3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



AZİM




İlk iki kişilik bisiklet, doğuştan kolları olmayan Charles Tripp ve doğuştan bacakları olmayan Eli Bowen adlı iki İngiliz akrobat tarafından icat edildi.

Onlara neyin ilham verdiği sorulduğunda, cevapları basit ve etkiliydi:
"İmkansızlık. Bahanemiz yoktu, başka seçeneğimiz yoktu. Yaşamak zorundaydık, çalışmak zorundaydık - bu yüzden onu icat ettik."
Hikayeleri bize hayati bir şeyi hatırlatıyor: "İmkansız" kelimesiyle her karşılaştığımızda, her zaman ileriye giden bir yol vardır.
Belki de imkansız çoğu zaman çok erken pes edenler için kullanılan bir kelimedir.
Kaynak Cienciatum Sorpréndete



23 NİSAN ULUSAL EĞEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI

 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış yıldönümü olan 23 Nisan'da Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kutlanan ulusal ve resmî bir bayramdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ulusal bayramı olma özelliğini taşıyan bu bayram, Türkiye'de 1921'den itibaren "23 Nisan Millî Bayramı" adıyla kutlanmaya başlanmıştır. İlk başta yasal adı "Çocuk Bayramı" olmasa da daha sonra çocuklara neşeli bir gün geçirtme ve Himaye-i Etfal Cemiyeti'ne gelir yaratma amacıyla 1927'den itibaren çocuk bayramı olarak kutlanmıştır. Bayramın adı 1935'te "Hâkimiyet-i Milliye Bayramı", 1981 yılında ise "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olmuştur. UNESCO'nun 1979'u "Çocuk Yılı" olarak duyurmasının ardından, devlet kanalı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği'ni başlatması ile bu bayram uluslararası düzeye taşınmıştır.

Devrin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün 1933 yılında başlattığı, 23 Nisan'da çocukları makamına kabul edip onlarla sohbet etme âdeti bu bayramın bir parçası olarak yaygınlaşıp gelenekselleşmiş; devlet adamlarının makam koltuklarına çocukları oturtma geleneği 2013 yılına kadar devam etmiştir. Yine 1933'te stadyumlarda beden hareketleri gösterileri ile kutlama geleneği başlamış; bayramın stadyumlarda binlerce öğrenci ve devlet protokolünün katıldığı gösterilerin yerini 2013'ten itibaren, sokaklarda karnaval havasında kutlamalar almıştır.

23 Nisan günü, Türkiye'de ve KKTC'de Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanır.

Kosova Cumhuriyeti'nde ise Kosova Türkleri, Türkiye Cumhuriyeti'nde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanan 23 Nisan gününü, "Kosova Türkleri Bayramı" olarak benimsemiştir. 2008'de Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra ülkede yaşayan bütün topluluklara kendi millî bayramlarının tarihini seçme ve kutlama hakkı tanınmış ve Kosova Türkleri 23 Nisan gününü seçmiştir. 23 Nisan 2009 tarihinden itibaren 23 Nisan günü, ülkede Kosova Türkleri Bayramı kutlanır.

23 Nisan'ın Türkiye'de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920'de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmış olmasıdır. İstanbul'un işgal edilerek Mebusanın kapatıldığı dönemde Anadolu'da bir direniş başlamış ve bu direnişin bir sonucu olarak Mustafa Kemal Paşa'nın çağrısı ile Ankara'da bir meclis toplanmıştı.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, TBMM'nin açıldığı "23 Nisan" gününde her yıl kutlanmaktadır.

Milletvekili seçimleri Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başladı, yine Mustafa Kemal Paşa'nın 21 Nisan'daki genelgesiyle meclisin açılacağı tarih duyuruldu ve seçilen milletvekillerinin Ankara'ya gelmesi istendi. Meclis, 23 Nisan 1920'de Ankara'da belirlenen 337 milletvekilinden 115'inin katılabildiği ilk toplantısını gerçekleştirdi.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır:

TBMM'nin kuruluşunun 1921'den itibaren 23 Nisan'ın "23 Nisan Millî Bayramı" adıyla ülkenin ilk millî bayramı olarak kutlanışı, 1922 yılının 1 Kasım günü saltanatın kaldırılışı nedeniyle 1 Kasım'ın "Milli Hakimiyet Bayramı" olarak kutlanışı; Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin herhangi bir yasa olmaksızın, 1927'dan itibaren "Çocuk Bayramı" düzenleyip kutlaması.

