3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



ÜZENGİ KEMİĞİ




İnsan vücudundaki en küçük kemik, orta kulağın derinliklerinde yer alan ve şekli nedeniyle üzengi (stapes) olarak adlandırılan yapıdır.

Bir pirinç tanesinden bile daha küçük olan bu kemiğin boyu yaklaşık 2,5 ila 3 milimetredir. Bu mikroskobik boyutuna rağmen üzengi kemiği, işitme sürecinin vazgeçilmez bir halkasını oluşturur. Temel görevi, kulak zarından gelen ses titreşimlerini diğer iki kemikçik (çekiç ve örs) aracılığıyla devralıp iç kulağa iletmektir.

Üzengi kemiği, mekanik bir kaldıraç gibi çalışarak hava ortamındaki ses titreşimlerini güçlendirir ve iç kulaktaki kohlea (salyangoz) içerisinde bulunan sıvıyı harekete geçirecek basıncı oluşturur. Bu hassas iletim süreci sayesinde ses dalgaları, beynimizin algılayabileceği sinir sinyallerine dönüştürülebilir. Eğer üzengi kemiği işlevini yitirirse, dış dünyadan gelen ses dalgaları iç kulağa ulaşamaz ve bu durum ciddi işitme kayıplarına yol açar. Modern tıp, bu kadar küçük bir yapının dahi bozulması durumunda "stapedektomi" adı verilen mikro cerrahi yöntemlerle bu kemiği protezlerle değiştirerek işitmeyi geri kazandırabilmektedir.
Kaynak:
Standring, S. (2020). Gray's Anatomy: The Anatomical Basis of
Clinical Practice (42nd ed.). Elsevier.

***


ERCAN KESAL

 


Ayni zamanda usta bir oyuncu olan, değerli sanatçımız Dr. Ercan Kesal'ın 'Peri Gazozu' adlı kitabında yer alan bir anısını paylaşmak istiyorum.
23 yaşında genç bir hekimsiniz. Anadolu'nun ortasında, bozkırın tüm hüznü ve yakıcılığıyla sarıp sarmaladığı bir kasabaya tayininiz çıkar.
Elinizde titrek reçetelerle ortalık yerde kalakalırsınız. Uzayda kaybolmuş gibisinizdir.
Sağlık ocağındaki beşinci ya da altıncı ayınızı bitirdiğiniz bir günün sabahı, 'ölü defin raporunu' yazmanız için cenaze sahibi bir adam gelir.
Kasabanın epeyce dışında, yoksul bir mahalleye yürüyerek gidersiniz. Ailenin ne arabası ne de taksiye verecek parası vardır.
İnanılmaz bir yoksulluğun ortasında, sessizce bekleyen insanların arasından, bir odanın köşesindeki sedirde yatan ölü çocuğun yanına varırsınız.
Çocuğun yüzü size çok tanıdık gelir. Bir ara gözünüz, sedirin yanındaki komodinin üzerinde duran şişeye ve altındaki reçeteye takılır.
Kendi yazınızı hemen tanırsınız. Reçetenin üzerinde yarısı içilmiş öksürük şurubu... Tamam.
Bu, geçen hafta muayene ettiğiniz zatürreli çocuk. Epeyce bir antibiyotik de yazmıştınız ama onlar nerede?
Antibiyotikler işe yaramadı mı acaba?
Defin raporunu yazmak için kapının girişindeki çekyatta otururken babaya yavaşça sorarsınız:
İlaçların hepsini kullandınız değil mi?
Baba önce duraksar, sonra özür diler gibi konuşur:
Biraz durumumuz yoktu Doktor Bey. Öksürük şurubunu alalım da iğneleri sonra yaptırırız dedik.
İşte o günden sonra yazdığınız her reçete elinize yapışır. Özellikle çocuk hastaların reçeteleri. Geceleri sıkıntıyla uyanır, gündüz yazdığınız reçeteleri bir kez daha geçirirsiniz zihninizden.
Yazdığınız ilaçları alıp almayacaklarını, nasıl alacaklarını sormadan artık hastayı gönderemezsiniz.
Artık hayatınızda hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Ercan Kesal

ATASÖZLERİ

DÜNYA ATASÖZLERİNDEN SEÇMELER

01- İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar. Malezya

02- Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. Tibet

03- Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın, evlendikten sonra yarı yarıya kapayın. Portekiz

04- Gülün dikenli yarattığına hayret edeceğiniz yerde, dikenler arasında gül yarattığına hayret edin. Arabistan

05- Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. Çin

06- Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur, iki kez aldatırsa suç sizindir. Romanya

HALLUKS VALGUS

 


Ayak başparmağınızın kökünde oluşan o ağrılı çıkıntıyı fark ettiniz mi? Tıbbi adıyla Halluks Valgus, halk arasında ise “Bunion” olarak bilinen bu durum, sadece estetik bir sorun değil; aynı zamanda önemli bir ayak sağlığı problemidir.
Halluks Valgus Nedir?
Bu durum sadece “fazla kemik oluşumu” değildir. Ayak başparmağının diğer parmaklara doğru eğilmesi ve eklemin dışa doğru kaymasıyla oluşan bir hizalama bozukluğudur.
Neden Oluşur?
Genellikle tek bir nedenden değil, birkaç faktörün birleşiminden kaynaklanır:
• Genetik: Ayak yapınız ve basış şekliniz bu duruma yatkın olabilir.
• Dar ve Topuklu Ayakkabılar: Sivri burunlu ya da yüksek topuklu ayakkabılar süreci hızlandırır.
• Artrit: Özellikle romatoid artrit gibi eklem hastalıkları yapıyı bozabilir.
Belirtiler Nelerdir?
• Başparmak kökünde sert ve belirgin şişlik
• Eklem çevresinde ağrı, kızarıklık ve hassasiyet
• Parmaklar arasında sürtünmeye bağlı nasır oluşumu
• Hareket kısıtlılığı ve yürümede zorluk
Tedavi Yöntemleri (Çözümler)
Çoğu zaman ameliyatsız kontrol altına alınabilir:
• Doğru Ayakkabı Seçimi: Geniş burunlu, rahat ve ortopedik ayakkabılar tercih edilmelidir.
• Bunion Pedleri: Parmak arası destekler baskıyı azaltabilir.
• Soğuk Uygulama: Uzun yürüyüşlerden sonra ağrı ve şişliği azaltır.
• Cerrahi Müdahale: Günlük yaşamı etkileyen şiddetli durumlarda doktor kontrolünde değerlendirilir.
Unutmayın:
Ayak ağrılarını erken dönemde ciddiye almak çok önemlidir. Bugün yapacağınız küçük bir ayakkabı değişikliği, gelecekte büyük sorunları önleyebilir!

AMELİYAT ÖNLÜĞÜ

 



Doktorlar Ameliyat Sırasında Neden Beyaz Değil de Yeşil veya Mavi Önlük Giyerler?


Bu yeşil önlükler ilk olarak 20. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. Bu dönemde cerrahlar, çok masum görünen beyaz önlüklerin o kadar da masum olmadıklarını fark etmeye başladı. Beyaz önlüklerdeki sorun şuydu; doktorlar gözlerini kanın koyu kırmızı renginden meslektaşlarının beyaz önlüklerine kaydırdıklarında geçici bir körlük geçirebiliyordu. Bunu yağan karın ardından dışarı çıktığınızda gözünüzün yanması olarak düşünebilirsiniz.

Bu sorun doktorların ameliyat sırasında beyaz önlüklere çok uzun süre bakması sonucu baş ağrısı çekmeye başlamasıyla devam etti. 1914 yılında bir doktor, ameliyat sırasında gözlerin daha kolay alışacağı yeşil önlüğe geçiş yaptı. Bu geçişin ardından tüm dünyada zamanla cerrahlar yeşil veya mavi önlüklere geçiş yapmaya başladılar.

Ameliyat sırasında tamamlayıcı renkler hayat kurtarıyor.

Özellikle büyük ameliyatlara baktığımızda saatlerce sürdüğünü görürüz. Yani bir ameliyata girdiğinizde belki de 10 saat boyunca tek bir şeye odaklanarak ameliyat yapmalısınız. En ufak bir hatanın insan hayatına sebep olabileceği ameliyatlarda doktorun gözünün her zaman aynı netlikte görmesi gerekiyor. Zaten uzun süren ameliyatlarda sürekli kanla bezenmiş ameliyat bölgesindeki kırmızı tonlara bakan doktorlar, bu sebeple kırmızı rengin zıttı sayılacak yeşil tonlarını tercih ediyorlar.

Peki neden doktorlar mor ya da sarı değil de yeşil ve maviyi ana renk olarak tercih ediyorlar? Bunun da mantıklı bir açıklaması var. Işık spektrumuna baktığımızda kırmızının tam zıddının yeşil olduğu görülüyor. Yeşil rengin olması doktorların kırmızı rengi çok daha iyi bir şekilde görmesini sağlıyor. Eğer önlükler kırmızı renginde olsaydı, odak noktasındaki kırmızı tonları net görünemeyebilirdi.

