Onu Ciguli ismi ve Binnaz şarkısıyla tanıdık... Tek bildiğimiz buydu ona dair daha fazlasını çoğumuz hiç merak etmedi... Halbuki o şen şakrak adamın bu eğlenceli şarkılarının arka fonunda dram ve zorluklarla dolu acı bir hayat vardı... Yasaklı olduğu için ne ismini kullanabildiği ne de dinini rahatça yaşayabildiği bir coğrafyada doğdu, babası hamaldı, fakirlikle geçen yılların ardından Türkiye'ye geldi... İtilip kakıldı, hor görüldü ama sonunda başardı…
Şöhret oldu Ciguli, gelin görün ki medya ondan sürekli maskaralık, soytarılık yapmasını istiyordu... Halbuki o kendi alanında en iyi müzisyenlerden biriydi... Tek isteği, soytarılık etmeden, eğilip bükülmeden, onlar istiyor diye spot ışıkların altında renkten renge girmeden müziğini yapmaktı... Maalesef bu alemde yeterli değildi iyi sanatçı, iyi müzisyen olmak, sonunda pes etti, köşesine çekildi o neşeli adam.... Milyonlar onu tekrar hatırladığında bu kez ölüm haberi geldi.. 57 yaşında hayata veda etti.. yanlış bir tıbbi müdahalenin kurbanı oldu.
1957'de Bulgaristan Hasköy'de doğdu.. Babası ona Ahmet adını koydu.. Ancak o dönem ki ırkçı yönetim nedeniyle ismi Angel Jordanov Kapsov olarak geçti. İlkokula kadar okudu oda Bulgarca eğitimdi. Babası hamallık yaparak 5 çocuğuna bakıyordu. 1972 yılında babası vefat edince ailenin tüm yükü 15 yaşındaki Ahmet'e kaldı. Kendi kendine öğrenmişti akordeon'u birde izlemiş olduğu Hint filmlerinin faydası olmuştu. Düğünlerde eğlencelerde sahne aldı.. Akordeon'u o kadar hızlı çalıyordu ki o dönemin arabası olan Ciguli lakabını taktılar kendisine. Ciguli bu sözleri şöyle anlatacaktı;
'' Beş kardeştim.. Annem babam bize para yetiştiremezdi.. Yoksulduk, fakirdik be hocam.. Su içemeyecek, tencerede yemeğe hasret kaldığımız günler oldu. Bir gün elektrik kaçağı nedeni ile evimiz yandı.. ev derken kulübe işte bir çatısı var ahşaptan.. Onlar ağlarlardı ben her şeye gülerdim.. ''
17 yaşında Ayten ile evlendi.. Türkiye aşığı olan Ciguli doğan iki çocuğuna ''Ferdi ve İbrahim'' adını verdi o derece seviyordu Türkiye'yi.. Türkiye'ye giden tırların önüne geçip sıkı sıkı tembihleyip kaset istiyordu hep.. 1990'da demir perde ülkesi Bulgaristan'da şartlar yumuşamaya başladı. Ciguli hemen pasaportunu çıkartıp İstanbul'a geldi.. İlk gece bir otelde kaldı ve o günü bu sözlerle anlatmıştı..
''Bana o gece 50 bin lira verdiler bir düğünde şarkı söylediğim ve akordiyon çaldığım için.. Bu parayla abimle birlikte bir çorbacıya gidip ikişer tabak işkembe çorbası içtik. Birde kavun karpuz çok yedik.. biz oralarda hiç görememiştik bunları..''
İstanbul'a yırtık elbise, delik ayakkabı ile gelen sanatçı.. Kumkapı'da restoranlarda müzisyenlik yapmaya başladı. 8 yılı burada geçti..kimi zaman sadalye üzerinde yattı. Bulgaristan'daki ailesine bakmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Ama yinede kanaatkardı iyi para kazandım diyordu. Ciguli akordiyon ustasıydı çok geçmeden yeteneği fark edildi. 1991'de Hülya Avşar'ın kadrosunda çakıl gazinosunda çaldı.. Ardından İzmir fuarı geldi.. bu kez Sibel can ve İbrahim Tatlıses vardı yanında..
1993 yılında bir kaset çıkarttı..Yapımcıların isteği üzerine kadın kılığına girmesi istendi Ciguli bunu ret edince o dönem kaseti tanıtılmadı. Yıllarca akordiyonunu konuşturan Ciguli 1999 yılında şeytanın bacağını kırdı ve ''Binnaz'' adında bir kaset çıkarttı. Türkiye'de hemen hemen her alanda, herkesin dilinde bu şarkı yılarca konuşuldu ve söylendi. Kral tv müzik ödüllerinde en iyi çıkış yapan erkek sanatçı ödülünü aldı. Albüm korsanlar hariç tam yarım milyon sattı.. Kumkapı'da aldığı bahşişle geçinen sanatçıyı şimdi tüm Türkiye tanıyordu.. Şöhret olduğu zamanlarda ülke zor günler geçiriyordu deprem, ekonomik kriz herkesi yıpratmıştı.