1921'de çıkarılan 23 Nisan'ın Milli Bayram sayılmasına dair kanun ile, Türkiye'nin ilk ulusal bayramı olmuştur. Bayram, kanunen halen Osmanlı saltanatının hüküm sürdüğü bir dönemde ortaya çıktı. Adında ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi. Ancak 23 Nisan 1922'de Ankara'da yapılan ilk kutlamalarından itibaren çocukların ön plana çıktığı bir bayram oldu.

1 Kasım 1922'de Türkiye'de saltanat kaldırıldı. 1 Kasım, "Hâkimiyet-i Milliye Bayramı" (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edildi. Ancak daha sonraki yıllarda, 1 Kasım değil, TBMM'nin açılış tarihi olan 23 Nisan "Millî Hakimiyet Bayramı" olarak kutlandı.

23 Nisan 1922'de ilk Hâkimiyet-i Milliye Bayramı kutlamaları için meclis önünde askerî birlikler ve okulların katıldığı büyük bir geçit merasimi düzenlendi. Mustafa Kemal, şu sözlerle günün önemini dile getirdi:

Vatanın düşman işgalinden kurtarılmasının da etkisiyle 23 Nisan 1923 yılı Hâkimiyet-i Milliye Bayramı daha coşkulu kutlandı. İlk kez İstanbul'da da bayram kutlandı; İstanbul'daki kutlamalar Gülhane Parkı'nda gerçekleşti; Muhtelif mevkilerden 21 pare top atılmış ve vilayette tebrik merasimi ve gece fener alayları ile devam etti.

1935'te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve "23 Nisan Millî Bayramı’nın adı "Millî Hakimiyet Bayramı" haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.

23 Nisan'ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM'nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. 23 Nisan gününün çocuklarla ilişkilendirilmesi, 23 Nisan 1927'de Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin o günü "Çocuk Bayramı" olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin 23 Nisan'la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır.

23 Nisan Hâkimiyet-i Milliye Bayramı'nın 1922 yılında Ankara'da yapılan ilk kutlamalarında geçit töreni yapan askerler ve talebeler ön plana çıkmıştı. Himaye-i Etfal Cemiyeti yöneticileri Mustafa Kemal'in de desteğini alarak 23 Nisan 1923'teki millî bayram için pullar bastırdı ve sattı. 23 Nisan 1924'te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde "Bugün Yavruların Rozet Bayramıdır" ibaresi yer aldı. Himaye-i Etfal’ı, Cumhurbaşkanının eşi Latife Hanım'ın temsil etmesi, 23 Nisan kutlamalarında çocukların öne çıkmasında etkili oldu. 1925 yılı kutlamalarında gazetelere ve yorumlarda 23 Nisan'ın aynı zamanda bir Himaye-i Etfal Günü olduğu belirtildi, basında çocuk meselesi gündeme geldi; böylece Çocuk Bayramı’nın temelleri atıldı.

23 Nisan; 1925 yılında "Çocuk Günü", 1926'dan itibaren "Çocuk Bayramı" olarak görülmeye başladı. Nihayet 23 Nisan 1927'de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur:

"Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara'da ilk teşkile günü olan millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tespit edilmiştir. Bize yeni bir vatan ve yeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakâr gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evlatları ve nihayet alelıtlak bütün muhtaç-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şefkatli ve alicenap hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layığı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder."

Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da bundan sonra 23 Nisan ‘Millî Hâkimiyet Bayramı’nın yanı sıra "Çocuk Bayramı" olarak da kutlandı.

Kapsamlı olarak ilk kez 1927'de kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927'deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara'daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey'in çocukları da katılmıştır.

1929'dan itibaren 23-30 Nisan haftası "Çocuk Haftası" olarak kutlanmıştır. 70'li yıllara kadar ulusal boyutta yaygınlaşıp ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına, 1975'te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katıldı ve bir hafta çocuk programları yayımladı.

1978'de Meclis Başkanlığının izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979'da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980'de de bütün illerden gelen çocuklarla "Çocuk Parlamentosu" oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

Bayramın en son şeklini alışı 1981'de gerçekleşti. 1980 darbesi döneminde Millî Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" adını vermiştir.

2013'te ulusal bayramlar ve anma günlerine ilişkin yönetmelikteki düzenlenme ile 23 Nisan'daki kutlamaların ”Ulusal Egemenlik” ile ”Çocuk Bayramı” olmak üzere iki ayrı programla yapılmaya başladı. Yönetmeliğe göre 23 Nisan'da bayram, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenir. Devlet koltuklarına çocukların oturtulması uygulaması ve stadyum kutlaması kaldırılmıştır.

