarda titremeyeceğim

Ben bir Afgan kızıyım –

feryadımı haykıracağım,

sonsuza dek dokuyacağım onu."


Nadia Anjuman

Türkçesi: Fatma Nur Türk

(Alıntı.)




SAHTE KARAKOL

 



1950'li yıllarda Sirkeci Emniyet Amirliği'nde görevli üç polis memuru emekli olurlar. Emekli olurlar ama geçim kaygısına da düşerler.

Yaşları da henüz genç olduğundan bir iş yapma konusunda kafa yorarlar.

Şu işi yapalım, yok bu işi yapalım derler ama bir baltaya sap olamazlar.

Derken içlerinden biri bir düşünce atar ortaya: "Karakol kuralım!.."

Ölçerler, biçerler, şu içinde bulunduğumuz karakol binasını kiralarlar.

Daha önceden Sirkeci Emniyet Amirliği'nde görev yaptıklarından ve çevrede tanındıklarından bu bölgeyi seçerler. Tabelacıya gidip "Küçükpazar Karakolu" yazan tabelayı yaptırır, binaya asarlar.

Üç kafadar emekli, masaydı, sandalyeydi, daktiloydu, dosyaydı, kağıttı, ıstampaydı, mühürdü, bir karakolda bulunması gereken bütün iaşeyi alıp karakolu tefriş ederler. Türkiye'nin, ne Türkiye'si herhalde dünyanın ilk özel karakolunu hizmete açarlar!.. 

Karakol hizmete açılınca da bölge esnafından haraçlarını toplamaya eskisi gibi sürdürürler.. O sırada da Sirkeci Emniyet Amiri değiştiğinden bölgede Küçükpazar Karakolu diye bir karakol var mı yok mu bilmemektedir..

Bu arada, normal bir karakol hangi görevleri yapıyorsa sahte karakolda da aynı işler normal seyrinde yapılmaktadır. Vukuat işlerini de tabii.. Uygun bir fırsat kollayıp yeni göreve gelen Sirkeci Emniyet Amiri'ne de bir kutu çikolatayla "Hoşgeldin"e bile giden üç kafadar, memur azlığından yakınıp takviye memur talep ederler. Sirkeci Emniyet Amiri de, "Bende memur çok, birkaçını sizde görevlendirelim" diyerek Küçükpazar Karakolu'nun emrine üç polis memurunu verir. Böylece bir karakolda olması gereken tüm düzenek kurulmuş olur. Suçlular adliyeye götürülmekte, evraklar gelmekte, evraklar gitmekte, yazışmalar dosyalanmakta, suçüstüler yapılmaktadır. Bildiğiniz karakol gibi yani!..

İşler o kadar aksamadan ve mevzuata uygun yürümektedir ki, izin programları bile oluşturulmakta ama karakolun "kurucu" üç memurundan ikisi izne ayrılırsa biri işler karışmasın diye muhakkak karakolda kalmaktadır..

İki memurun yine yıllık izin kullandıkları bir gün, nöbetçi kalan memurun bir yakını vefat edince, o da iki üç günlüğüne memleketine gitmek zorunda kalır. Aynı günlerde de Sirkeci Emniyet Amirliği'nden bir memur geçici görevle Küçükpazar Karakolu'na gönderilir. Bu memur daha önce İl Emniyet Müdürlüğü'nde karakolların kömür dağıtım işini yaptığından hemen tüm karakolları ezbere bildiğinden, Küçükpazar Karakolu diye bir karakolda görevlendirilince şaşırır. Karakoldaki diğer memurların da pek bir şey bildikleri yoktur. Bu arada kış da yaklaştığından kömür dağıtım işinin bittiğini de bilmektedir. Oysa Küçükpazar Karakolu'na henüz kömür filan gelmemiştir. Bir gün kendine iş edinir, "Herkesin karakolunun kömürü geldi de bizimkine niye gelmiyor ?" diye meraklanıp Emniyet Müdürlüğü'nün kömür dağıtım bölümünde eski arkadaşlarının yanına gider.

"Yahu arkadaş, herkesin karakoluna kömür verdiniz de bizim karakola niye vermiyorsunuz?"

"Sizin karakol neresi?"

"Küçükpazar Karakolu."

