3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



TAKSİM


Taksim’in Adı Nereden Geliyor? Maksem’in Hikayesi

​Bugün milyonların buluşma noktası olan Taksim, ismini aslında bir su mühendisliği harikasından alıyor. İstiklal Caddesi’nin girişinde yer alan o sekizgen taş bina; şehre gelen suyun "taksim edildiği" (dağıtıldığı) yer olan Taksim Maksemi’dir.
Tarihsel Süreç ve İşleyiş
​1. Mahmud döneminde (1731) tamamlanan Taksim Suyu Tesisleri, Belgrad Ormanları’ndan gelen suyu kentin hızla büyüyen Pera ve Galata bölgelerine ulaştırmak amacıyla inşa edilmiştir.
​Mimarisiyle dikkat çeken bu yapı, suyun debisini ayarlayan ve kollara ayıran bir "dağıtım merkezi" işlevi görürdü. İçerisinde bulunan lüleler vasıtasıyla su, konaklara, çeşmelere ve hamamlara adil bir şekilde paylaştırılırdı.
Neden Önemli?
​Mühendislik: Türk su mimarisinin en özgün örneklerinden biridir.
​Etimoloji: Arapça "kısm" kökünden gelen "taksim" (pay etme) kelimesi, buradaki işlevden dolayı semte adını vermiştir.
​Estetik: Küfeki taşından inşa edilen cephesi ve klasik Türk üslubuyla bugünkü meydanın en eski tanığıdır.
​Şehrin karmaşasında yanından geçtiğimiz bu sessiz yapı, aslında İstanbul’un hayatta kalmasını sağlayan o devasa su sisteminin kalbidir.
​Kaynakça
​Çeçen, K. (1992). Taksim Suyu Tesisleri. İstanbul: İstanbul Sular İdaresi (İSKİ) Yayınları.

​Nirven, S. N. (1946). İstanbul Suları. İstanbul: Halk Basımevi.

​Kuban, D. (1996). İstanbul Yazıları. İstanbul: Yapı Endüstri Merkezi Yayınları.

​Öziş, Ü. (1987). "Osmanlı Dönemi Su Yapıları". Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA).

MUTLU İNSANIN HİKAYESİ OLMAZ

 



Kadın frengi hastası, 8 çocuğu var. çocukların üçü sağır, ikisi kör, biri zeka engelli. Kadın hamile ve doğan çocuk;

BEETHOVEN
*
Sarhoş baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk, bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden bir dahi; 
DOSTOYEVSKİ
*
6 çocuktan ilki, iki erkek kardeşi bebekken ölüyor, üç kız kardeşi Nazi zulmünde ölüyor. Baba baskıcı, geçimsiz. O ise hep yalnız, adı; 
KAFKA
*
11 yaşında babasını kaybediyor, dedesi sert kişilik. Evden gönderiyor. Yoksul aile, 11 yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor;
GORKİ
*
Babasından sürekli kemerle dayak yiyen bir çocuk... çoğu geceler sokakta yatıyor. Cildi hasta, karaciğerinden mustarip;
BUKOWSKİ
*
13 yaşında annesi ölüyor, okula gidemiyor, hayatı boyunca ruhsal hastalığının tekrarlayan ataklarından mustarip. Bir kitap kurdu;
VİRGİNİA WOOLF
*
Babası borçları yüzünden hapishaneye düşünce çalışarak borçları ödemek, ailesine bakmak zorunda kalan, okula gidemeyen küçük bir çocuk kendini yetiştiriyor;
CHARLES DİCKENS
*
Her ikisi de profesyonel oyuncu olan, üç çocuklu bir anne-babanın ikinci çocuğu olarak Boston'da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti. Ertesi yıl annesi veremden öldü ve ortanca adını aldığı İskoç tütün tüccarı John Allan'ın himayesi altında büyüdü. Amerikan Gotik edebiyatın öncüsü oldu;
EDGAR ALLAN POE

“Mutlu insanın hikâyesi olmaz.” demiş
UMBERTO ECO


İNTİHAR BİTKİSİ


 "İntihar Bitkisi" Gympie-Gympie: Doğanın En Acımasız Savunma Mekanizması


Görünüşte masum, kadifemsi ve yeşil bir yaprak... Ama bu yaprağa dokunmak, hayatınız boyunca vereceğiniz en kötü karar olabilir.
Avustralya’nın yağmur ormanlarında yaşayan Gympie-Gympie (Dendrocnide moroides), dünyanın en tehlikeli bitkilerinden biri olarak kabul ediliyor. Peki, bu bitkiyi bu kadar korkunç yapan nedir?

