3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



ABDÜLHAK HÂMİT TARHAN

 


Abdülhak Hâmit Tarhan (2 Ocak 1852, Beşiktaş - 12 Nisan 1937, İstanbul), Türk şair, oyun yazarı ve diplomat.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ilk yıllarında eserler vermiş, modern edebiyatın doğuşunda etkin bir isimdir.

12 Nisan 1937'de Maçka Palas'ta 85 yaşında hayatını kaybetti. Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle ulusal cenaze töreni düzenlenerek Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilen ilk kişi oldu.


MAKBER

Eyvâh! .. Ne yer, ne yâr kaldı,

Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.

Şimdi buradaydı gitti elden,

Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim o hâksâr kaldı,

Bir kûşede târumâr kaldı.

Bâkî o, enîs–i dilden eyvâh!

Beyrût’ta bir mezâr kaldı.

……

Çık Fâtıma, lâhdden kıyâm et,

Yâdımdaki hâlime devâm et!

Ketmetme bu râzı, söyle bir söz,

Ben isterim âh öyle bir söz! ..

Güller gibi meyl-i ibtisâm et,

Dağ-ı dile çâre bul, merâm et! ..

Bir tatlı bakışla, bir gülüşle

Eyyâm-ı hayâtımı tamâm et! ..

……

Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben? ..

Ayrı yaşayım mı sevdiğimden? ..

Verdin bana böyle bir mûsibet,

Ettin beni düşmen-i muhabbet.

Ya bir kulu sevmiyor musun sen? ..

Ya böyle bir ölüm değil mi erken? ..

Hiç bulmamak üzre gâib ettim,

Mecnun gibi ben onu severken.

……

Her yer karanlık pür-nûr o mevkî? ..

Mağrib mi yoksa makber mi yâ Râb!

Yâ hâbgâh-ı dilber mi yâ Râb,

Rüyâ değil bu ayniyle vakî.

Kabrin çiçekten bir türbe olmuş,

Dönmüş o türbe bir haclegâhe,

Bir haclegâhe dönmüşse türben

Aç koynunu aç maşukânım ben.

……

Sen öldün, ölüm güzel demektir,

Ölsem yaraşır gamınla her gün.

Abdülhak Hamit Tarhan



ONAT KUTLAR

 


Onat Kutlar (25 Ocak 1936, Alanya – 11 Ocak 1995, İstanbul) Türk şair, yazar ve düşünürdür.

1959 yılında yayımlanan İshak ile 1960 yılında Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazandı. Fethi Naci'ye göre İshak, dünya edebiyatında büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenimini, son dersinin sınavına girmeyerek bıraktı ve felsefe okumak amacıyla Paris'e gitti. İki yıl sonra döndüğünde bir süre Doğan Kardeş dergisinde çalıştı.

İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulunda ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulunda görev yaptı. 1994 yılında Fransız hükûmetince verilen L'Ordre des Arts et des Lettres Ödülü'yle onurlandırıldı.

30 Aralık 1994'te Opera Pastanesi'ne bırakılan bombanın patlaması sonucu ağır yaralandı. Aynı patlamada arkeolog Yasemin Cebenoyan da öldü. Kutlar, 11 Ocak 1995'te öldü ve Aşiyan Mezarlığı'na defnedildi. Olay, İBDA-C tarafından üstlenilse de faillerin yakalanmasıyla PKK tarafından düzenlendiği ortaya çıkmıştır.


BİR SORU

Akşamüstü oturdum yol kıyısına
Düşündüm
Ne kalacak bizden geriye
Balkan yaylasIndan ve bozkırlardan
Kafdağlarına giden şu bulut
Sonsuz mevsimlerle esmerleşen
Şu toprak ve derin çınar ağacı
Biz yokken de vardı
Çocukların şu gülen sarı feneri
Ayışığı
Ve ıssız balkonlarda
Kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları
Aynı mandalda kurutan güneş
Çayırda gölgeler bırakacak
Dalgın yeryüzünde çekilirken
Kalabalık çarşılara tortusu
Çökecek
Tüccarın kanpazarından
Mezarlığa taşıdığı paranın
Değirmeni döndüren ter ırmağı
Kuruyunca ardında tuz kalacak
Ve bir anı öfkeli işçilerden
Sinirli kediler bir tekir şerit
Olacak
Ve bir çöl esintisi
Dörtnala kaybolan arap atları
Bir çavdar haritası çizecek
Bozkırı terkeden tarla faresi
Kuş tüyleri gökyüzünün camını
Buzlu yazılarla donatacak
Hersey değişiyor ama ne yapsak
Duracak
Tarihin uzun duvarı
Taşlara kırmızı izler bırakan
Ve aynı kıyıdan yürüyen köle
Silecek kıralların adını
Gene de karanlık dağ başlarında
Yarın bir kin gibi hatırlanacak
Kanlı soy ağacının dalları
Kiraz ve kamıştan kavalımızın
Sesleri
Dağılıyor havada
Bir kuyu ağzından geçiyor gibi
Rüzgarı mor fistanli zamanın
Bu güzel şarkı da unutulacak
Kıyımlar acılar kanlar içinde
Savrulurken yaşadığımız günler
Bu soruyu mutlaka soracaksın
Ne kaldı ne kaldı bizden geriye?