"Ne yanda bu karakol?"

"Unkapanı'nda."

"Cık, biz öyle bir karakol bilmiyoruz!.."

"Hemşerim nasıl olur; binası var, memurları var, ben orada görev yapıyorum."

Karakol listeleri çıkarılır, ama böyle bir karakolun izine rastlanmaz. Yine de eski arkadaşlarının elini boş göndermez, kömür verirler. Kömürün geldiği gün, karakolun kurucusu üç memur da izinden dönmüş, ekmek tekneleri karakolda göreve başlamışlardır.

"Ne var ne yok arkadaşlar?"

"İyi, ne olsun."

"Biz yokken ne yaptınız?"

"Kömür aldık."

"Ne kömürü?"                                                                  

Üç kafadar, karakolun elektrik, su ve kömür giderlerini kendi ceplerinden karşıladıkları için kafalarında bir şimşek çakar.. Üçü de şaşkın, sararmış bir yüzle birbirlerine bakakalırlar. Ama yapacakları bir şey de yoktur. Kömürü geri de gönderemezler. Olanı biteni gözleyen ve kömürü temin eden işgüzar memur, ertesi gün yanına bir arkadaşını da alıp Sirkeci Emniyet Amirine gider. Olup biteni amire anlatırlar.

Emniyet Amiri, yanına iki polis memurunu da alıp İstanbul Emniyet Müdürü'nün huzuruna çıkar. Olayı anlatır. Zamanın Emniyet Müdürü gün görmüş uyanık bir adamdır. Su bastı, sel oldu gibisinden bir yazı yazdırıp Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü'nden Küçükpazar Karakolu'nun demirbaş dökümünü ister. Kısa bir süre sonra Genel Müdürlükten "Böyle bir karakolumuz yoktur" yanıtı gelir. Emniyet Müdürü ildeki bütün şube müdürlerini çağırtır, olayı özetler ve hep birlikte Küçükpazar Karakolu'nun yolunu tutarlar. Karakoldaki tüm memurlar da haberdar edilmiştir. Emniyet Müdürü memurları şube müdürlerinin önünde sorguya çeker.

"Sen kaç yıldır bu karakoldasın?"

"Sen kaç yıldır görev yapıyorsun?"

Ayrıla ayrıla geriye karakolu kuran üç eski memur kalır.

"Siz geldiğinizde bu karakol var mıydı?"

Biraz kem kümden sonra karakol kurucusu üç memur da konuşmaya başlar.

"Valla müdürüm emekli olduktan sonra bir iş kuramadık, aklımıza karakol kurmak geldi, biz de kurduk."

Müdür öyküyü dinledikten sonra, "tamam tamam" der ve ekler : "bu olayı hiçbir zaman, hiçbir yerde anlatmayacaksınız ve derhal İstanbul'u terk edip, ailenizle birlikte izinizi kaybettireceksiniz."

Sonra da şube müdürlerine dönerek şu talimatı verir : "Bu karakol bugünden itibaren yasal hale gelecek. Ankara'ya bir yazı yazın, su baskını, sel filan bir şeyler uydurun."

Sahte olarak kurulan Küçükpazar Karakolu yasal hale büründükten sonra yıllarca hizmet verir!