23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti'nde 23 Nisan 1921'de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.

Yeni uygulamaya konulan yönetmeliğe göre, önceki yıllarda uygulanan koltuk devri uygulamasına son verildi. Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda çocuklara koltuk devretme uygulaması kaldırıldı. 23 Nisan'ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927'de Atatürk'ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara'da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928'de Dr. Fuat (Umay) Bey'in teklifiyle daha geniş içerikli bir program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929'daki 23 Nisan'dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl bayram yine 23 Nisan'da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı'nın bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır. Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay'ın teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan 1932'de yürürlüğe girdi.

1933 23 Nisan'ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey'in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933'te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935'teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da Milli Hâkimiyet Bayramı'nın yanında "23 Nisan Çocuk Bayramı", devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.

1970'lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir bayram halini almıştı. 1975'ten itibaren TRT de programlarıyla destek vermiş, 1979'da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980'de de "Çocuk Parlamentosu" oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı'yla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981'de birleştirilecekti.

Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye'de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 24 Nisan günü de tatildir.

1979 yılında düzenlenmeye başlayan TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği, 23 Nisan'ı tüm dünya çocuklarının kutladığı bir bayram haline getirmeyi amaçlayan bir şenliktir. İlkine yalnızca SSCB, Irak, İtalya, Romanya ve Bulgaristan'ın katıldığı şenlik, günümüzde yaklaşık 50 ülkenin çocuklarının katılımıyla düzenlenmektedir. 1979'dan 2000'e kadar Türkiye'nin başkenti Ankara'da düzenlenmiş, ondan sonra Türkiye'deki başka kentlerde de gerçekleştirilmiştir.









MAPUS




Çorum Cezaevinde Yaşanan Gerçek Hikaye

1940'lı yıllarda Çorum Cezaevi'nde yaşanan "Mapus" adlı kedinin hikayesi Mapus'un fotoğrafı olmadığı için baş kedi, kedi Leydi.
Türk Edebiyatı'nın ünlü yazarlarından Kemâl Tahir 1940'lı yıllarda Çorum Cezaevi'nde yatıyordu, suçu kitap yazmak...
O yıllar, İkinci Dünya Savaşı yılları, Türkiye savaşa katılmamış ama dolaylı yoldan etkilenmiş, memlekette kıtlık başlamış, halk temel ihtiyaç maddelerini temin etmekte zorlanıyor. Yokluğun olduğu yerde suç oranı artar, cezaevleri dolup taşıyor.
Çorum Cezaevi Müdürü kitap okumayı seven entelektüel bir adam, Kemâl Tahir de o dönemin en ünlü yazarı; hâl böyle olunca Müdür Bey Kemâl Tahir'e birtakım imtiyazlar veriyor, tek kişilik koğuşta kalmasını sağlıyor ve bir daktilo getirtiyor.
O yıllarda toplumun eğitim düzeyi bugünkü gibi değil, cezaevlerindeki mahkumların belki de yarısı okuma yazma bilmiyor.
Mahkumun evrak işi hiç bitmez, cezaevinde Kemâl Tahir'den başka düzgün yazı yazabilen kişi yok; mahkumlar savunma ve temyiz dilekçeleri yazdırabilmek için O'nun koğuşunun önünde sıraya giriyorlar.
O günlerde Kemâl Tahir, Cezaevi Müdürü'nden bir kedi yavrusu istiyor. Cezaevinde kuş harici hayvan beslemek yasaktır ama Müdür Bey çok değer verdiği ünlü yazarı kırmıyor, sokaktan aldığı bir yavruyu O'na hediye ediyor.
Kemâl Tahir, romanlarında sıkça bahsettiği kedisine işte böyle kavuşuyor ve adını Mapus koyuyor. Öyle ya, cezaevinde yaşayan kedi de aslında bir mahkum, diğer deyişle bir mahpus.
Mahkumların dilekçe yazdırmak için koğuşunun önünde sıraya girdiklerini belirtmiştim fakat herkes için dilekçe yazmaz Kemâl Tahir, sadece kader mahkumları için yazar.
Birgün Çorum Cezaevi'ne Malatya Cezaevi'nden sevk edilen bir tutuklu geliyor, üç kişiyi öldürdüğü gerekçesiyle idam cezasına mahkum edilmiş ama dosyasına kesinleşme şerhi konulmamış, temyizde bekliyor... Lâkabı "İdamlık Yusuf"...
Okuma yazma bilmeyen Yusuf'un kendini savunabilecek durumu yok, O da namını çok işittiği Kemâl Tahir'den yardım istiyor fakat sadece kader mahkumları için dilekçe yazan Kemâl Tahir, üç kişiyi öldürdüğü iddia edilen Yusuf'u öyle görmediği için ilgilenmiyor.
Aradan biraz zaman geçiyor.
Bir sabah Kemâl Tahir avluya çıkmış, çayını ve sigarasını içerken, biraz ilerideki duvarın dibinde kedi Mapus'un başını okşayan Yusuf'a gözü takılıyor. Çağırıyor yanına...
Yusuf geliyor, "Buyur Beyim, bir isteğin mi var?"
"Sen gerçekten üç kişiyi öldürdün mü?"
"Onları ağanın oğlu öldürdü, ben gariban bir marabayım, suçu üstüme yıktılar Beyim."
"İkindi vakti koğuşuma gel de konuşalım."
"Sağ ol Beyim... Lâkin daha önce benimle ilgilenmemiştin, sorduğum için af buyur ama şimdi ne oldu?"
"Bu kedi herkese yanaşmaz, senin kalbinin temiz olduğunu hissetmiş ki yanına gelmiş... Katil olmadığını anladım, sana yardım edeceğim."
Fazla uzatmayalım... Kemâl Tahir, Cezaevi Müdürü'nün de yardımı sayesinde Yusuf'a verilen idam cezasının temyizde bozulmasını sağladı, Yusuf tekrar yargılandı. Bu süre içerisinde Yusuf'un köyünde başka cinayetler de işlendi ve yürütülen soruşturma neticesinde tüm cinayetlerin köy ağasının oğlu tarafından işlendiği ortaya çıktı.
İdamlık Yusuf beraat etti... Bir kedinin içgüdüsü ve ona güvenen sahibinin iyiniyeti sayesinde adalet yerini buldu.
Kemâl Tahir, cezaevinden çıkarken Mapus'u da beraberinde götürdü... Sonraki yıllarda, Türk Edebiyatı'nın klasikleri arasında yer alan romanlarını yazarken, çok sevdiği kedisi de yanı başında uyuyordu.