Bilimsel Gerçek: Mikroskobik Cam İğneler
Bitkinin tüm yüzeyi, silika (cam) yapısındaki mikroskobik tüylerle (Trichomes) kaplıdır. Bu tüyler aslında birer "hipodermik iğne" gibi çalışır:
* Temas ettiğiniz anda bu cam iğneler derinize saplanır ve orada kırılır.
* İçindeki "Moroidin" adlı nörotoksini (sinir zehri) vücudunuza enjekte eder.
* Bu zehir o kadar dayanıklıdır ki, vücut onu kolayca parçalayamaz.
Acının Tarifi: "Asit Yanığı ve Elektrik Şoku"
Mağdurlar, hissettikleri acıyı aynı anda hem asitle yakılmaya hem de yüksek voltajlı elektrik akımına kapılmaya benzetiyor.
* Haftalarca Sürüyor: Bu acı sadece saatler değil; haftalar, aylar hatta yıllar boyunca sürebilir!
* Tetikleyiciler: Deride kalan iğneler; soğuk suyla temas, terleme veya hafif bir sürtünme ile tekrar tekrar aktif hale gelerek acıyı canlandırır.
Trajik Hikayeler
Tarihi kayıtlarda, bu bitkiye temas eden atların acıdan dolayı delirdiği ve kendilerini uçurumlardan aşağı attığı belgelenmiştir. Hatta İkinci Dünya Savaşı sırasında yanlışlıkla bu yaprağı tuvalet kağıdı olarak kullanan bir askerin, acıya dayanamayıp intihar ettiği rivayet edilir.
Tedavisi Var mı?
İşin en korkunç yanı; bu zehrin bilinen kimyasal bir panzehiri yoktur. Tek çözüm, deriye saplanan binlerce iğneyi epilasyon ağdası veya güçlü yapıştırıcılarla tek tek çekip çıkarmaya çalışmaktır. Eğer iğne deride kırılırsa, acı daha da şiddetli hale gelir.
Havadan Bile Geçiyor!
Bilim insanları bu bitkiyi incelerken özel maskeler takmak zorundadır. Çünkü bitkiden dökülen bu mikroskobik tüyler havada uçuşabilir; solunduğunda burun kanamalarına, şiddetli hapşırmaya ve solunum yolu tahribatına yol açar.

Doğada her yeşil huzur vermez! Bazen en yumuşak görünen şey, en keskin silahtır.




GEBELİK




Vücudun Mühendisliği: Gebelikte Organlar Nasıl Yer Değiştirir?

Hiç düşündünüz mü; bebek büyürken annenin iç organlarına ne olur? Bu sadece karın bölgesinin genişlemesi değil, vücudun hem anneyi hem de bebeği hayatta tutmak için gerçekleştirdiği muazzam bir yeniden yapılandırma sürecidir! İçerideki Yolculuk:

 • Mide ve Bağırsaklar: Rahim büyüdükçe bağırsaklar yukarı ve yanlara kayar, mide ise doğrudan baskı altında kalır. Hamilelerin çabuk doyması veya reflü (mide yanması) yaşamasının sebebi budur: yemekler için ayrılan alan daralır.

 • Solunum Sistemi: Diyafram kası yaklaşık 4 cm yukarı kalkar. Akciğer kapasitesi azalmasa da, göğüs kafesi dışa doğru genişleyerek nefes almayı telafi eder. Bu nedenle hamileler, hafif eforlarda bile nefes nefese kalabilir.

 • Mesane: Rahmin komşusu olan mesane baskıyı ilk hisseden organdır. Kapasitesi daralır ve sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı doğar.

 • Kalp: Kan hacmi yaklaşık %50 artar! Kalp, bu ekstra yükle başa çıkmak için biraz büyür ve göğüs boşluğundaki pozisyonunu hafifçe değiştirir.


Bu Nasıl Mümkün Oluyor?

Organlar sadece yer değiştirmekle kalmaz; hormonal bir mucize gerçekleşir! Relaksin (Relaxin) hormonu sayesinde eklemler ve bağlar gevşer; böylece organlar zarar görmeden kayabilir ve göğüs kafesi esneyebilir.

