3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



AT KESTANESİ




At kestanesi, parklarda sıkça gördüğümüz heybetli bir ağaçtır ama adındaki "kestane" kelimesine aldanmamak gerekir; bildiğimiz yenilebilir kestanelerle hiçbir akrabalığı yoktur.

Aslen Balkan dağlarına özgü olan bu ağaç, tamamen kendine has şaşırtıcı özelliklere sahiptir.
En ilginç yönlerinden biri, dökülen yaprak saplarının dalda bıraktığı izdir. Bu iz, üzerindeki çivi benzeri noktalarla birlikte tıpkı bir at nalına benzer.
Baharda açan beyaz çiçekleri ise adeta akıllı bir sinyal sistemidir. Çiçeklerin ortasındaki sarı renk, arılara "bende polen var" mesajı verir. Çiçek tozlaştığı an bu renk kırmızıya döner. Arılar kırmızı rengi göremediği için sadece sarı olanlara yönelir ve ağaç boşuna enerji harcamaz.
Tohumları, yani yere düşen o parlak kahverengi kestaneler yüksek oranda sabun özü (saponin) içerir. Ezilip suya atıldığında köpürdüğü için eskiden çamaşır yıkamada kullanılmıştır.
İlkbaharda tomurcukları koruyan yapışkan reçinesi ve sonbaharda tohumları dışarı fırlatan dikenli yeşil kapsülleri de ağacın savunma mekanizmalarıdır.
Unutmamak gerekir ki at kestanesi insanlar ve evcil hayvanlar için zehirlidir; asla çiğ olarak yenmemelidir. Sadece doğadaki bazı sincap ve geyikler bu zehre dayanıklıdır.
Bugün Paris'in dünyaca ünlü Şanzelize Bulvarı'nı (Champs-Élysées) süsleyen o görkemli at kestanesi ağaçlarının kökeni Osmanlı'ya dayanır. Botanikçi ve elçi Ogier Ghiselin de Busbecq, 1500'lü yıllarda İstanbul'da görüp hayran kaldığı bu ağacın tohumlarını Avrupa'ya götürmüştür. 1615 yılında ise Fransa Kraliçesi Marie de Medici'nin isteğiyle, İstanbul'dan Paris'e hediye olarak çok sayıda at kestanesi fidanı gönderilmiş ve Şanzelize'ye dikilmiştir.

Orman Mühendisi

(Alıntıdır.)