PROBLEM İLE ÇÖZÜM

PROBLEM ile ÇÖZÜME ODAKLANMA FARKI

Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).

    Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA'ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C 'ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
    
    Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı...? Kurşun kalem kullandılar.

Durum 2: Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya'daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi.

    Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.
    Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb. karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu.
Buradan çıkarılacak dersler
- Her zaman basit çözümler arayın- Problemleri çözmek için mümkün olan en basit çözümü tasarlayın. Her zaman çözüme odaklanın.

20 MAYIS DÜNYA ARI GÜNÜ


Dünya Arı Günü

Dünya Arı Günü, arıların ekosistem için oynadığı hayati rolü ve sürdürülebilir tarımın desteklenmesindeki önemini kutlamak ve onurlandırmak amacıyla her yıl dünya çapında kutlanan özel bir gündür. Bu etkinlik, arıların ve diğer tozlaştırıcıların korunması, çevresel farkındalığın artırılması ve biyoçeşitliliğin teşviki için önemli bir farkındalık yaratma fırsatı sunar.

Dünya Arı Günü Ne Zaman Kutlanır?
Dünya Arı Günü her yıl 20 Mayıs tarihinde kutlanmaktadır. Bu tarih, modern arıcılığın öncüsü olarak kabul edilen Slovenyalı Anton Janša'nın doğum günü olması sebebiyle seçilmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2017 yılında resmi olarak kabul edilen bu gün, dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanır.

Dünya Arı Günü'nün Amacı Nedir?
Dünya Arı Günü, aşağıdaki hedeflere ulaşmayı amaçlar:
- Arıların gezegen ekosistemindeki hayati rolü hakkında farkındalığı artırmak.
- Arı popülasyonundaki hızlı düşüşe dikkat çekmek ve çözüm yolları teşvik etmek.
- Biyoçeşitliliği koruma ve sürdürülebilir tarımı teşvik etme çabalarını desteklemek.
- İnsanlardan arılara daha duyarlı olmalarını ve kimyasal kullanımına dikkat etmelerini istemek.