Konunun özetine baktığımızda doktorların ameliyathanelerde yeşil veya mavi önlük giymelerinin sebebinin ışık spektrumuyla alakalı olduğunu görüyoruz. Kanın ve iç organlarımızın rengi olan kırmızı renginin tam zıttı olan yeşil, doktorların ameliyatta daha iyi görmelerini sağlıyor.

Derleyen: Halil Eryılmaz

PLASEBO

Plasebo diye bir kelime duymuş olabilirsiniz. Önce bu kelimeyle ne kastedildiğini anlatayım. En basit tanımıyla plasebo, içinde gerçek ilaç etken maddesi bulunmayan ama hasta tarafından ilaç gibi algılanan madde ya da uygulamadır. Şeker hapı, serum fizyolojik enjeksiyon ya da etkisiz bir krem plasebo olabilir. Asıl soru şudur : İçinde ilaç yoksa nasıl etki ediyor?

Beynin ve beklentinin gücü : İnsan beyni sadece düşünmez, aynı zamanda vücudu da yönetir. Bir kişi “Bu ilaç bana iyi gelecek” diye güçlü biçimde inanırsa, beyin bazı biyokimyasal süreçleri gerçekten harekete geçirir. Örneğin ağrı kesici aldığını düşünen kişide beynin endorfin salgısı artabilir, ağrı algısı azalabilir, kaygısı azalabilir, çarpıntı hissi hafifleyebilir. Yani ortada “hayali” bir iyileşme yoktur. Gerçek fizyolojik değişiklikler olabilir.
Plasebo nerede kullanılır? En çok bilimsel ilaç araştırmalarında kullanılır. Yeni bir ilacın gerçekten işe yarayıp yaramadığını anlayabilmek için, bir grup gerçek ilaç alırken diğer grup plasebo alır. Eğer gerçek ilaç, plasebodan belirgin şekilde daha iyi sonuç veriyorsa, o zaman etkili olduğu kabul edilir. Bu yöntem modern tıbbın en önemli güvenlik mekanizmalarından biridir.
Plasebo her hastalığı iyileştirir mi? Hayır.
Genel ağrılar, baş ağrısı, fonksiyonel bağırsak şikayetleri, hafif anksiyete belirtileri
gibi durumlarda belirgin etki gösterebilir. Fakat enfeksiyonu ortadan kaldırmaz, tümörü küçültmez, kırık kemiği kaynatmaz, diyabeti tedavi etmez. Yani ciddi organik hastalıklarda gerçek tedavinin yerini tutmaz.
Bu konu neden önemli? Günümüzde bazı ürünler, “çok iyi geliyor” şeklindeki kişisel deneyimlerle pazarlanabiliyor. Oysa iyileşme hissinin bir kısmı plasebo etkisinden. kaynaklanabilir. Bu nedenle “İyi hissettim” ile “Bilimsel olarak etkili” kavramları aynı şey değildir.

Not :Paylaşımlarım genel bilgilendirme amaçlı olup mesajlaşarak tanı koymaya ve tedavi önermeye yönelik değildir.
Dr. Cemal Nuri Gürbüz, İç Hastalıkları Uzm.

(Alıntıdır.)

BALMUMU


Balmumu, işçi arıların karın bölgesindeki balmumu üreten bezlerden doğal olarak salgılanan bir maddedir.

Arının coğrafi konumuna, beslenmesine, mevsimselliğine ve çevresel etkilere bağlı olarak, balmumunun bileşimi renk ve katkı maddeleri gibi faktörlerde değişiklik gösterebilir. Balmumu doğal halinde genellikle beyazdır ve bal ve polenle temas ettikten sonra sarıya döner. Ayrıca, balmumu, dışarıdan veya içeriden elde edilen polen yağları ve propolis gibi bileşenler içerebilir.

Arılar tarafından esas olarak petek hücreleri inşa etmek için kullanılan balmumu, eski ve modern zamanlarda birçok amaç için benimsenmiştir. Mısırlılar, Yunanlılar, Romalılar ve Çinliler, balmumunda mum yapımında, mumyalama uygulamalarında ve hatta tıbbi amaçlar için potansiyel bulmuşlardır.

