3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



HAYRETTİN KARACA



Hayrettin Karaca (4 Nisan 1922, Bandırma - 20 Ocak 2020, İstanbul), Türk sanayici ve çevre aktivisti. Babası Örmeci Hocazade Halil Efendi, annesi Zehra Hanım olup her ikisi de Kırım muhaciri idi.

İş hayatı

Liseyi bitirdikten sonra ailesinin triko-örme işinin başına geçip onu ülkenin en başarılı sanayi kuruluşlarından biri haline getirdi. Karaca firması Türkiye'de ihracatın liderliğini yapmış, üstelik bunu diğer kuruluşlardan neredeyse 20 yıl önce gerçekleştirmiştir. Hayrettin Karaca bu konuda şöyle konuşmuştur:

"Ben sanayici olmak istemiyordum. İstediğim edebiyatla ilgilenip kalan zamanımı doğayla iç içe geçirmekti. Fakat o günlerde babamıza karşı çıkmak söz konusu değildi."

Ellili yaşlarında, Türkiye'nin ilk özel arboretumunu kurdu. Yurt içi ve yurt dışında gezdiği her yerden tohumlar topladı, botanik bahçelerini gezdi, bağlantılar kurdu. Bugün Yalova'daki Karaca Arboretumu, dünyanın her yerindeki botanikçiler tarafından bilinmektedir. 

Yılda iki kez yayınlanan Arboretum Magazine bilim adamlarının araştırma ve görüşlerinin yayınlandığı bir forumdur. 14.000 türü barındıran arboretum aynı zamanda ülkenin tehlikedeki türleri için bir gen koruma merkezidir.

Hannover Üniversitesi'nden ekoloji profesörü Franz H. Meyer, Hayrettin Karaca'dan "Şimdiye kadar hiç böylesine kişisel çıkar gütmeden, kendini insanlığın yararına çalışmaya adamış birine rastlamadım." diye bahsetmiştir.

Ayrıca, TEMA Vakfı'nın kurucularındandır. Kendisiyle yapılan nehir söyleşiden Erozyon Dede- Hayrettin Karaca Kitabı başlıklı bir kitap yayınlanmıştır.

Hayrettin Karaca'nın ilk evliliğinden 1942 yılında oğlu Atay Karaca doğdu. Eşi genç yaşta hayatını kaybedince Sevim hanımla evlendi ve 3 çocuğu oldu. Bu evliliğinden olan oğlu Halil Karaca, 1984 yılında ameliyat esnasında öldü. İlk eşinden olan oğlu Atay ise 1993 yılında eşi Canan Karaca tarafından öldürüldü.

"Toprak Dede" adıyla bilinen TEMA Vakfı kurucu Onursal başkanı Hayrettin Karaca 20 Ocak 2020 tarihinde İstanbul'da 97 yaşında ölmüştür. Cenazesi 22 Ocak 2020'de Fatih Camii'nden alınarak Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilmiştir.

Ödülleri






TOPRAK DEDE VE KIRMIZI KAZAĞIN HİKAYESİ

Yakın zamanda kaybettiğimiz Hayrettin Karaca hakkında yazmak istedim bugün, çünkü bazı insanlara saygı ömründen daha uzun sürüyor, Hayrettin Karaca’da bu ülkede o saygıya layık bir ömür sürdü ne mutlu ki.
Aslına bakarsanız birisini kaybettiğimiz de herkes kendi içindekini uğurlar.
Böyle düşündüğümüzde ise, kimine göre iş adamıdır, kimine göre TEMA Vakfı kurucusudur ve kimine göre Toprak Dede’dir o, fakat hangisinin içine baksak “insan” kalır nihayetinde ve ben sadece insani tarafıyla uğurlarım insanları gidişlerinde… Kırmızı kazağın hikayesi ise bambaşkadır…
Mesela der ki bir röportajında; “çok ödül aldım, ama en büyük ödülüm iki tanedir:
“Bunlardan biri, 2500 metre yükseklikte bir dağda, bir çocuğun beni gösterip, arkadaşlarına, “koşun koşun erozyon dede gelmiş” demesidir.
Diğeri ise bir kula nasip olmuş en büyük ödüldür, daha büyük ödül olacağına inanmıyorum, bu ödül Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmamdır. Her ödülün kişiye verdiği bir sorumluluk vardır. Ben bu sorumluluk altında yaşıyorum, zaten beni çağıran da budur.”
Şimdi şu cümleleri okuduğumda benim için geriye sadece İNSAN kalıyor.
Ve bu yüce insan, delik deşik olmasına rağmen kırmızı bir kazak giyerdi hep, ayakkabıları yamalı, sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters yüz ettiği gömleklerini ise yıllardır kullanırdı.
“Param var ama tüketmeye hakkım yok” derdi bu durum için, “Al, tüket ve yok et” diyen tüketim toplumuna karşı savaş açmıştı adeta.
Bizlere gördüğümüzden daha çok şey öğretmek ister gibiydi hep.
Peki ” Kırmızı Kazağın Hikayesi “ni kendi sözlerinden öğrensek geriye bu defa sizce ne kalırdı?

Kırmızı Kazağın Hikayesi
Bilir misiniz üzerinden hiç çıkarmadığı kırmızı kazağının, 1993 yılında eşi tarafından öldürülen oğlu Atay Karaca’nın artık ipliklerden ördüğünü ve senelerdir sadece bu sebeple bu kazağı üzerinden hiç çıkarmadığını…
Der ki onunla yapılan bir söyleşi de; “Rahmetli oğlumdan kazak istemiştim. O da topladığı artık ipliklerle bu kazağı yapmış.16 yıldır bunu giyiyorum, sonsuza kadar da giyeceğim..”
Herkes birinin gidişinde kendi içindekini uğurlar demiştim ya yazımın başında; işte ben en çokta iki oğlunu, çok sevdiği karısını toprağa vermiş ve kendini toprağa adamış, topraktan kuvvet toplamaya çalışan o insanı uğurladım bu gidişte.
İnsan zengin de olur, vakıfta kurar, herkes onu çokta sever, fakat değişmeyen tek şey içeride gizli, o derin insani izlerdir.
İşte ben o izlerin insanını uğurladım kendi içimde o gittiğinde.
Belki bu bir ölüm değil, yeniden doğumun ta kendisidir kim bilir, zira gidişinde geriye iz bırakan herkes için bu böyledir.
Bil ki senden öğrenmeye devam edeceğiz biz.
Bu ülkeye kattığın her şey için sonsuz teşekkürler ederiz, karıştığın toprağında huzurla uyu TOPRAK DEDE.