Arıların Ekosisteme Katkısı
Arılar, bitkilerin tozlaşmasını sağlayarak hem tarımın hem de doğal ekosistemlerin devamlılığına katkıda bulunurlar. İşte bazı nedenler:
- Tükettiğimiz birçok sebze, meyve ve yem bitkilerinin tozlaşmasında kritik bir role sahiptirler.
- Yaban hayatı için de besin kaynaklarının oluşumunu desteklerler.
- Ormanların ve meraların doğal dengesinin korunmasına yardımcı olurlar.

Küresel Arı Krizi
Son yıllarda iklim değişikliği, artan tarımsal kimyasal kullanımı, habitat kaybı ve hastalıklar nedeniyle arı popülasyonlarında ciddi bir azalma yaşanıyor. Dünya Arı Günü, bu global krizi çözmek için bireyleri, hükümetleri ve kuruluşları birlikte hareket etmeye çağırıyor.

Dünya Arı Günü'ndeki Küresel Etkinlikler
Birçok ülkede konferanslar, atölyeler ve kampanyalar düzenlenerek insanların arılar hakkında eğitilmesi sağlanır. Özellikle çocuklara yönelik eğlenceli aktiviteler, gelecek nesillerin bu konuda bilinçlenmesine yardımcı olur.


İNGİLİZ KEMAL



Ünlü Türk Casusu:

İngiliz Kemal

Gerçek adı:
Ahmet Esat Tomruk
Aynı zamanda 1932'ye kadar da Türkiye hafif sıklet boks şampiyonumuzdur.
Sert yumruklarından ötürü 'Tomruk' soyadını almıştır.

Her Türk gencinin tanıması gereken, İngiliz Kemal lakaplı Ahmet Esat Tomruk, İstiklal Madalyası'yla ödüllendirilen, yakalandığında türlü işkencelere rağmen asla Türkçe konuşmayan bu vatan evladı TBMM'nin kendisine bağladığı aylığı dahi almayarak hayata gözlerini yoksulluk içinde yummuştur.
Sarışın ve mavi gözlüdür.

Galatasaray Lisesi'nde ve İngiltere'de okudu. Boks şampiyonuydu.
Ortalama İngiliz'den daha iyi İngilizce konuşuyordu.
Babası öldüğünde, Ahmet Esat Tomruk 5 yaşındaydı.
Fransızca, Rumca, İtalyanca ve İngilizce bilir. Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir.
Ahmet Esat Bey, İngiliz Sahra Hapishanesinde işkence görmüş ama Türk olduğunu ve görevini asla söylememiştir.

Kaçtıktan sonra Biga'da Kuva-yi Milliyeciler'e sığınmıştı. Bu arada ona ‘İngiliz Kemal’ adı takılmıştır.
Kurtuluş Savaşında Genelkurmay İstihbarat Şubesi'nde görevlendirilmiştir.
Albay İsmet Bey'in huzuruna çıkarılan Ahmet Esat, burada tabanca, bayrak ve Kur'an üzerine elini koyarak sadakat yemini etmiştir.

Görevi Yunan ordusu karargahına girip gerekli bilgileri toplamaktır.
Antalya'dan Rodos'a geçer
Burada kendini Amerikalı gazeteci olarak tanıtır. Kumardan, hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlar.
Ahmet Esat Bey'in İzmir'deki hayatı bonkör bir Amerikalı gibi geçmiştir. Ahmet Esat Bey, üst düzey Yunan subaylarıyla da samimiyetini arttırmış hatta onların en gizli toplantılarına dahi katılmış, aldığı bilgileri İzmir'deki kendisi gibi görevli bulunan Uşaklı Alaattin Tiritoğlu vasıtasıyla Antalya Mutasarrıfı Aşir Bey'e aktarmıştı.

Ancak bir süre sonra ihbar sonucu yakalanmıştı. Fakat o, bu tutukluluk dönemi sırasında hiçbir şekilde Türkçe konuşmayarak kimliğinin meçhul kalmasını sağlamıştı.
Hatta Yunan hakimler bile onun Amerikalı olduğuna kanaat getirmişlerdi.
Yunan ileri harekatı başlayınca Ankara'ya giden İngiliz Kemal, Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey ve Fevzi Paşa tarafından da kabul edilmiştir.
Anadolu'ya geri döndüğünde ona yeni bir görev verilir ve Batı Trakya'ya gönderilir. Burada o esnada Yunan ordusunun hizmetindeki Ermeni General Antranik'in karargahına sızmayı başarır ve çok değerli bilgileri Ankara'ya ulaştırır.

