3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



MOR BAL

 



Mor Balın Gizemi: Doğanın Tekrarlanmayı Reddettiği Nadir An!
Hiç yakut kırmızısı veya derin mor renkte bir bal gördünüz mü? Hayır, bu bir gıda boyası değil; arıcılık dünyasının en büyük gizemlerinden biri olan “Mor Bal” (Purple Honey).

Bu Fenomen Nerede Gerçekleşiyor?
Dünyada bu balın doğal olarak üretildiği tek yer ABD’nin Kuzey Karolina eyaletindeki “Sandhills” bölgesidir. Buradaki bazı kovanlar, bilim insanlarını bile hayrete düşüren büyüleyici bir mor renk sergiliyor.

Bilimsel Açıklaması Nedir?
Bu gizem henüz %100 çözülmüş değil, ancak iki güçlü teori var:
• Toprak Kimyası: Bölgedeki toprak alüminyum ve mineraller açısından çok zengindir. Gallberry bitkisinin bu mineralleri emdiği ve arıların topladığı nektarın bu minerallerle tepkimeye girerek mor renge dönüştüğü düşünülüyor.
• Antosiyanin Etkisi: Çiçeklerdeki doğal pigmentlerin (antosiyaninler), arıların midesindeki asitlik derecesiyle (pH) girdiği reaksiyon sonucu bu eşsiz rengin oluştuğu tahmin ediliyor.
Neden Bu Kadar Nadir?
• Tahmin Edilemez: Yan yana duran iki kovandan biri mor bal üretirken, diğeri standart altın sarısı bal üretebilir.
• Tekrarlanamaz: Bilim insanları bu süreci laboratuvarda taklit edemiyor veya arıları bunu yapmaya zorlayamıyor. Bazı yıllar ortaya çıkıyor, sonra yıllarca kayboluyor.

Türkiye’deki “Deli Bal” ile Benzerliği
Bizim Karadeniz bölgemize özgü meşhur “Deli Bal” (Mad Honey) nasıl bölgedeki ormangülü (Rhododendron) bitkisinden gücünü alıyorsa, Mor Bal da Kuzey Karolina’nın eşsiz coğrafyasından besleniyor. Ancak Mor Bal, halüsinojenik değil; sadece görsel bir mucize ve meyvemsi bir tada sahip.
“Doğa, bazen sırlarını kolayca ele vermez; güzelliği nadir ve taklit edilemez oluşunda saklıdır.”

BİBLİOMANİ GÜNÜ




Bibliomani Günü (Bibliomania Day), her yıl 20 Mart'ta kutlanan ve kitap sevgisine ve nadir eserlerin koleksiyonculuğuna adanmış bir bayramdır.


Bayramın Tarihi
20 Mart tarihi, 1990 yılında Amerikalı kitap koleksiyoneri Stephen Blumberg'in, kütüphanelerden ve arşivlerden 23.600’den fazla nadir kitabı çaldığı için tutuklanmasının anısına seçilmiştir. Kitaplara olan tutkusu yasaları aşmış ve onu bibliyofiller arasında en ünlü kişilerden biri yapmıştır.

Bayramın Önemi
Bu gün, yalnızca kitap sevgisinin değil, aynı zamanda koleksiyonculuk ile bibliomani – kitap biriktirme takıntısı – arasındaki sınırın tartışılmasının da bir simgesi hâline gelmiştir.

Nasıl Kutlanır?
– Sevilen kitapları okumak ve yeni eserler keşfetmek.
– Arkadaşlarla kitap değişimi yapmak veya bookcrossing etkinliklerine katılmak.
– Kitapçılar, kütüphaneler ve antika dükkânlarını ziyaret etmek.
– Koleksiyonculuğun sınırları ve kültürel mirasa karşı sorumluluk üzerine düşünmek.

Bu bayram, kitapların insanların hayatındaki önemini hatırlatır ve gerçek edebiyat sevgisinin, onun korunmasına duyulan saygıyla birleştirilmesi gerektiğini vurgular.