Doğumdan Sonra:

Bebek dünyaya geldikten sonra, organlar birkaç hafta süren bir iyileşme süreciyle kademeli olarak eski yerlerine döner.

Not: Bir canlının içinde başka bir canlıya yer açan bu biyolojik tasarım gerçekten hayranlık uyandırıcı! 


#hamilelik #biyoloji #tıp #bilim #insanvücudu #sağlıkbilgisi #gebelikbilimi

YELKEN BALIĞI

 


Otoyolda ilerleyen bir otomobili geride bırakabilecek kadar hızlı bir canlı hayal edin; yelken balığı, evrimsel mühendisliğin gerçek bir harikasıdır ve saatte 110 km’yi aşan hızlara ulaşabilir. Bu su altı sprinteri yalnızca ham güçle hareket etmez; yüksek hızdaki av kovalamacalarında mükemmel bir akışkanlık kazanmak için, yelkeni andıran büyük sırt yüzgecini sırtındaki özel bir oluğa doğru katlayarak gelişmiş bir “sürüklenme azaltma” mekanizması kullanır. Daha da etkileyici olan, sinir sistemi aracılığıyla neredeyse anında renk değiştirebilmesidir; parlak mavi ve mor çizgileri bir anda belirerek avı şaşırtmak veya diğer avcılarla yüksek hızdaki saldırılar sırasında iletişim kurmak için kullanılır.

Rekor kıran hızının ötesinde, yelken balığı gözlerinin yakınında bulunan ve beyin ile retina dokularını soğuk sularda sıcak tutan biyolojik bir ısıtma sistemine sahiptir. Bu termal avantaj, görsel işlem hızını avlarınınkinden çok daha yüksek bir seviyeye çıkarır; böylece su altındaki kaotik bir kovalamaca, bu yırtıcı için adeta yavaş çekimde gerçekleşen bir avlanma sürecine dönüşür. Korkutucu görünümüne ve büyük boyutuna rağmen, bu balıklar şaşırtıcı derecede çeviktir; sık sık suyun üzerine doğru yüksek sıçrayışlar yaparak hem güçlerini sergilerler hem de derin deniz kadar hava-su arayüzünde de ustalaştıklarını gösterirler.