Savaştan sonra bu kahraman vatan evladı Ahmet Esat Tomruk namı diğer İngiliz Kemal İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir ve 14 Şubat 1966’da derin izler bıraktığı bu dünyadan sessizce ayrılır.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

PİZZA

1989 yılı... Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır. Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.

Bekledikleri gibi olmaz. Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez. Dükkanlar kapatılır. Geri dönülür.

1991 yılı.Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür. Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder. Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.

Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal. Yayınlanmaya başlar.

Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur. Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.
1994 yılına gelindiğinde çizgi film dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır. Bu çocuklar tuhaf bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.
Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez. Talep gitgide artar. Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar. Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder. Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelmiştir.
Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgi filmi çoktan tahmin ettiniz değil mi? Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar!"
O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.
Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgi filmi ilk izleyenler 30’larına geldi.
İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu. Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.
İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor
“Pizza mı söylesek?”

Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.
İşte algılarımız böyle yönetiliyor.20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.
Bizim eğlenceli diye izlediğimiz masum çizgi filmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.
Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…

Bu sadece bir örnekti,
Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.
Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 150 lira ödüyor olmamızın müsebbibi. Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için pet şişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “mutluluk” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu.
O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hâlâ bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?

İşte bu yüzden unutmayalım; bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.
İnanmadan etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.
"Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu MalcolmX, Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar.
Afiyet olsun!



Pizza, domates, peynir ve genellikle çeşitli diğer malzemelerle (mantar, soğan, zeytin, ananas, et vb.) yenen bir yemektir. Üstü genellikle yuvarlak, düz bir mayalı buğday bazlı hamur tabanından oluşan İtalyan kökenli bir yemektir. Geleneksel olarak taş fırında yüksek sıcaklıkta pişirilir. Küçük bir pizzaya bazen pizzetta denir. Pizza yapan bir kişi pizzaiolo olarak bilinir.

İtalya'da bir restoranda servis edilen pizza, dilimlenmeden sunulur ve bıçak ve çatal kullanılarak yenir. Ancak gündelik ortamlarda, elde tutularak yenmek üzere dilimler halinde kesilir.

 



CELAL ŞENGÖR



CELAL ŞENGÖR Hoca'dan Müthiş Yazı...

Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur, plansız şehirlere şekilsiz gökdelenler inşa ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir.
Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.
Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem(!) padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır...
O, muhteşem(!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekavet denir). Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem(!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (1. Viyana bozgunu 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük(!) padişah efendimizin devrindedir.. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya oturan büyük(!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı...
Büyük(!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı 1. François'i hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?
Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu..
Artık yeter!. Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip büyütüyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz... Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım...
Prof. Dr. Celal Şengör
Ayrıca, halka bilgi vermekten çok uyutmaya odaklanan, kavgalarla Reyting toplamaya çalışan, yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan, saçma sapan programlardan da bıktık, usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı öğretici programlar yapmalarını diliyorum.
Atilla Saran paylaşımı..
(Alıntıdır.)

***

Ali Mehmet Celâl Şengör (d. 24 Mart 1955, İstanbul), Türk yer bilimciakademisyen ve yazardır. Yapısal yer bilimi ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile tanınır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir.

Şengör; Türkiye Bilimler Akademisi, ABD Ulusal Bilimler AkademisiAmerikan Felsefe TopluluğuRus Bilimler AkademisiAlman Leopoldina Ulusal Bilimler AkademisiAvusturya Bilimler Akademisi ve Sırp Bilimler ve Sanatlar Akademisi üyesidir. Mehmet Fuad Köprülü'den sonra Rus Bilimler Akademisi'ne seçilmiş ikinci Türk profesördür. 2010 yılında, Alman Jeoloji Derneği tarafından Gustav Steinmann Madalyası'na layık görülmüştür. FransaBirleşik KrallıkAvusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, 1988 yılında Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru unvanına sahip oldu. 1990 yılında Avrupa Akademisi'ne kabul edilen Şengör, aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991'de ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991'de Kültür Bakanlığı'nın Bilgi Çağı Ödülü'nü kazandı. 1992'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Ana Bilim dalında profesörlüğe yükseldi. Şengör, 2022 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden emekliye ayrıldı.

ÇİVİ ALFABESİ

 Çivi yazısı, M.Ö. 3200'lü yıllarda Sümerler tarafından Mezopotamya'da icat edilen, kamış kalemlerle yumuşak kil tabletler üzerine yazılan bir yazı sistemidir. Şekiller, çiviye benzediği için bu adı almıştır.