 

Onat Kutlar




NİLGÜN MARMARA

 Nilgün Marmara Önal (13 Şubat 1958, İstanbul - 13 Ekim 1987, İstanbul), Türk şair.

Nilgün Marmara, Balkan göçmeni olan bir ailenin iki kızından biri olarak, 13 Şubat 1958'de İstanbul, Moda'da doğdu. Bir Marksist olan babası Fikri Marmara, muhasebe müdürüydü. Babası, Bulgaristan'ın Plevne şehrinden, annesiyse Vidin'den İstanbul'a göç etmişlerdir.

Liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Üniversite hayatına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde başladı ancak siyasî sebeplerle burada devam edemeyip tekrar sınava girdi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı.

1982'de, arkadaş ortamında tanıştığı endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Eşinin işi dolayısıyla 16 ay Libya'da yaşadılar.

13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken kaldığı evin balkonundan atlayarak intihar etti.


SİZİ SEVMEKTE ÖLÜYORUM


burada daha ne kadar öleceğim?

yeryüzüyle gökyüzün aracısı olarak bulutu haraca kestiğiniz yerde?

ben size alışamam.. tehdit: koltuğunuzun bedeninizle dolmaması.. tehdit: bir merdivenin uygunsuz konumu, gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzün yokoluşu.. ‘ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada..’ öylesine yoksulluk, bir sevi düşünün bu kadar yayılması günlere hiç karşılıksız…

ağlıyorduk.. ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle düşünüyordum size dokunurken.. siz bu ıslaklığı tanıyordunuz, düşümde böyle düşünüyordunuz.. nasıl biliyorduk, nasıl? her ışıltı anının acı yükünü, ülkemizin sonsuzca yumuşayarak kuraklıktan kurtulduğunu; bu gözyaşlarının susulmuş her çığlık, beklenmiş her sevinç için, onun için bu kadar akıcı, saran ve parlak…

delilik sevgilim, bir sözcük üzerine kurulmuyor, varolanı dürtüyor, eşeliyor, o bölgede yer ediniyor.. bir sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinmeyen gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacak bir acıyla..

onu sürükleyeceğim.. sürükleyeceğim ki, açığa çıkarılamayacak, tanımlanabilir gün ve gecelere maledilmeyecek bir sevi karabasanından aldığım pay, saygısını bulsun içkin dünyasında belirsiz ‘Ben’in..

yaslı yüreğimin utangaç itirafı: ‘SİZİ SEVMEKTE ÖLÜYORUM’...

Mart, 1982

Nilgün Marmara

MAHZUNİ ŞERİF



Âşık Mahzuni Şerif, kimlikteki adıyla Şerif Mahzuni ya da doğum adıyla Şerif Cırık, (17 Kasım 1939, Berçenek, Afşin Kahramanmaraş - 17 Mayıs 2002, Köln, Almanya), Alevi Türk halk ozanı.

2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında taburcu edildi. Ancak evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif 17 Mayıs 2002 tarihinde Köln, Almanya'da öldü. Öldüğünde, Devlet Güvenlik Mahkemesindeki davası henüz sonuçlanmamıştı. Mezarı Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen yerdedir. Mezar taşında ''Eğer bana gel gel olsa yüceden, çırpar kanadımı uçar giderim. İsteğim yok gündüz ile geceden, ben bir Mahzuni'yim naçar giderim.'' yazmaktadır.


DEVRAN

Kör olası devran tersine döndü

Akar gözlerimin yaşı dem gibi.

Bize doğan güneş yoruldu söndü

Zalim hayat sanki benim nem gibi.

