3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



SAFİYE HÜSEYİN ELBİ



HEMŞİRELİK TARİHİNDE BİR ÖNCÜ “SAFİYE HÜSEYİN ELBİ”

Ülkemizin tarihinde hemşireliğin önemi savaşlarla ortaya çıkmıştır. Türk Hemşirelik Tarihi savaşlara dayanmaktadır. Modern hemşireliğin temeli Balkan, Çanakkale ve I. Dünya Savaşı gibi savaşlara katılan kadınların yaptıkları uygulamalar (yara debridmanı, bakımı, çevre sanitasyonu, triaj, nazogastrik sonda takılması, kan ve kan ürünlerini uygulama, anestezi, yoğun bakım hemşireliği, psikolojik bakım, şoka müdahale, aşılama vs.) sayesinde atılmıştır. Hekimlik mesleğinin ilerlemesine karşılık, Türk kadınının çalışmasına engel olan olumsuz sosyal etkenler nedeniyle hemşirelik tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yavaş gelişen bir meslek olmuştur. Savaşlar gibi sağlık alanında ortaya çıkan zorlayıcı gelişmeler sırasında, yeni yataklı sağlık kurumlarının açılmasına veya sayıca artmalarına, hekimlikte ilerleme olmasına karşın, hastalara bakacak eğitimli hemşirelerin olmaması ve bunun yol açtığı başarısızlıklar Besim Ömer Paşa gibi hekimlerin bu konu üzerinde çalışmasına neden olmuştur.

Balkan Savaşı’yla birlikte Türk kadını hastanelerde çalışmaya başlamıştır. Türk kadınının hemşireliğe eğilmesinde özellikle bu savaşın önemli rol oynadığı söylenebilir. Birinci Dünya Savaşı’nda eğitimli kadın hastabakıcı ihtiyacı doruk noktaya ulaştığında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti hemşirelik mesleğinin önemini ortaya koyarak eğitimini başlatmıştır. Ayrıca Cemiyet 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı’nda gerek cephe ve gerekse cephe gerisinde hastaneler kurarak, yaralılara hizmet vermiş, elindeki tüm imkânlarla halkın yardımına koşmuş ve özellikle sosyokültürel düzeyi yüksek kadınların hastanelerde gönüllü hastabakıcılık yapmalarını sağlamıştır.

Balkan Savaşları sırasında Gelibolu Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde 6, Çanakkale Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde 8, Gelibolu Seyyar Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde 7, Çanakkale ve Gelibolu’da görevli Cambridge Hilâl-i Ahmer Vapuru’nda 15, Çanakkale Hint Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Hastanesi’nde 12 hastabakıcı görev yapıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nda hastanelerde görev yapan hastabakıcı sayısı ve hastanelerin yazılı olduğu bir listede ise toplam 284 hastabakıcının çalıştığı belirtilmektedir. Aynı tarihlerde Almanya’da 67 bin 34’ü kadın, toplam178 bin 53 hastabakıcı hizmet vermekteydi. Macaristan’da ise Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında 12 bin gönüllü hastabakıcı yetiştirildiği kaynaklarda belirtilmektedir. Diğer Avrupa ülkelerinde de hemşire sayısı yeterli durumdaydı. Diğer ülkelerle kıyaslandığında ülkemizdeki bu sayı, savaş ortamında bir ülkenin ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzak görünmekte, yaşanan hemşire ve hasta bakımı sıkıntısını göstermektedir.

I. Dünya Savaşı’nda Alman İmparatorluğu tarafından gönderilen 7 Kızılhaç hemşiresinin Türk ordusunda yaralı askerlere baktığı bilinmektedir. Ayrıca Besim Ömer Paşa tarafından üniversite konferans salonunda verilen kursları tamamlayanlar Çanakkale’de gönüllü olarak çalışmışlardır. 1916 yılında hastanelerde çalışmak üzere 24 hastabakıcı görevlendirilmiştir.