Günümüzde, ticari olarak temin edilen balmumu, Apis cinsine ait arılardan , özellikle A. mellifera ve A. cerana türlerinden elde edilmekte olup, çeşitli mumların, vernik ve cila gibi son işlem ürünlerinin, ilaç geliştirmenin ve kozmetik ürünlerinin üretiminde kullanılmaya devam etmektedir.

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), sarı ve beyaz balmumunu gıda katkı maddesi ve gıda ambalajlarında kullanım için "Genel Olarak Güvenli Kabul Edilen" madde olarak belirlemiştir.

Balmumu işlemesi genellikle gaz kromatografisi ve kütle spektrometrisi teknikleri kullanılarak yapılır. Dinamik kimyasal özellikleri, oda sıcaklığında katı halde, ısı uygulandığında ise sıvı halde bulunmasına olanak tanır.

Yapısal olarak, alkanlar, alkenler, serbest yağ asitleri, monoesterler, diesterler ve hidroksi-monoesterler bu hidrofobik bileşiği cilt bakım ürünlerinde tıkayıcı, yumuşatıcı ve nemlendirici olarak kullanışlı hale getirir.

Balmumuna genellikle propolis adı verilen bir bileşen eklenir. Propolis, fenolik asitler, esterler, flavonoidler ve aromatik bileşiklerden oluşur. Yüksek düzeyde propolis içeren balmumu, antioksidan, antimikrobiyal ve antienflamatuvar özellikler sağlamaya yardımcı olur.
İnsan vücudunun en büyük organı olan deri, çok sayıda dış çevresel tahriş ediciye karşı koruma sağlar. Stratum corneum (SC) adı verilen en dış katman, deri bariyerinin korunmasında hayati bir rol oynar. Transepidermal su kaybı (TEWL), SC yoluyla pasif olarak gerçekleşir ve deri bariyerinin bütünlüğünün bir göstergesidir. Deri bariyeri bozulduğunda, atopik dermatit (AD), kserozis kutis ve sedef hastalığı dahil olmak üzere çeşitli deri hastalıkları tetiklenebilir.

Birçok cilt bakım ürününde bulunan balmumu gibi tıkayıcı maddeler, aşırı TEWL'yi tamponlamaya yardımcı olabilir. Literatürde tanımlanan balmumunun cilt bakımındaki diğer kullanımları arasında yanıkların, ülserlerin ve yaraların tedavisi yer almaktadır. Bu makale, balmumunun cilt bakımındaki kullanımlarını karakterize eden bilimsel makalelerden oluşan bir derlemeyi açıklamayı amaçlamaktadır.

Dipce: Kırışıklıkları açar, doldurur ve cilt kırışıklığını önler, Göz altı ve çevresi için uygundur. Bal mumu sayesinde leke gidermede etkilidir. Cilt yaralarına iyi gelir iyileştirir.

Sifin

PUNCH'IN HİKÂYESİ




PELÜŞE SARILAN YAVRU MAYMUN: PUNCH’IN HİKÂYESİ

Japonya’da bir hayvanat bahçesinde dünyaya gelen yavru Japon makakı Punch, doğumdan kısa süre sonra annesi tarafından bakımsız bırakıldı. Bu durum primatlarda nadir değildir; genç, deneyimsiz ya da stres altındaki anneler bazen yavruyu sahiplenmeyebilir. Böyle durumlarda bakım ekibi devreye girer ve yavruyu insan eliyle büyütür.
Punch da özel bakıma alındı. İlk günlerde huzursuz olduğu, sık sık annesini arar gibi sesler çıkardığı gözlemlendi. Bunun üzerine bakıcılar ona yumuşak bir peluş oyuncak verdi. Amaç oyuncakla oynaması değildi; güven duygusunu desteklemekti.
Yavrunun peluşa sarılarak uyuduğu, onu yanından ayırmadığı ve özellikle stresli anlarda oyuncağa tutunduğu görüldü. Bu görüntüler kısa sürede yayıldı ve birçok insana dokundu. Çünkü ortada çok tanıdık bir sahne vardı: Güven arayan bir yavru.
Bilimsel açıdan bakıldığında bu davranış şaşırtıcı değil. Primat yavruları için fiziksel temas, sadece beslenme kadar değil, ondan da önemli bir ihtiyaçtır. Dokunma ve yakınlık, stres hormonlarını düşürür, kalp atışını düzenler ve gelişimi destekler. Annesinden ayrı büyüyen yavruların yumuşak bir nesneye bağlanması, güven duygusunun yerini doldurmaya yönelik doğal bir tepkidir.
Hayvanat bahçesindeki hedef ise Punch’ın peluşa bağımlı kalması değil. Asıl amaç, onun zamanla kendi türüyle sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilmesi. Çünkü makaklar sosyal canlılardır; oyun, temas ve hiyerarşi içinde büyürler. Bu yüzden bakım süreci kontrollü ve aşamalı şekilde yürütülür.
Punch’ın hikâyesi aslında bir peluş hikâyesi değil. Bu, temasın ve güvenin ne kadar temel bir ihtiyaç olduğunu hatırlatan bir örnek.