TİLKİ YAYIN KÖŞEM 🦊



001-     HAYVAN MI? KİM?
002-     BİZ KEDİLER
003-     CAM TAVAN
004-     SOKAK KÖPEKLERİ
005-     JAPON BALIĞI

006-     KARGA
007-     HAÇİKO
009-     MAPUS
010-     FENER BALIĞI

011-     KEDİ
012-     MELEKLERİM
013-     KARTAL
014-     EŞEK
015-     BOĞA

016-     SADAKAT
017-     KEDİ TÜYÜ
018-     BAYKUŞ
020-     DEVE

021-     KAPLUMBAĞA
022-     EBABİL KUŞU
023-     DEVEKUŞU
024-     ELYSİA CHLOROTİCA
025-     YILAN

027-     UĞUR BÖCEĞİ
028-     DRAKULA PAPAĞANI
029-     AYI
030-     ARI

031-     TAŞLIK
032-     YELKEN BALIĞI
033-     FARE-MAGAWA
034-     SİVRİSİNEK
035-     KARINCA

036-     DOMUZ
037-     KENE






PAPAĞAN YAYIN KÖŞEM 🦜


001-     EBEVEYN
002-     İNTERNET
003-     İŞİMİZ YAŞ
004-     ŞİMŞEK
005-     EĞER OKURSAN

006-     ŞEKER
007-     SOĞAN
008-     DÜNYA DÜZDÜR
009-     CEHALET
010-     ORMAN

011-     ANITKABİR NÖBETİ
012-     DANSÖZ
013-     SAVARONA
014-     MEVLANA
015-     BİR NASİHAT

016-     BEYİN
018-     TATYOS EFENDİ
019-     ÇAY
020-     TÜRKAN SAYLAN

021-     KONFÜÇYÜS
022-     CHRİS & NORMA
023-     GÖBEKLİTEPE
024-     İLLEGAL BİLİM
025-     S.O.S

026-     POMPEİ
027-     UNUTULANLAR
028-     GENEL BİLGİ
029-     AZİZ NESİN
030-     AUDREY HEPBURN

031-     SÜLÜN OSMAN
032-     MONA LİSA
033-     ABBA
034-     OSMAN HAMDİ BEY
035-     PATATES-DOMATES

036-     SAHTE KARAKOL
037-     ARİSTOKRASİ
038-     ULAK / PEYK
039-     AFGAN ŞAİR

041-     ALZHEİMER
042-     YAŞLANMA
043-     İYİLİK SAĞLIK
044-     SİL GİTSİN
045-     SAFİYE ALİ

046-     DELİCE
047-     ERDEM
048-     NE SÖYLEMİŞLER
049-     HAN DUVARLARI
050-     KİTAPLAR HAKKINDA

051-     SATÜRN
052-     TÜRKÇE
053-     BÖBREK
055-     MÂZİDE KALANLAR

057-     LEYLA SAYAR
059-     ELENA GOLİAKOVA
060-     KOLSUZ AGOP

062-     AZİM
063-     İNSAN
064-     KATATER
065-     ŞUNDAN-BUNDAN

066-     YAKAMOZ
067-     NECİP AKAR
068-     MEHMET BAŞARAN

071-     KAPİTALİZM
072-     SEZARYEN
073-     FİLİSTİN
074-     PİZZA
075-     ZEKÂ TÜRLERİ

076-     MUTLU ETMEK
077-     LORD CURZON
078-     NARDUGAN
079-     HİYOİD KEMİK
080-     ERKEK GİDİNCE

081-     DAMAR
083-     DALTON KARDEŞLER
084-     EĞİTİM ŞART
085-     ZÜLFÜ LİVANELİ

086-     AZİZ NESİN-2
087-     KORNEA
089-     ORTADOĞULULUK
090-     PANZEHİR

091-     HAYAT İŞTE
092-     İNCİR AĞACI
095-     YELLEN

096-     TÜRK
097-     LOBOTOMİ
098-     MASSETER KASI
099-     HYPATİA
100-     EDİTH PİAF

101-     ANTARKTİKA
102-     SELLA TURCICA
103-     ŞENAY
104-     İSMET İNÖNÜ
105-     ANNEANNE

106-     ARSEV ERASLAN
107-     DİZ
108-     PENİSİLİN
109-     SU
110-     ROMAN

111-     GENELEV
112-     ŞUBAT
113-     OTOMATİK ŞANZIMAN

116-     ÖTZİ
117-     ŞİİR
118-     NEDEN OKUMUYORUZ?
119-     CELAL ŞENGÖR
120-     PARMAKLAR

121-     İLBER ORTAYLI
122-     OZAN ARİF
123-     BİR GARİP KAZA

127-     MEVHİBE İNÖNÜ
128-     İNGİLİZ KEMAL
129-     GOOGLE PİZZA

131-     ERCAN KESAL
132-     MERAL OKAY
133-     TAKSİMETRE
134-     VİCTOR HUGO
135-     ÜZENGİ KEMİĞİ

137-     NESİ MEŞHUR?
138-     BALMUMU