Gerek savaş zamanlarında gerekse savaş sonrasında ülkemizde hastabakıcı sayısının az olması sürekli sıkıntı yaratmıştır. Milli Mücadele yıllarında devam eden bu sorun kurslarla, kısa sürede yetiştirilen gönüllülerle çözümlenmeye çalışılmıştır. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti sık sık gazetelere ilan vererek hastabakıcı aramıştır. O ilanlardan biri olan İkdam Gazetesi’nde 10 Temmuz 1922’de yayınlanan ilanda başvuru şartları ve sınava girebilme koşullarına yer verilmiştir. Sabah Gazetesi de, hastabakıcılık kurslarında eğitim görenler ile Balkan Harpleri’nden dolayı deneyimli hanımların başvuruda bulunmaları konusunda bir ilana yer vermiştir. Müracaat edenler çok kısa sürede hastanelere tayin edilmişlerdir. Bu süreçte Besim Ömer Paşa’nın öncülüğünde ve gayretleriyle, varlıklı ve nüfuzlu kadınlardan destek alınarak, kadınlar tarafından hasta bakımı verilmesinin önü açılmıştır. Özellikle Safiye Hüseyin Elbi’nin bu konuda büyük rol oynadığı bilinmektedir.

SAFİYE HÜSEYİN ELBİ

Türkiye’de hemşireliğin öncüsü olan Safiye Hüseyin Elbi’nin doğum tarihiyle ilgili farklı kaynaklarda farklı bilgiler verilmektedir. İstanbul Ansiklopedisi Elbi’nin 1888’de doğduğunu ifade ederken; kızkardeşi Nesime Hanım’ın torunu Prof. Dr. Emre Dölen yazısında Elbi’nin doğumunu 29 Haziran 1882 olarak ifade etmiştir. Elbi, İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Ferik Ahmet Besim Paşa’dır. Ahmet Besim Paşa, 8 Eylül 1850’de Girit’in Kandiye Limanı’nda doğmuştur. Ahmed Besim Paşa çok iyi İngilizce bildiği için “İngiliz Ahmed Paşa” olarak anılmaktadır. 1864’de girdiği Mekteb-i Bahriye’nin makine kısmını 1865/1866’da Harbiye Sınıfı’na terfi ederek birincilikle ve üsteğmen olarak bitirmiştir. Tersane-i Âmire’de başmühendis yardımcısı olarak göreve başlamış, 1876’da başmühendis olmuştur. 16 Kasım 1909’da koramiral rütbesiyle emekliye ayrılmıştır. Ahmed Besim Paşa, ileri görüşlü, vatansever bir kişidir. Dölen, Ahmed Besim Paşa’yı makine tasarım açısından makine mühendisliğinin Türkiye’deki kurucusu olarak adlandırmaktadır. Ayrıca İngiltere’de Instution of Mechanical Engineers (Makine Mühendisleri Enstitüsü)’nün tek Türk üyesidir. Ahmed Besim Paşa 31 Ağustos 1928’de vefat etmiştir.

Annesi İngiliz soylularından Hammond Wilward’ın kızı Josephine Wilward’dır. (ölm. 25 Nisan 1936) Evlendikten sonra Müslüman olup Firdevs adını almıştır.

Sosyokültürel düzeyi yüksek bir aileden gelen Safiye Hüseyin, bir kız, üç erkek kardeşe sahiptir. Diğer kardeşleri gibi kendisi de Avrupa’da eğitim almış, İngiliz ve Alman kız mekteplerinde öğrenim görmüştür. Kardeşlerinden Şükrü Ulman ve İskender Ulman doktor, Harun Ulman deniz inşaat yüksek mühendisidir.

Kız kardeşi Nesime Mukadder Dölen de kendisi gibi gönüllü olarak Balkan Savaşı sırasında Asarı Atika Müzesi Hastanesi’nde hemşirelik yapmıştır.