KAPLUMBAĞA

 



Kaplumbağa Kabuğu: En Etkileyici Zırhlarından Biri
Kaplumbağaların kabuğu, yaklaşık 50 farklı kemiğin kaynaşmasıyla oluşmuş tek parça koruyucu bir yapıdır. Bu yapı, basit bir dış kaplama değildir; doğrudan kaplumbağanın iskelet sisteminin bir parçasıdır ve omurga ile kaburgalara bağlıdır.
İskeletle Bütünleşmiş Bir Koruma Sistemi
Kaplumbağa kabuğu iki ana bölümden oluşur:
• Karapaks (üst kısım): Sırt bölümünü korur.
• Plastron (alt kısım): Karın bölgesini korur.
Bu iki yapı birlikte çalışarak kaplumbağanın hayati organlarını dış tehditlere karşı korur.
Skutlar: Ekstra Dayanıklılık
Kemik yapının üzeri, skut (keratin plakalar) adı verilen sert tabakalarla kaplıdır. Bu plakalar:
• Kabuğa ekstra dayanıklılık sağlar
• Travmalara karşı korumayı artırır
• Türlere özgü desen ve renk farklılıklarını oluşturur
Bu benzersiz tasarım, kaplumbağa kabuğunu hayvanlar âlemindeki en dikkat çekici doğal savunma mekanizmalarından biri hâline getirir.
Kaynaklar
• National Geographic – Kaplumbağa anatomisi ve kabuk yapısı
• Smithsonian National Museum of Natural History – Sürüngen iskelet yapıları
• Encyclopaedia Britannica – Testudines (kaplumbağalar) biyolojisi

Not: Kaplumbağa kabuğu canlı bir dokudur; hasar gördüğünde belirli ölçüde iyileşme gösterebilir ancak ciddi yaralanmalar veteriner müdahalesi gerektirir.


HAYRETTİN KARACA



Hayrettin Karaca (4 Nisan 1922, Bandırma - 20 Ocak 2020, İstanbul), Türk sanayici ve çevre aktivisti. Babası Örmeci Hocazade Halil Efendi, annesi Zehra Hanım olup her ikisi de Kırım muhaciri idi.

İş hayatı

Liseyi bitirdikten sonra ailesinin triko-örme işinin başına geçip onu ülkenin en başarılı sanayi kuruluşlarından biri haline getirdi. Karaca firması Türkiye'de ihracatın liderliğini yapmış, üstelik bunu diğer kuruluşlardan neredeyse 20 yıl önce gerçekleştirmiştir. Hayrettin Karaca bu konuda şöyle konuşmuştur:

"Ben sanayici olmak istemiyordum. İstediğim edebiyatla ilgilenip kalan zamanımı doğayla iç içe geçirmekti. Fakat o günlerde babamıza karşı çıkmak söz konusu değildi."

Ellili yaşlarında, Türkiye'nin ilk özel arboretumunu kurdu. Yurt içi ve yurt dışında gezdiği her yerden tohumlar topladı, botanik bahçelerini gezdi, bağlantılar kurdu. Bugün Yalova'daki Karaca Arboretumu, dünyanın her yerindeki botanikçiler tarafından bilinmektedir. 

Yılda iki kez yayınlanan Arboretum Magazine bilim adamlarının araştırma ve görüşlerinin yayınlandığı bir forumdur. 14.000 türü barındıran arboretum aynı zamanda ülkenin tehlikedeki türleri için bir gen koruma merkezidir.

Hannover Üniversitesi'nden ekoloji profesörü Franz H. Meyer, Hayrettin Karaca'dan "Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım." diye bahsetmiştir.

Ayrıca, TEMA Vakfı'nın kurucularındandır. Kendisiyle yapılan nehir söyleşiden Erozyon Dede- Hayrettin Karaca Kitabı başlıklı bir kitap yayınlanmıştır.