SOĞAN

 

🧅
Neden Soğan Doğrayınca Gözlerimiz Yaşarır?
Soğanı kestiğimizde hücreleri parçalanır ve kükürt bileşikleri açığa çıkar. Bu bileşikler, alinaz adlı enzimle reaksiyona girerek tiyopropanal sülfoksit adlı bir gaz üretir.

👁
Gözlerle Temas Anı:

Bu gaz gözlerimizin nemiyle temas ettiğinde, çok düşük miktarda sülfürik asit oluşur. Bu asit, gözdeki sinir uçlarını tahriş eder.

💧
Doğal Savunma Mekanizması:

Gözlerimiz bu tahrişi algıladığında, gözyaşı bezleri daha fazla yaş üreterek irritanı seyreltir ve uzaklaştırır. Böylece gözlerimiz, zararlı olabilecek maddelere karşı kendini korumuş olur.

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ





Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında gerçekleşen önemli bir askeri çatışmadır.

 

Tarihçe

Çanakkale Savaşı, 18 Mart 1915'te deniz harekâtıyla başlamış ve 25 Nisan 1915'te kara harekâtına dönüşmüştür. Savaş, 9 Ocak 1916'da sona ermiştir. İtilaf Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'u ele geçirerek Çanakkale Boğazı'nın kontrolünü sağlamayı hedeflemişlerdir. Ancak, Osmanlı ordusunun güçlü savunması nedeniyle bu planları başarısız olmuştur.

Nedenleri

İtilaf Devletleri, Çanakkale Boğazı'nı geçerek Rusya'ya yardım ulaştırmak ve Osmanlı İmparatorluğu'nu savaş dışı bırakmak amacıyla bu savaşı başlatmışlardır. Ancak, Osmanlı ordusunun direnişi ve stratejik savunma taktikleri, İtilaf Devletleri'nin planlarını boşa çıkarmıştır.

 

Sonuçları

Çanakkale Savaşı hem askeri hem de siyasi açıdan önemli sonuçlar doğurmuştur:

•             İtilaf Devletleri, yaklaşık 250 bin asker kaybı vermiştir, Osmanlı İmparatorluğu ise 253 bin asker kaybetmiştir.

•             Savaş, Türk milletinin bağımsızlık ve vatanseverlik duygularını pekiştirmiştir. Bu savaş, Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri kariyerinde önemli bir yer tutmuş ve onun liderlik yeteneklerini ön plana çıkarmıştır.

•             Çanakkale Savaşı, dünya tarihine damgasını vurmuş ve Türk tarihinin en önemli savaşlarından biri olarak kabul edilmiştir.


Önemi

Çanakkale Savaşı, sadece askeri bir mücadele olmanın ötesinde, Türk milletinin birlik ve beraberlik içinde hareket edebileceğini göstermiştir. Bu savaş, Türk ulusunun bağımsızlık mücadelesinin simgesi haline gelmiştir.

Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı'nın seyrini değiştiren kritik bir cephe olarak tarihteki yerini almıştır. Bu savaş hem Osmanlı İmparatorluğu'nun hem de Türk milletinin kaderini etkilemiştir.

***




Dur yolcu...!!!
Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir...
Eğil de kulak ver,,,
Bu sessiz yığın bir vatan kalbinin attığı yer'dir.
Necmettin Halil Onan.
Pencereden baktığınızda
Güneşi esirgemiyorsa gökyüzü sizden;
Birileri yaşadığınız bu günlerin bedelini ödediği içindir...
Mekanınız Cennet olsun....
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

***

 70 000 lise öğrencisi çocuk geri dönmedi!
- İstanbul Lisesi hiç mezun vermedi 1915'te...
- İzmir Lisesi 1915'te hiç mezun vermedi!
- Konya Lisesi 1915'te hiç mezun vermedi!
- Galatasaray Lisesi 1915'te hiç mezun vermedi!







GEZİLER

 

ŞEKER


 Sadece 9 Gün fazla şekerden uzak durmak karaciğer yağını önemli ölçüde             azaltabilir!