ROMAN



ROMAN OKUNMASI ÜZERİNE KISA BİR YORUM

Geniş bir alanda değerlendirilen roman, günümüzde etkinliği aratarak devam eden bir tür olarak görülmektedir.
Roman tarzı anlatıcılık, bilimden tarihe, psikolojiden sosyolojiye kadar istihdam sahası buldu. Okur tarafından da ilgiyle takip edilen tür, yazarların tercih ettiği akım olarak kendini göstermektedir.
Romanın daima bir okur kitlesi olmuştur. Bugün klasik deyince aklımıza, öncelikle romanların gelmesi manidardır.
Roman okuru, hangi dönemde yazılırsa yazılsın, alacak bir şeyler buluyor. Yorumlar yapıyor, değerlendiriyor, üzerinde konuşuyor.
Her okurun kendince sebepleri/hedefleri/alacakları olabilir. Bunlar üzerinde durulmaya layık olan, kıymetli argümanlardır.
Roman okurunun, ortak özelliği de çoktur. Bunlarla alakalı araştırmalar, çalışmalar ve eserler bulmakta mümkündür. Nobel Edebiyat ödülü alanlar içerisinde roman türünde eser verenlerin çoğunlukta olduğu görülmektedir.
“Hayatım roman” ifadesini çokça duymuşsunuzdur. Hepimizin hayatı roman, bazıları yazılıyor, bazıları yazılmıyor. Fakat yaşanıyor. O zaman roman, hayattır ifadesi de zemin bulmuş oluyor. Hayatımız, romanın zemini oluşturuyor.
Yukardaki alıntılar üzerinden yol çıkarsak, romandan hayatımıza alabileceklerimiz çıkacaktır diyebiliriz. Biraz bunlar üzerinde yoğunlaşmak istiyorum.
Her insan, iyi yaşama gayreti içerisindedir. Bu durum, öğrenme sürecini de beraberinde getirir. Ailemizden, yakın ve uzak çevremizden, okullardan ve okumalardan öğrenme sürecimize katkılar alırız. Bu süreç, ömrümüzün sonuna kadar devam eder.
Burada uzun hayatı, kısa sayfalarına sıkıştırmış romanlar devreye girebilir. Bir ömrü, bir dönemi, bir olayı, olaylar zincirini sayfaları arasında işler ve bitirilmiş şekliyle önümüze koyar.
Orada anlatılanlarla karşılaştığımızda en azından bilgi sahibiyizdir. Tavrımızı, bilgimizde olanlar içerisinde seçerek ortaya koyabiliriz. Karar verme süremiz, verdiğimiz kararın isabeti, neticesini tahmin edebilme ihtimalimiz artar.
Yaşanmış hayatları bilerek hayatımızı tasarlamak, belirsizlikleri ortadan kaldıracak, geleceğe emin bir şekilde ilerlememize vesile olacaktır. Olaylar kabul edilebilir, altından kalkılabilir, sonucu öngörülebilir olacaktır. Böylece güven hissimiz gelişecek, endişelerimiz azalacak, olağan akışta normalimiz gelişecektir.
Kendini tanıma, kendini gerçekleştirme, kendini aşma, zaman isteyen, öğrenme ve eğitim gerektiren, uzun soluklu bir süreçtir. Romanlarda bir kişi, aile, topluluk, olaylar üzerinden hayatı okuruz. Kendimizle yüzleşiriz. Kararlar alırız. Davranışlarımız üzerinde değerlendirmelerde bulunuruz.
Öyle anlar olur ki romanın veya içerisindekilerin öğreticiliği, kalıcı ve kabul edici olur. Az zamanda çok mesafe aldırır. Düşünce olgunluğu ve duruluğu mühimdir. Karmaşayı azaltma adına önemlidir. Evet, işte buldum dediğimiz anlar çok olacaktır.
İçsel yolculuğumuz esnasında romanlar yol gösterici olabilir. Bazı romanlar psikolojik tahliller, düşünce yoğunluğu açısından öne çıkar. Danışmanlık hizmeti almış gibi oluruz. Karakterler ve olaylar üzerinden, kendimizi değerlendirme imkânı yakalarız. Mesafe kazandırıcı içsel derinleşme yaşayabiliriz.
Dışsal yolculuğumuz, toplum içerisinde yer edinebilmek için kıymetlidir. Karşılıklı doğru iletişim kurabilmek, katkılar sunabilmek için sosyalleşmemiz gerekir. Romanlar hem kişiyi hem toplumu aynı anda görüp, değerlendirebilme imkanları gösterir. Kişi ve toplumun tahlillerini, olaylar üzerinde yorumlama, davranışlar üzerinden analizler yapabilme, olgunlaşma adına son derece önemlidir.
Günümüzde sosyalleşmenin önündeki engeller artmış, yalnızlık tercihi belirginleşmiştir. Romanlar bu noksanlıkları telafi etme adına büyük boşlukları dolduracaktır.
Ülkemizde yazılan romanları okumak, geniş alanda kültür dünyamıza birikimler sunacaktır. Çeşitli yazarlardan alabileceğimiz çok şeyler vardır. Okudukça kültür dünyamıza değerli katkılar alacağızdır. Hep aynı yazarı değil, farklı yazarları okumak daha kıymetlidir.
Dünya edebiyatından bol miktarda örnekler okumalıyız. Evrensel insanlık değerlerine sahip bir insan, dünya vatandaşıdır. Romanlar bunun olabilmesi için, büyük katkılar vermeye hazırdır. Farklı ülke ve yazarların eserleriyle kendimize bakabilmek, göremediğimiz özelliklerimizi keşfetmemize yarar sağlayacaktır.
Her romanın okura arz ettiği fikir bahçesi vardır. Roman tadında bir bahçeden devşireceğiniz güller olabilir.
Hayatınız bir roman, roman da hayatınız var.
Ali Yalçın
Sosyolog / Aile Danışmanı

(Alıntıdır.)

***

İşte size yukarıdaki yoruma birebir uyan bir roman:

"İRAN HUDUDUNDA BİR TİLKİ"
520 SAYFA
YAZAR: ALİ GÖKÇE
E-KİTAP YAYINCILIK
CİNİUS MATBAACILIK
EYLÜL/2024



SESLİ KİTAPLARIM



 
ElevenReader isimli bir Amerikan yazılım firması, her üç kitabımı da

'Türkçe-Sesli Kitap' olarak satışa sunmuş bulunmaktadır.


İran Hududunda Bir Tilki - Roman

 



Barış - Anı ve Öykü