Elbi, deniz yarbayı olan Hüseyin Bey ile evlenmiştir. Hüseyin Bey, denizyolları teşkilatı müdürlüğü ve dış ülkelerde deniz ataşelikleri yapmıştır. Fatma Nihade ve Tarık adında iki çocukları vardır. Elbi, 8 Temmuz 1964’de Gureba Hastenesi’nde vefat etmiştir ve Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiştir.

Daha çocuk yaşlardayken hemşireliğe merak saran Elbi, mesleğe Florence Nightingale’e olan hayranlığıyla başladığını 1954’de bir gazeteciyle söyleşisinde şöyle ifade eder:

“Büyükbabam Miralay Şükrü Bey, Kırım Harbi sırasında Florence Nightingale’i Kırım’a götüren geminin süvarisiydi. Çocukluğum hep Florence Nightingale’in hikayeleri, efsaneleri ve hayatını dinleyerek geçti. Evimizde bu insanın resmi asılıydı. Bu resmi seyrederken içimde hep böyle bir kadın olmak arzusunu duyardım. Babam Bahriye Sermühendisi Ahmet Paşa “Ben Florence Nightingale’in elini öptüm” diye övünürdü. Balkan Harbi’nde memlekette hastabakıcı yoktu. İngiltere buraya sağlık ekibi göndermiş, heyet şimdiki Arkeoloji Müzesi olan yere yerleşmişti. Ebüzziya Tevfik Bey, babamın çok iyi arkadaşıydı. Babama İngilizce bilen hastabakıcı aradıklarını söylüyordu. Bunu duyunca kardeşim ve ben müracaat ettik. Babam da kocam da hiç itiraz etmediler, üstelik bizi teşvik ettiler. Ben artık evimi, çocuklarımı unuttum, hastalara daldım…”.

Balkan Savaşlarında, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti İstanbullu kadınları yaralı askerlere bakmak için göreve çağırdığında Safiye Hüseyin ve kardeşi Nesime ilk başvuranlar arasındadır. Elbi, kardeşi Nesime Hanım’la birlikte önce bağış olarak yatak ve yorgan toplama işi ile hastanelerin kurulmasında görev almıştır. İki kardeş çok iyi düzeyde İngilizce bildikleri için İngiliz hekimlerin görev yaptığı İngiliz Kızılhaçı’na tahsis edilen Müze Hastanesi olarak bilinen Âsar-ı Atika Müzesi’ne (İstanbul Arkeoloji Müzesi) gönderilirler. Elbi, böylelikle hemşireliğe ilk adımını atar. Özellikle savaş yaralılarının tedavisine ayrılan bu hastanede Elbi, hasta ve yaralılara bakmış, ameliyat hemşireliği yapmıştır. Bu hastanede görev yaptıkları süre zarfında Müze Müdürü Halil Ethem Bey kendi lojmanını Safiye Hanım ve kardeşi Nesime Hanım’a tahsis etmiştir. Elbi, geçici hastanelerin kapatılmasının ardından pratik hemşirelik bilgisini geliştirmek için anatomi kitapları okumaya başlar. Elbi, hayranlık duyduğu, hayalini kurduğu mesleğe adımını atmış ve eğitimine başlamıştır. Daha sonra aile dostları olan Besim Ömer Paşa’nın 1913-1914 yıllarında Üniversite konferans salonunda düzenlediği hemşirelik kurslarına devam eder.

Safiye Hüseyin Elbi, mesleğe başladığında yere kadar beyaz önlük, gömlek giymekte, ağız burun açık şekilde, başı beyaz bir örtüyle örtmekte ve sol kolda da Hilâl-i Ahmer pazubenti takarak görev yapmaktadır.