139-     AMAZON VE NİL
140-     CİMRİ

141-     EMZİRME
142-     YAŞAR KEMAL
143-     PLASEBO
144-     AMAZONYA
145-     HERTZ

146-     FECRİ EBCİOĞLU
148-     BEHÇET UZ
149-     BIC TÜKENMEZ

151-     TRİNK PARA
152-     CİGULİ
153-     COCA COLA
154-     AYNOROZ
155-     MANŞİNEL

157-     AZİZ BASMACI
158-     ASTRONOT KIYAFETİ
159-     ATASÖZLERİ
160-     MOR BAL

161-     MİMAR SİNAN
162-     ÂŞIK VEYSEL
163-     NEVRUZ BAYRAMI
164-     DERİMİZ
165-     HALLUKS VALGUS

166-     GÖRELE
168-     SIRRI ÖZTÜRK
169-     SABİHA GÖKÇEN
170-     ŞEVKİYE MAY

172-     HAYRETTİN KARACA
173-     CEHENNEM VAKTİ
174-     ÇİN MANİFESTOSU
175-     TAKSİM 

177-     GEYİK MUHABBETİ
178-     SİMİT
180-     Pİ SAYISI

181-     KKTC
182-     SADUN BORO
183-     ZEKİ MÜREN
184-     HAYDİ ABBAS
185-     GEBELİK

186-     MEDENİYET
187-     HEY GİDİ GÜNLER
188-     CEHALET
190-     GÖZ RENGİNİZ

191-     SEYYAN HANIM
192-     GÖZ
194-     NOTA DAKTİLOLARI
195-     HAYAT DEDİĞİN

196-     LATİN ALFABESİ
197-     ARA GÜLER
198-     TANJU OKAN
199-     YUMURTA
200-     ARADIĞIM KADIN

201-     ÜÇ MAYMUN
202-     ŞİRÂZE
204-     AT KESTANESİ

206-     DANSÖZ ZENNUBE
207-     CEREN NECİPOĞLU
208-     İHTİYAR
209-     MOTORLU TESTERE
210-     RAHMİ KOÇ





GİRİŞİMSEL KARDİYOLOJİ

 

Girişimsel Kardiyoloji Uluslararası Günü
Girişimsel Kardiyoloji Uluslararası Günü – bu, kardiyolojide girişimsel yöntemlerin başarılarına ve gelişimine adanmış bir anma günüdür. Bu gün, kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde minimal invaziv teknolojilerin önemini vurgular; bu teknolojiler komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltır ve hastaların yaşam kalitesini artırır.

Günün tarihi
Girişimsel Kardiyoloji Uluslararası Günü’nün ortaya çıkışı, karmaşık cerrahi müdahalelerin yerine daha nazik yöntemler getiren modern tıbbi teknolojilerin önemini vurgulama ihtiyacıyla bağlantılıdır. Bu tarih, tıbbın ne kadar hızlı geliştiğini ve açtığı yeni olanakları hatırlatır.

Günün önemi
Gün, kalp sağlığı ve onun tedavisindeki yenilikçi yöntemler hakkında bilgi yaymayı amaçlamaktadır. Kardiyologları, araştırmacıları, öğrencileri ve halkı, kalp-damar hastalıkları ve onların önlenmesi konusundaki farkındalığı artırma fikri etrafında bir araya getirir.

Günün kutlama gelenekleri
Bu günde düzenlenebilir:

* uzmanlar arasında deneyim paylaşımı için konferanslar ve bilimsel sempozyumlar;
* tıp öğrencilerine yönelik eğitim konferansları ve seminerler;
* halk için kalp-damar hastalıklarının önlenmesine dair bilinçlendirme kampanyaları;
* girişimsel kardiyoloji alanındaki en son başarılarla ilgili medya yayınları.

PATATES-DOMATES

 


Patatesin dokuz milyon yıllık tarihi: Domatesten melezlenmiş

Patates, dünyanın en temel gıda kaynaklarından biri. İlk olarak binlerce yıl önce Güney Amerika’daki And Dağları’nda yetiştirilen bu sebze, 16'ncı yüzyıldan itibaren dünyaya yayıldı. Ancak insanlık tarihindeki bu önemli yiyeceğin evrimsel kökenleri bugüne dek bir sır olarak kalmıştı. Yeni bir genetik analiz sayesinde bu sır nihayet aydınlatıldı.