Bahar geldi pınarlarım kurudu

Dağlarımı kara bulut bürüdü

Bize tatlı bakan gözler çürüdü

Karşımızda beyler gezer kem gibi.

Evrak evrak günahımız yazıldı

Yavaş yavaş kör kuyular kazıldı

Korkarım dünyanın karnı bozuldu

Beyler bizi yedi gitti yem gibi

Dost Mahzuni aktı aktı duruldu

Zalimin günahı benden soruldu

Ezildi bellerim sanki kırıldı

Yorgun atın ağzındaki gem gibi.

Mahzuni Şerif

AHMET MUHİP DIRANAS



Ahmet Muhip Dıranas (1909, Sinop - 21 Haziran 1980, Ankara), Türk şair ve yazardır.

1909 yılında Sinop'un Erfelek ilçesi Salı köyünde doğdu. İlkokulu Sinop'ta, ortaokul ve 1929'da liseyi Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladı. Ankara Erkek Lisesi'nde Faruk Nafiz Çamlıbel ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi oldu.

Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Şiirler başlığıyla kitaplaştırıldı.

Hayatı boyunca tükettiği nargile, sigara ve alkol yüzünden sağılığı iyice bozulmuş, kronik bronşiti amfizeme dönüşmüştür. Ve ne yazık ki 21 Haziran 1980'de kalp yetmezliğinden Ankara'da öldü. Vasiyeti nedeniyle Sinop'ta toprağa verildi.


FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
Bu afyon ruhu gibi baygın mahaIIeden
Hayalimde tek çizgi bir sen kaImışsın sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa güIen
GözIerin , dişIerin ve akpak gerdanınIa
Ne güzeI komşumuzdun sen fahriye abIa

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
SarmaşıkIarIa baIkonu örtük bir evdi
Güneşin batmasına yakın saatIerde
Yıkanırdı göIgesi kuytu bir derede
Yaz kış yeşiI bir saksı ıtır pencerede
Bahçede akasyaIar açardı baharIa
Ne şirin komşumuzdun fahriye abIa

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
İçini gıcıkIardı bütün erkekIerin
AItın biIezikIerIe doIu biIekIerin
AçıIırdı rüzgârda kısa etekIerin
Açık saçık şarkıIar söyIerdin en fazIa
Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abIa
  
GönüI verdin derIerdi o deIikanIıya
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya
BiImem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın
Hâlâ dağIarı karIı Erzincan damısın
Bırak geçmiş günIeri gönIüm hatırIasın
Hatırada kaIan şeyIer değişmez zamanda
Ne vefaIı komşumuzdun sen fahriye abIa

AHMET MUHİP DIRANAS

 

 

 


NAMIK KEMAL

 


Mehmed Nâmık Kemâl,  (21 Aralık 1840; Tekirdağ - 2 Aralık 1888; Sakız Adası), 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında etkili olmuş, Türk milliyetçiliğine esin kaynağı olmuş, Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyesi Osmanlı yazarı, gazetecisi, devlet adamı ve şairidir.

Yurtseverlik, özgürlük, ulus kavramlarına bağlı bir Tanzimat aydınıdır. Bu kavramları Türk düşünce yaşamına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı ve parlak biçemi nedeniyle döneminin diğer yazarlarından daha çok tanındı. 

"Vatan Şairi" ve "Hürriyet Şairi" olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra eleştiri, yaşam öyküsü, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle Türk edebiyatının ilk edebî romanı olan "İntibah" ve Türk edebiyatının sahnelenen Batılı tarzdaki ilk tiyatro eserlerinden olan "Vatan yahut Silistre "eserleriyle ünlüdür.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü eserleri ve düşünceleriyle etkiledi. Atatürk, Namık Kemal'i Türk dünyasının çağdaşlaşması açısından en üst nokta olarak kabul eder ve onun Türk dünyasına bırakmış olduğu mirası da benimser. Bu benimsemeyi Atatürk'ün Namık Kemal'in ünlü beyitlerinden birine yapmış olduğu nazire gösterir. Namık Kemal'in "Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/Yoğimiş kurtaracak bahtı kara maderini " dizelerine Atatürk şu nazireyi yazmıştır: "Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini/Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini" bu ifade kalıpları o dönemdeki halk mücadelesinin mühim bir parolası olmuştur.

Hatta Atatürk'ün bir biyografisini yazmış olan yazar Andrew Mango, Atatürk'ün Kemal adını Namık Kemal'in adında "Kemal" bulunduğu için kendisinin koyduğunu iddia etmektedir.