Elbi, ilk görevini Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nde yaptı. Hilâl-ı Ahmer Cemiyeti Hanımlar Heyeti’nin kurucularındandır. Balkan Savaşları’nda ilk gönüllü Kızılay Hemşiresi olarak çalışmıştır. Petrol lambalarıyla, fenerleriyle gece geç saatlere kadar pansuman yaptıklarını, ameliyatlara katıldığını, aylarca dinlenmeden yorucu tempoda çalıştığını dile getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nda da görev yapmıştır. Savaş başlamadan önce hastabakıcı kurslarına katılmış, Hilâl-i Ahmer Galata ve Cağaloğlu Hastanelerinde gönüllü hastabakıcılık yapmıştır. Özellikle tetanoz ve gazlı gangren hastalıklarını çok sık gördüğünü ve bu hastalıklarda uzman olduğunu ifade etmiştir. Bir müddet sonra Hilâl-i Ahmer Hastanesi yapılan Bezmi Âlem Sultanisi’ne görevlendirilmiştir. Burada bir müddet çalıştıktan sonra kendi isteğiyle Reşit Paşa Hastane Gemisi’nde çalışmaya başlamıştır. Ağır yaralıları Çanakkale’den vapurla İstanbul’a taşıyan, gerektiğinde ameliyatlar yapılan Reşit Paşa Hastane Gemisi’nde Alman ve Avusturyalı hemşireler arasında tek Türk hemşire ve başhemşire olarak görev yapmıştır. Bombardıman altında zor şartlarda geçen bu görevi başarıyla tamamlamıştır.

I. Dünya Savaşı sonunda Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki Türk esirlerin ve öğrencilerin durumunu incelemek, ihtiyaçlarını tespit etmek ve gerekli çalışmaları yapmak üzere Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından Avrupa’ya gönderilmiştir. Alman ve Avusturyalı esirleri memleketlerine götüren Korkovado Vapuru ile yola çıkmıştır. Berlin’deki bütün öğrencilerin gemi ile yurda gönderilmesini sağlamıştır.

Elçilik imamıyla birlikte savaşta hayatını kaybeden 27 öğrenci için çelenk yaptırıp mezarlarını ziyaret etmiştir. Aylarca sadece öğrencilerin bulunduğu yerleri dolaşıp birçoğunun geri getirilmesine önayak olmakla kalmayıp, Uluslararası Salib-i Ahmer Komitesi vasıtasıyla Hilâl-i Ahmer Cemiyetine de bağış sağlamıştır. Cenevre Federal Bank’tan Hilâl-i Ahmer’e gelen belgeden Safiye Hüseyin Elbi ve Münire İsmail’in 10.000 Fr. bağış sağladıkları anlaşılmaktadır.

Hilâl-i Ahmer’in kadın görevlilerinin yurtdışına gideceğine ilişkin haber 15 Şubat 1919 tarihli Memleket gazetesinde şu şekilde yer almıştır: “Safiye Hanım, Balkan Harbinde yaralılara bakımı ve bu harpte çeşitli hastanelerde hastabakıcı sıfatıyla çalışmış, Çanakkale’nin cehennemi siperlerine kadar giderek mukaddes vazifesini ifa etmiştir. Münire Hanım dört senelik hizmetini bu fedakârlıkla sürdürmüş, çeşitli nişan ve madalyalarla onurlandırılmışlardır.” denilmektedir. Elbi’nin bu görev sonrası yazdığı rapordaki izlenimleri dikkat çekicidir. Elbi’nin de hemşirelik mesleğine bakışında, mesleğe kutsallık atfedişinde, Florence Nightingale’de olduğu gibi mesleği kendisine gelmiş ilahi bir emir olarak kabul ettiği görülmektedir. Safiye Hüseyin Elbi görev dönüşü hazırladığı raporda izlenimlerini şöyle anlatıyor. “ … Savaşta cepheye cesaretle giden bir asker gibi, hangi vasıta ile olursa olsun, biran evvel yola çıkıp, vatan hasreti çeken çocuklarımıza yardım etmeyi ilahi bir emir telakki ediyordum. Şansımıza Barış Vapuru isabet etti. Gemide memleketlerine iade edilen 900 küsur Alman ve Avusturyalı esir vardı…”.

Elbi, İstanbul’a döndüğünde henüz kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) idare heyetine alındı. “Save the Children Fund” ile çalışmaya başlamış ve bu kurumun müfettişi seçilmiştir.