Bilim insanları, 450 kültür patatesi ve 56 yabani patates türünün genomlarını inceledi. Analiz, patatesin soyunun yaklaşık 9 milyon yıl önce Güney Amerika’da yabani bir domates bitkisi ile patatese benzer bir türün doğal melezlenmesiyle başladığını ortaya koydu.

Bu melezleşme sonucunda, yer altında besin depolayan patatesin karakteristik özelliği olan yumru oluştu. Araştırmacılar ayrıca bu yumrunun gelişiminde rol oynayan iki temel geni de tespit etti. Domates bitkisinde yenilebilir kısım meyve iken, patateste bu işlevi yumru üstleniyor.

Çin Tarım Bilimleri Akademisi’nden genom biyoloğu ve bitki ıslahçısı Sanwen Huang, Cell dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı olarak şöyle dedi: “Patates, insanlık için en etkileyici temel gıdalardan biri. Benzersiz besin değeri, kültürel yaygınlığı ve mutfaktaki çok yönlülüğüyle diğer mahsullerle kıyaslanamaz.”

Patatesin yalnızca karbonhidrat olarak etiketlenmemesi gerektiğini vurgulayan Huang, C vitamini, potasyum, lif ve dirençli nişasta içeren, doğal olarak glutensiz, düşük yağlı ve doyurucu bir besin kaynağı olduğunu belirtti.

Dirençli nişasta, ince bağırsakta sindirilmeyip kalın bağırsakta fermente olan ve yararlı bakterileri besleyen bir karbonhidrat türü.

Araştırmaya göre bugün tüketilen modern patatesin bilimsel adı Solanum tuberosum. Araştırmada tespit edilen ebeveynleri ise Peru’da bulunan ve yumru üretmeyen patatese benzer bir tür olan Etuberosum ile domates bitkisinin atalarıydı. Bu iki türün ortak atası yaklaşık 14 milyon yıl önce yaşadı ve 5 milyon yıl sonra yeniden doğal yoldan melezlenebildiler.

Londra Doğa Tarihi Müzesi’nden botanikçi Sandra Knapp, bu melezleşme olayının And Dağları'nın hızla yükselmesiyle aynı döneme denk geldiğini söyledi: “Bu olay, genetik karışımla yumru oluşumunu sağladı ve bu sayede bitki, soğuk ve kuru yeni dağlık habitatlara yayılabildi.”

Yumrular sayesinde bitki soğuk koşullara uyum sağlayabildi, besin depolayabildi ve eşeysiz üremeyle çoğalabildi. Araştırmacılar, bu keşfin iklim değişikliği gibi çevresel zorluklara karşı daha dayanıklı patates türlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini düşünüyor.

Dünya genelinde yaklaşık 5 bin patates çeşidi bulunuyor. Peru merkezli Uluslararası Patates Merkezi’ne göre, patates insan tüketimi açısından pirinç ve buğdaydan sonra dünyanın en önemli üçüncü gıdası. Çin, patates üretiminde lider konumda.

Sanwen Huang, bu çalışmanın zararlı genetik mutasyonlardan arındırılmış yeni patates türleri geliştirmek için domatesi genetik iskelet (şasi) olarak kullanmanın kapısını aralayabileceğini söyledi. Araştırmacılardan Zhiyang Zhang da gelecekte hem domates meyvesi hem patates yumrusu verebilen yeni bir mahsul türünün mümkün olabileceğini belirtti.

Patates ve domates, patlıcangiller ailesinden; bu ailede ayrıca tütün ve biber gibi bitkiler de bulunuyor. Araştırma, tatlı patates veya manyok gibi diğer yumrulu kök bitkilerin evrimsel kökenlerini incelemedi; çünkü bu bitkiler farklı bitki ailelerine ait.

Sandra Knapp, her ne kadar insanlar domateste meyveyi, patateste ise yumruyu yeseler de bu iki bitkinin yapısal olarak oldukça benzer olduğunu söyledi: “Eğer şanslıysanız, patates bitkiniz meyve de verebilir.  Küçük yeşil domateslere benzeyen bu meyveleri yemeyin ama, tadı pek hoş değildir.”

Anil Can Tuncer

(Alıntıdır.)