Sakız Adası'nın kuru havası nedeniyle rahatsızlanan Namık Kemal, 2 Aralık 1888 günü 47 yaşında öldü. Adada bir caminin haziresine defnedildi. Arkadaşı Ebüziyya Tevfik, şairin Bolayır'da gömülme arzusunu Padişah II. Abdülhamit'e iletince naaşı Gelibolu'ya nakledildi. Bolayır'da Orhan Gazi'nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa'nın türbesinin yanına gömüldü. 


MURABBA

Sıdk ile terk edelim her emeli her hevesi,
Kıralım hâil ise azmimize ten kafesi;
İnledikçe eleminden vatanın her nefesi,
Gelin imdada diyor, bak budur Allah sesi!

Bize gayret yakışır merhamet Allah'ındır;
Hükm-i âtî ne fakîrin ne şehinşâhındır;
Dinle feryadını kim terceme-i âhındır
İnledikçe bak ne diyor vatanın her nefesi...

Mahv eder kendini bülbül bile hürriyet içün;
Çekilir mi bu belâ âlem-i pür mihnet içün?
Dîn içün, devlet içün, can çekişen millet içün,
Azme hâil mi olurmuş bu çürük ten kafesi?

Memleket bitti, yine bitmedi hâlâ sen, ben,
Bize bu hâl ile bizden büyük olmaz düşmen;
Dest-i a'dâdayız Allah içün ey ehl-i vatan;
Yetişir terk edelim gayrı hevâ vü hevesi! ...

Namık Kemal


EDGAR ALLAN POE

 



Edgar Allan Poe (19 Ocak 1809 - 7 Ekim 1849), Amerikalı şair, yazar, editör ve edebiyat eleştirmeni. Çoğunlukla şiir ve kısa öykü yazdı. Özellikle gizem ve macabre öyküleri ile tanınır. ABD'de ve Amerikan edebiyatında Romantizm akımının önemli figürlerinden biri olmasının yanı sıra ülkesinde kısa öykünün ilk yazarlarından sayılır. Genellikle polisiye türünün mucidi olarak kabul edilmesinin yanında ayrıca yeni ortaya çıkmakta olan bilimkurgu türüne de katkıda bulunduğu öne sürülür.[1] Yaşamını yalnızca yazdıkları ile sürdürmeye çabalayan ilk tanınmış Amerikan yazarı olan Poe'nun yaşamı ve kariyeri ekonomik güçlükler içinde geçmiştir.[

3 Ekim 1849'da Poe Baltimore sokaklarında hezeyan hâlinde iken bulundu. Onu bulan Joseph Walker'ın söylediğine göre "büyük bir üzüntü içinde ve.. acil yardımı gerektirecek durumdaydı."[72] Götürüldüğü Washington Medical College'ta 7 Ekim 1849 Pazar günü sabah beşte öldü.[73] Hastanede Poe bu duruma nasıl düştüğünü anlatabilecek kadar zihin açıklığına kavuşamadı ve ilginç bir şekilde giydiği elbiseler kendisine ait değildi. Ölümünden önceki gece sürekli olarak "Reynolds" adını sayıkladığı söylenmektedir ancak kimi kastettiği bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre Poe'nun son sözleri "Tanrım zavallı ruhuma yardımcı ol" olmuştur.[73] Ölüm belgesi de dahil olmak üzere tüm tıbbi kayıtlar yok olmuştur.


"Annabel Lee", Amerikalı şair ve yazar Edgar Allan Poe'nun yazdığı son şiirdir.1849'da yazılan şiir aynı yıl, Poe'nun ölümünün hemen ardından yayınlanmıştır.

Poe'nun pek çok şiiri gibi bu şiirin de teması güzel bir kadının ölümüdür. Şiirin anlatıcısı, daha çok gençken Annabel Lee'ye âşık olmuştur. Bu aşk öyle güçlüdür ki melekler bile kıskanır. Annabel Lee öldükten sonra bile anlatıcının aşkı son bulmaz.

Şiirdeki Annabel Lee'nin ilham kaynağının kim olduğu konusunda çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Pek çok kadının adı geçse de, en makul adaylardan biri Poe'nun eşi Virginia Eliza Clemm Poe'dur.

ANNABEL LEE

Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden 'Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi'
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca-başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni...

Çev. Melih Cevdet Anday