11 Aralık 1924’de İstanbul’da yapılan Kızılay Kongresi’nde, Safiye Hüseyin Elbi’nin de aralarında bulunduğu heyet (Besim Ömer Akalın, Akil Muhtar Özden, Tevfik Sağlam ) bir hemşire okulu açılmasına karar vererek çalışmalara başlamıştır.11 Elbi, Kızılay Hemşire Okulu kurucularındandır ve burada öğretmenlik yapmıştır.

Hilâl-i Ahzar Cemiyeti (Yeşilay Cemiyeti)’nin ilk kadın üyesi olarak idare heyetinde görev almıştır.

Veremle Savaş Derneği’nin kurucu üyelerinden ve Türkiye Kadınlar Derneği kurucularındandır.

Modern bir Cumhuriyet kadını olan Elbi, hemşirelik adına yaptığı çalışmalar dışında özellikle kadınların sosyal hayata dâhil olması için çalışmalarda bulunmuştur. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Kadınlar Merkezine haftanın birkaç günü giderek sanat evi ile ilgilenmiştir.

1924 yılında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından açılması kararlaştırılan, 1925’de açılan Kızılay Hemşire Okulu’nda çok emeği olan Elbi, okulun hem idare heyetinde hem de eğitim kadrosunda görev almıştır. Fransızca derslerini yürütmesi dışında okulun bütün eksikleriyle ilgilenmiştir.

Ağustos1933 yılında kurulan, şu anki adıyla Türk Hemşireler Derneği olan Türk Hasta Bakıcılar Cemiyeti’nin de kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Ayrıca cemiyet başkanlığını da üstlenmiştir.

Elbi, kadınların hemşireliğe yönlendirilmesi için çalışan Besim Ömer Paşa’nın yardımcılığını yapmıştır.

Elbi, Avrupa, Hindistan ve Kuzey Amerika’ya ziyaretlerde bulunmuştur. İyi seviyede yabancı dil bilgisiyle Amerika heyeti tarafından gönderilen İngilizce belgeleri Türkçe’ye çevirdiği arşiv belgelerinde yer almaktadır. Çalışmaları gerek yurtiçinde gerek yurtdışında takdir görmüştür. Şefkat nişanları, madalyaları, birçok makalesi, konferansları bulunmaktadır. Hilâl-i Ahmer’den, Cehaletle Mücadele Derneği’nden, Üniversiteli Kadınlar Derneği’nden aldığı onur belgeleri vardır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin verdiği, 1921 yılından beri her sene dağıtılan Florence Nightingale Madalyasını, 21 Kasım 1921’de İstanbul’daki Fransız Salib-i Ahmer Başkanı Mösyö de Clousie’den almıştır. Bu madalyaya layık görülen ilk Türk kadınıdır ve bu madalyaya layık görülen başka bir Türk hemşire olmamıştır. Elbi’nin Florence Nightingale madalyasına layık görüldüğü Kızılay arşivi belgelerinde yer almaktadır. Bunların dışında hizmetleri, “İngiliz Coronation Medal, İngiliz Kızılhaç Madalyası, Şefkat Nişanı 2. Rütbe, Harbi Umumi Madalyası, Laponya Kızılhaç Nişanı 1. Rütbe, Fransız Kızılhaç Madalyası” madalyaları ile ödüllendirilmiştir. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından da gümüş madalyaya layık görülmüştür. Elbi’ye madalyası Hilâl-i Ahmer tarafından hastanede tedavi ettirildiği sırada Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Heyeti tarafından takdim edilmiştir.

Hayatını hemşireliğe, hemşirelik eğitimine adayan Elbi, Hemşirelik Yüksekokulu açabilmek için çalışmalar yapan, 1956 yılında kurulan, bugünkü adı ile Florence Nightingale Hemşire Mektepleri ve Hastaneleri Vakfı olan vakfın kurucularındandır.


(Alıntıdır.)