Hayrettin Karaca'nın ilk evliliğinden 1942 yılında oğlu Atay Karaca doğdu. Eşi genç yaşta hayatını kaybedince Sevim hanımla evlendi ve 3 çocuğu oldu. Bu evliliğinden olan oğlu Halil Karaca, 1984 yılında ameliyat esnasında öldü. İlk eşinden olan oğlu Atay ise 1993 yılında eşi Canan Karaca tarafından öldürüldü.

"Toprak Dede" adıyla bilinen TEMA Vakfı kurucu Onursal başkanı Hayrettin Karaca 20 Ocak 2020 tarihinde İstanbul'da 97 yaşında ölmüştür. Cenazesi 22 Ocak 2020'de Fatih Camii'nden alınarak Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilmiştir.

Ödülleri






TOPRAK DEDE VE KIRMIZI KAZAĞIN HİKAYESİ

Yakın zamanda kaybettiğimiz Hayrettin Karaca hakkında yazmak istedim bugün, çünkü bazı insanlara saygı ömründen daha uzun sürüyor, Hayrettin Karaca’da bu ülkede o saygıya layık bir ömür sürdü ne mutlu ki.
Aslına bakarsanız birisini kaybettiğimiz de herkes kendi içindekini uğurlar.
Böyle düşündüğümüzde ise, kimine göre iş adamıdır, kimine göre TEMA Vakfı kurucusudur ve kimine göre Toprak Dede’dir o, fakat hangisinin içine baksak “insan” kalır nihayetinde ve ben sadece insani tarafıyla uğurlarım insanları gidişlerinde… Kırmızı kazağın hikayesi ise bambaşkadır…
Mesela der ki bir röportajında; “çok ödül aldım, ama en büyük ödülüm iki tanedir:
“Bunlardan biri, 2500 metre yükseklikte bir dağda, bir çocuğun beni gösterip, arkadaşlarına, “koşun koşun erozyon dede gelmiş” demesidir.
Diğeri ise bir kula nasip olmuş en büyük ödüldür, daha büyük ödül olacağına inanmıyorum, bu ödül Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmamdır. Her ödülün kişiye verdiği bir sorumluluk vardır. Ben bu sorumluluk altında yaşıyorum, zaten beni çağıran da budur.”
Şimdi şu cümleleri okuduğumda benim için geriye sadece İNSAN kalıyor.
Ve bu yüce insan, delik deşik olmasına rağmen kırmızı bir kazak giyerdi hep, ayakkabıları yamalı, sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters yüz ettiği gömleklerini ise yıllardır kullanırdı.
“Param var ama tüketmeye hakkım yok” derdi bu durum için, “Al, tüket ve yok et” diyen tüketim toplumuna karşı savaş açmıştı adeta.
Bizlere gördüğümüzden daha çok şey öğretmek ister gibiydi hep.
Peki ” Kırmızı Kazağın Hikayesi “ni kendi sözlerinden öğrensek geriye bu defa sizce ne kalırdı?

Kırmızı Kazağın Hikayesi
Bilir misiniz üzerinden hiç çıkarmadığı kırmızı kazağının, 1993 yılında eşi tarafından öldürülen oğlu Atay Karaca’nın artık ipliklerden ördüğünü ve senelerdir sadece bu sebeple bu kazağı üzerinden hiç çıkarmadığını…
Der ki onunla yapılan bir söyleşi de; “Rahmetli oğlumdan kazak istemiştim. O da topladığı artık ipliklerle bu kazağı yapmış.16 yıldır bunu giyiyorum, sonsuza kadar da giyeceğim..”
Herkes birinin gidişinde kendi içindekini uğurlar demiştim ya yazımın başında; işte ben en çokta iki oğlunu, çok sevdiği karısını toprağa vermiş ve kendini toprağa adamış, topraktan kuvvet toplamaya çalışan o insanı uğurladım bu gidişte.
İnsan zengin de olur, vakıfta kurar, herkes onu çokta sever, fakat değişmeyen tek şey içeride gizli, o derin insani izlerdir.
İşte ben o izlerin insanını uğurladım kendi içimde o gittiğinde.
Belki bu bir ölüm değil, yeniden doğumun ta kendisidir kim bilir, zira gidişinde geriye iz bırakan herkes için bu böyledir.
Bil ki senden öğrenmeye devam edeceğiz biz.
Bu ülkeye kattığın her şey için sonsuz teşekkürler ederiz, karıştığın toprağında huzurla uyu TOPRAK DEDE.