3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



ARA GÜLER




Ara Güler Babası Decat Bey ile...

Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin hemen yanında bir kafeteryası vardı; “Ara Kafe” İstanbul’da yaşarken sıklıkla gittim oraya. Yazdığım saçma sapan TV dizilerinden birinin toplantı notlarını düzenlerken yanıma geldi, “Sen ne iş yapıyorsun çocuk?” dedi, “Senaryo yazıyorum, lüzumsuz işler” Güldü, adımı sordu “Tolga Aydoğan” dedim. Hangi dizileri, hangi kitapları yazdığımı sordu. Sonra “Bende geçtim o yollardan” dedi, anlattı. Mevzu fotoğrafa geldi. “Dedemin kardeşi Mustafa Kemal Aydoğan Bulutlarda Atatürk fotoğrafını çeken adamdır” dedim. İlgisi daha da kabardı, konuştuk biraz, “iyi fotoğraf sabır ve şanstır” dedi. Giderayak bir nasihat verdi “dünyanın en iyi fotoğraf makinesiyle en iyi fotoğrafı çekemezsin, en iyi daktiloyla da en iyi senaryoyu yazamazsın, elindeki malzemeyle en iyisini üret!” Sonra garsona seslendi “Bu veletten para mara almayın”

Konuştuğum adamın adı Ara Güler’di. Annesi Verjin Hanım, babası Çanakkale’de gazi olmuş Giresun/Şebinkarahisarlı Eczacı Dacat’tı. Dacat İstanbul’daki dört beş eczacıdan biriydi.

Ara tembeldi, üç kez sınıfta kalmıştı. Ama 6 dil öğrenmişti. Ortaokulun sonunda Dacat Bey, Ara’yı okumuyor diye İpek Film’e sokmuştu, İsmail Cem’in babası İhsan Bey’in yanına. Sinema yandı, Ara çatıya çıktı, itfaiye son anda kurtardı. Annesi o gün korkudan şeker hastası oldu.

Muhsin Ertuğrul tiyatro için makyaj malzemelerini arkadaşı Dacat Bey’in eczanesinden alırdı. Ara, Ertuğrul’un sayesinde tiyatroya merak sardı, dokuz piyes yazdı.

Florya’da Köşkün yanında evleri vardı. Atatürk denize girerken yanına gider sohbet ederdi. “Koruması falan yoktu, şimdilerde öyle mi” derdi.

6-7 Eylül 1955 olaylarında Beyoğlu’nda bir tek babasının eczanesi yağmalanmadı “Güler Eczacılık” tabelası olduğu için onlara dokunmamışlardı. Yaşananları fotoğrafa almıştı içi yana yana.

Muhabir olarak 1958’de Aydın’a gitti, gece yolunu kaybetti, bir köye girdi, köylüler antik sütunların üstüne köy kahvesi yapmıştı. Gün ışıdığında etrafı inceledi, tesadüfen Aphrodisias Antik Kenti’ni keşfetti. Dünyaca ünlü dergilerde gazetelerde fotoğrafları çıktı. Çektiği fotoğraflardan biri o meşhur Times Dergisi’nin kapağı oldu. 2000 senesinde Fransa’dan Legion d’honneur nişanı ile ödüllendirildi. Dustin Hoffman, Alfred Hitchcock, Salvador Dali, Picasso, Marc Chagall, Winston Churchill, Sophia Loren, Marlon Brando, Federicco Fellini, İndra Gandhi, Louis Aragon gibi dünyaca ünlü simaların fotoğraflarını çekti. Türkiye denince akla Ara Güler geldi, İstanbul’un başka yüzünü kadrajına yansıttı.

Bir gün Dacat Bey “Dünyayı geziyorsun köyünü merak etmiyorsun” demişti. 68’in ağustosuydu. Gemiyle Giresun’a oradan da Yaycı köyüne gittiler. Babasının doğduğu ev ve kilise yıkılmış, mezarlıkları da tarla olmuştu. İçi yandı Dacat Bey’in. Fenalaştı. O gün Ara hatıra olsun diye babasının fotoğrafını çekti. Dönüşte Sivas’ta babası “Unuttum” dedi. “Bizim oranın yemişleri güzel olur, haydi geri dönelim” Ara itiraz etti “100 km yol gittik bir yemiş için geri mi dönülür, ben sana İstanbul’da alırım” Dört ay geçti. Dacat son nefesini verdi. Ara’nın içinde pişmanlık vardı “Ah” dedi “keşke Sivas’tan geri dönüp babama yemiş alsaydık” Mezarlığa gitmek için tam evden çıkacaklarken kapı çaldı. Köylülerdi bunlar. Dacat’ın hemşehrisi. Ellerinde bir kutu, içinde yemiş… Tesadüfen getirmişlerdi, hem de defin günü… 10 Aralık 1968 Salı saat 13.30, Beyoğlu Balıkpazarı Üçhoron Ermeni Kilisesi’nde merasim yapıldı. Şişli Ermeni Mezarlığı’na gittiklerinde Ara “tabutu açın” dedi, açtılar, içine babasının çok sevdiği o yemişleri koydu. İkisinin de ruhu huzur buldu. Köyde çektiği o fotoğraf babasının son fotoğrafı olmuştu. 

Sonunda babasına kavuştu. Ardında sayısız ödül, 16 kitap ve fotoğrafa adanmış bir ömür bıraktı. Ara Güler geçti bu dünyadan… Eprimiş, nostaljik, siyah beyaz bir fotoğraf karesi gibi… Bizlere şunu öğütledi "Elinizdeki ile en iyisini yapın!" 

Tolga Aydoğan

(Alıntıdır.)