Bilim insanları, ek şeker tüketimini keskin şekilde azaltmanın –üstelik sadece 9 gün gibi kısa bir sürede– çocuklarda karaciğer yağında belirgin düşüşe ve insülin duyarlılığında iyileşmeye yol açtığını keşfetti.
En dikkat çekici nokta ise, katılımcıların toplam kalori alımı değişmedi. Araştırmacılar, şekerli yiyecek ve içecekleri; makarna gibi nişastalı gıdalarla değiştirdi. Tek büyük fark, özellikle gazlı içecekler, meyve suları ve işlenmiş gıdalarda bulunan fruktoz başta olmak üzere ek şekeri azaltmaktı.

Sadece 9 gün sonunda:

• Karaciğer yağı ortalama %22 azalmış.
• Trigliserit, açlık insülini ve kan şekeri gibi değerlerde iyileşme görülmüş.
Bu sonuçlar, ek şekerin –yalnızca fazla kalori alımının değil– doğrudan metabolik hastalıkları tetikleyebildiğini gösteriyormuş.

Fruktoz neden önemli?

Fruktoz, glikozdan farklı şekilde metabolize edilir. Fazla tüketildiğinde karaciğer tarafından hızla yağa dönüştürülür. Zamanla bu birikim, yağlı karaciğer hastalığı, insülin direnci ve tip 2 diyabet gibi kronik hastalıklara yol açabilir.

Araştırmanın mesajı:

Bu çalışma çocuklar üzerinde yapılmış olsa da sonuçlar herkes için geçerli: Ek şekeri kısa süreli bile kesseniz, metabolik sağlığınız hızla iyileşebilir. Şekerli içeceklerden, tatlılardan ve ultra işlenmiş atıştırmalıklardan uzak durmak, vücudunuzun özellikle karaciğerden başlayarak kendini toparlamasına yardımcı olabilir.  

                                               
Kaynak:
Schwarz, Jean-Marc, vd. “Isocaloric Fructose Restriction and Metabolic Improvement in Children with Obesity and Metabolic Syndrome.” Obesity, 2016.



         



TIP BAYRAMI

 


Tıp Bayramı, her yıl 14 Mart'ta kutlanan, Türkiye'de tıp doktorlarının, tıp öğrencilerinin ve sağlık çalışanlarının hizmet sorunlarının tartışıldığı, bilime katkılarının ödüllendirildiği, tıp mesleğinin onurunun ve tarihinin anıldığı ulusal bir gündür.

14 Mart, Osmanlı İmparatorluğu'nda modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. Ancak bayramın bugünkü anlamını kazanması, 1919 yılında İstanbul'un İşgali sırasında tıp öğrencilerinin işgale karşı bir direniş ve protesto eylemi olarak bu günü kutlamasıyla başlamıştır. Bu nedenle Tıp Bayramı, Türkiye'de sadece mesleki bir kutlama değil, aynı zamanda bir vatanseverlik sembolü olarak görülür.


Tarihçe

Modern Tıp Eğitiminin Başlangıcı (1827)

Osmanlı Devleti'nde tıp eğitimi uzun süre usta-çırak ilişkisiyle ve medreselerde (Darüşşifa) yürütülmüştür. II. Mahmud döneminde, modernleşme hareketleri kapsamında ordunun hekim ve cerrah ihtiyacını karşılamak amacıyla Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin girişimiyle yeni bir okul planlanmıştır.

14 Mart 1827 Çarşamba günü, Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla ilk modern tıp okulu açılmıştır. Bu okulda eğitim dili Fransızca olmuş ve Batılı tarzda tıp eğitimi verilmeye başlanmıştır. Bu tarih, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başlangıcı kabul edilir.

1919 Ruhu: İşgale Karşı Tıbbiyeli Direnişi

Tıp Bayramı'nın ilk kez kutlanması, I. Dünya Savaşı'nın sonunda, Mondros Mütarekesi'ni takiben İstanbul'un İtilaf Devletleri'nce işgal edildiği döneme rastlar. O dönemde Haydarpaşa'daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (bugünkü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hamidiye Külliyesi) İngiliz birlikleri tarafından işgal edilmiş; yatakhaneler ve derslikler İngiliz askerlerine tahsis edilmişti. Öğrenciler ise binanın çatı katlarına ve bodrumlarına sıkıştırılmıştı.

Tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran (Tıbbiyeli Hikmet) ve arkadaşları, işgali protesto etmek için bir yol arıyorlardı. Okul idaresinden "kuruluş yıl dönümü kutlaması" adı altında izin almayı başardılar. 14 Mart 1919 günü, okulun iki kulesi arasına dev bir Türk bayrağı asarak işgale meydan okudular. İngiliz askerlerinin müdahalesine rağmen toplanan öğrencilere, dönemin ünlü hocaları Dr. Fevzi Paşa, Dr. Besim Ömer Paşa ve Dr. Akil Muhtar (Özden) da katılarak destek verdi.

Bu eylem, İstanbul'daki ilk kitlesel işgal protestolarından biri olarak tarihe geçti ve Tıp Bayramı'nın "bağımsızlık ve direniş" temelli karakterini oluşturdu. Bu eyleme öncülük eden Hikmet Boran, daha sonra Sivas Kongresi'ne tıbbiyeli delegesi olarak katılmış ve Mustafa Kemal Paşa'nın huzurunda manda ve himayeyi reddeden ünlü konuşmasını yapmıştır.

Cumhuriyet Dönemi ve Tarih Değişikliği Denemesi

Cumhuriyetin ilanından sonra, 1929-1937 yılları arasında Tıp Bayramı tarihi değiştirilmek istendi. Bursa'daki Yıldırım Darüşşifası'nda ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı tarih olduğu varsayılan 12 Mayıs günü, "Tıp Bayramı" olarak ilan edildi. Bu değişikliğin amacı, tıp eğitimindeki Fransızca etkisinden ziyade Türkçe eğitimin başlangıcını vurgulamaktı. Ancak bu tarih, tıbbiye camiası tarafından 14 Mart'ın taşıdığı "direniş ruhu" nedeniyle benimsenmedi ve zamanla yeniden 14 Mart tarihine dönüldü.

 

Günümüzde Kutlamalar ve Tıp Haftası

1950'li ve 60'lı yıllarda, tıp fakültelerinin öğrenci dernekleri tarafından her 14 Mart günü bir dergi çıkartılması gelenek haline gelmişti. Bu dergilerde öğrencilerin ve hekimlerin sorunları ön plana çıkartılıyordu. 1960 tarihli bu derginin kapağında da fakülte dersleriyle boğuşan bir tıp öğrencisi karikatürize edilmiştir.

1976 yılından itibaren etkinlikler sadece 14 Mart günü ile sınırlı kalmamış, 14 Mart'ı içine alan hafta Tıp Haftası olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bu hafta boyunca şu etkinlikler öne çıkar:

·         Beyaz Önlük Törenleri: Tıp fakültesine yeni başlayan veya klinik eğitime geçen öğrencilere, hekimlik mesleğinin saflığını ve temizliğini simgeleyen beyaz önlüklerinin hocaları tarafından giydirildiği törenlerdir.

·         Hizmet Plaketleri: Meslekte 30, 40, 50 ve hatta 60 yılını dolduran kıdemli hekimlere tabip odaları tarafından "Meslekte Onur Yılı" plaketleri takdim edilir.

·         Mesleki Sorunların Gündeme Getirilmesi: Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve yerel tabip odaları, 14 Mart'ı bir kutlamadan öte, sağlık sistemindeki aksaklıkları duyurma günü olarak değerlendirir. Özellikle "Sağlıkta Şiddet", "Hekim Göçü", "Özlük Hakları" ve "Yıpranma Payı" gibi konular basın açıklamalarıyla kamuoyuna duyurulur.