Tele vole kültürünün her tarafı sardığı magazin programlarının reyting kırdığı zamanlardı. Medya onu bir maymun gibi kullanmak istiyordu ama Ciguli bunu sevmiyordu. Sanatını icraat etmek isteyen birine haksızlık yapılıyordu. Katıldığı programlara konuk olarak gelen diğer sanatçılar onunun adını duyduğunda o gün programlarını iptal ediyorlardı. Oysaki sanatçı yeteneği ve tecrübesi ile ön plana çıkmalıydı. Kimse bir diğerinden üstün değildi ki Ciguli de onlardan belki de 10 kat daha fazla sanatçıydı.
Şöhret oldu ancak beklediğini gibi para kazanamadı.. bir diğer sözde sanatçıyım diye geçinenler gibi medya maymunluğu yapmadı.. Emeğinin karşılığını alamadı.. parayı yine yapımcılar, yönetmenler ve kanal sahipleri kazandı. Cigulinin Yeşilçam emektarları gibi aslında şöhreti vardı.. ancak parası yoktu..
''O zamanlarda yanlış imzalar attım. Okumam yoktu.. yazmam yoktu.. Ekmeğin mücadelesi için ne varsa imzalamıştım. Yokluk ne demek bilir misiniz siz? ''
Bir de herkesin sadece binnaz şarkısını istemesinden şikayetçiydi. Onlarca şarkısı vardı sadece o parçayla anılmak istemiyordu.Yine de nankörlük yapmaktan korkuyordu Ciguli.. Yorganımdan yastığıma kadar her şeyi Türkiye'ye ve Türkiye halkına borçluyum diyordu. Dizi ve Filmlerde de Ciguli kısada olsa yer aldı. Tek albümü binnaz değildi.. 2000 yılında Horozum adlı bir çalışmayı daha piyasaya sürdü ancak binnaz kadar tutulmadı.. Bunu 2010 yılına kadar 4 albüm daha takip etti ama onlarda da istediğini bulamadı. Artık Ciguli efsanesi başladığı gibi bitiyordu..
'' Her türlü müzik yapabilen bir adamım ben bana müzik yapmam için neden engel çıkartıyorlar ben maymun değilim ki.. ''
Bulgaristan'a geri döndü Ciguli.. 90'lı yıllarda İstanbul'a gelmişti.. hayali çok para kazanmak ve ailesini yanına getirmekti.. Ailesi gelemedi o geri dönmek zorunda kaldı.. Üstelik eşi çocukları, gelinleri.. torunları derken 12 boğaza bakmak zorunda kaldı. Ciguli doğduğu topraklara gitti.. Ama orada da rahat bırakmadılar.. Sürekli öldü diye haber yapıyorlar..
''Sürekli beni öldü diye yazıp haber yapıyorlar. Ben ölmedim ama ölmüşte olabilirim. Taktir Allahın'dır. Ben geride bıraktığımla anılacağım ya bunu ortaya atan kişiler sizler?''
Bulgaristan'a yerleşse de tümden Türkiyeden uzak kalamıyordu sanatçı ara sıra konserler ve benzeri etkinlikler için geliyordu. En son Güldür Güldüre konuk oldu davet edildi. 31 Ekim 2014 de yine öldüğü haberleri geldi.. ama bu kez şaka değildi.. Sofya'da kaldırıldığı hastanede ameliyata alındı ve fenalaştı hayata gözlerini yumdu. Ailesinin söylemi tamamen doktor hatasından kaynaklandığı yöndeydi.
Medya yıllarca onun yeteneği ve sanatı ile ilgilenmedi daha çok soytarılık yapmasını istedi. Onlar istiyor diye renkten renge de girmedi.. duruşunu bozmadı.. o hep sanatını icra etti. O şen şakrak adamında hikayesi malesef acı bitti. Başladığı yerde sona erdi yolculuğu.. Doğduğu topraklarda defnedildi.. Geride bir çok albüm, film ve o tatlı gülümsemesi kaldı..
Saygı ve Sevgilerimle
Tugay Başaran
CİGULİ "Medyanın Maymuna Çevirmek İstediği Dünya Akordeon Şampiyonu..
Türkan Çelik
(Alıntıdır.)