AZİZ BASMACI



Sahne tozuyla 11 yaşında tanıştı, ömrünü alkışlara adadı ve 66 yaşında bir tren kompartımanında hayata veda etti...
Gelin, replikleriyle kulaklarımızda çınlayan Aziz Basmacı’yı hatırlayalım...
Selanik’te dünyaya geldiğinde takvimler 1910’u gösteriyordu. Daha çocuk yaşta sahne tozunu yutmaya başlayan Aziz Basmacı, 11 yaşında seyircinin karşısına çıktı. Hayat onu bir yandan manifatura dükkânında çalıştırırken, bir yandan da tiyatro kulislerinde büyüttü.
1928’de “Para Delisi” oyunuyla profesyonel olarak adım attığı tiyatroda, yıllar içinde bir 'halk komiği'ne dönüştü. Seyircinin gönlünde taht kurduğu Ses Opereti’nde Salamon ve Tikli Adam rolleriyle adını iyice duyurdu.
Muammer Karaca Tiyatrosu’nda, Şen Ses Operetlerinde, kurucusu olduğu topluluklarda kahkahalar yükselten bir isimdi o. Sahneye ne zaman çıksa, daha repliğini söylemeden, orta yere haykırdığı “Eşşoğluşeşşekler!” lafıyla alkışını alırdı.
İşte Aziz Basmacı’yı Aziz Basmacı yapan da buydu: samimiyeti, doğallığı, seyircinin kalbine dokunan o sıcacık enerjisi.
Sadece tiyatro değil, sinema perdesi de onunla güldü, onunla renklendi. “Darıldın mı Cicim Bana” filminde Yasemin’in babası tarafından poposundan vurulup seyirciyi kahkahalara boğması, 'Kara Gözlüm'de Gazinocular Kralı Arnavut Osman’ı unutulmaz kılması, “Turist Ömer Yamyamlar Arasında” filminde Cevat Kurtuluş’la manda gözü peşinde koşması… Aziz Basmacı her defasında bambaşka bir karakterle karşımıza çıktı, ama hep aynı samimiyetle.
Hayatının son büyük sahne başarısı “Kart Horoz” oldu. Oyun aylarca kapalı gişe oynadı. Sonrasında ağır bir hastalık onu sahneden uzaklaştırsa da...
14 Mart 1978'de, 66 yaşında trenle Ankara'ya giderken yolda geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti. Geride bıraktığı onlarca oyun, 60’a yakın film ve unutulmaz replikler bıraktı...

Aziz Basmacı (9 Haziran 1910, Selanik - 14 Mart 1978, Ankara), Türk tiyatro ve sinema oyuncusudur.

Hayatı

1910 yılında o zaman Osmanlı toprağı olan Selanik'te doğan Aziz Basmacı, İstanbul'da Şişli Terakki Lisesi'ni bitirdi.

Cumhuriyet Gençler Mahfeli'nde seyirci karşısında ilk kez göründüğünde 11 yaşındaydı. Şişli Halkevi Tiyatro Kolunda çeşitli etkinliklere katıldı; yeni deneyimler kazandı. Hayatını kazanmak için bir süre manifaturacılık da yaptı. 1928'de Para Delisi adlı oyunla profesyonel oyunculuğa geçti.

Asıl ününü 1945'te girdiği Ses Opereti'nde yaptı. Salamon ve Tikli Adam rolleriyle büyük üne kavuştu. Yeni Ses, Şen Ses Operetlerinin temel kadrolarında yer aldı. 1950'li ve 60'lı yıllarda tiyatroda çok sayıda güldürü eseri ve vodvilde rol almıştır. Bir halk komiği olarak ün kazanan Basmacı 60 kadar filmde karakter oyuncusu olarak rol aldı.

Kurucusu olduğu Film-San Vakfı'nın onur üyesiydi. Yıllarca Muammer Karaca Tiyatrosu'nda çalıştı. Kenan Büke ile ortaklaşa kurdukları, - Aziz Basmacı - Kenan Büke Topluluğu! - kendi adlarını taşıyan tiyatroda sanat hayatını noktaladı. Kart Horoz adlı oyunu, aylarca kapalı gişe sahnelenmiş, Basmacı'nın son büyük başarısı olmuştu.

1969'da çok ağır sürmenaj geçirdi. Ağır hastalığı, onu çok sevdiği tiyatro ve sinemadan uzun süre uzaklaştırdı. 14 Mart 1978'de trenle Ankara'ya giderken yolda geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.

***

İstanbul-Selimiye İlkokulu salonunda bir temsil sergilemişti. Benim de hayatımda ilk kez bir tiyatro oyunu seyretmeme vesile olmuştu. Rahmetle anıyorum.