ŞEVKİYE MAY
SABİHA GÖKÇEN
Sabiha Gökçen (22 Mart 1913, Bursa-Osmanlı İmparatorluğu - 22 Mart 2001, Ankara-Cebeci Askerî Şehitliği,), Türk pilot. Türkiye'nin ilk kadın pilotlarından biri olan Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotudur. Mustafa Kemal Atatürk’ün sekiz manevi evladından birisi idi. Uçuş kariyeri boyunca 8.000 saat civarı uçuş gerçekleştirdi ve otuz iki farklı askerî operasyona katıldı. Adı, İstanbul'un ikinci havalimanı olan Sabiha Gökçen Havalimanı'na verilmiştir.
Çocukluğu:
Bursa Vilayet
Başkâtibi olan Hafız Mustafa İzzet Bey ile Hayriye Hanım’ın kızları olan
Sabiha, 22 Mart 1913'te Bursa'da dünyaya geldi. Edirne Defterdarı
olan babası Hafız İzzet Bey, Jön Türk olduğu
gerekçesiyle Bursa'ya
sürülmüştü. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi Neşet tarafından
büyütülen Sabiha,
Atatürk, ağabeyinden izin alarak zor şartlar
altında yaşayan Sabiha'yı evlat edindi ve Ankara’ya
götürdü.
Sabiha;
Çankaya İlkokulu, bugün ismi Robert Lisesi olan
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Lisesinde eğitim
gördü. Rahatsızlığı nedeniyle öğrenimini yarıda kesip Heybeliada ve Viyana’da
tedavi gördü.
Bir süre Fransızcasını ilerletmek
amacıyla Paris’te
bulundu.
1934'te Soyadı Kanunu'nun
çıkmasından sonra Mustafa Kemal, Sabiha'ya "Gökçen"
soyadını verdi.
Havacılık kariyeri:
Gökçen, yedi
erkek öğrenciyle birlikte Kırım'a
gönderilerek altı aylık yüksek planörcülük eğitimini Koktebel Yüksek
Planör Okulunda tamamladı. Moskova'ya
motorlu uçak okuluna gitmeyi planlıyordu. Ancak manevi kız kardeşi Zehra'nın
ölüm haberini alınca bu düşünceden vazgeçerek ülkesine döndü.
Bir süre
dünyaya küsen Sabiha, Atatürk'ün ısrarları ile yeniden çalışmalara
başladı. Eskişehir Havacılık Okulunda Savmi Uçan ve Muhittin Bey'den özel
uçuş eğitimi aldı. 25 Şubat 1936'da ilk defa motorlu uçak ile uçmaya başladı.
Gökçen'in, uçuş eğitimde gösterdiği başarılardan dolayı, Atatürk kendisine şunları söylemiştir:
“Beni çok mutlu ettin… Şimdi artık senin için planladığım şeyi
açıklayabilirim… Belki de dünyada ilk askerî kadın pilot olacaksın… Bir Türk
kızının dünyadaki ilk askerî kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır,
tahmin edersin değil mi? Şimdi derhâl harekete geçerek seni Eskişehir’deki
Tayyare Mektebine göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin!”
O yıllarda -kızlar askerî okullara alınmadığı için- özel bir üniforma giydirilerek Eskişehir
Uçuş Okulunda, 1936-1937 döneminde on bir ay boyunca özel eğitim aldı. Bu
eğitim sırasında kendisine ilkokul öğretmeni Nüveyre Uyguç eşlik
etti. Gökçen, brövesini aldıktan sonra Eskişehir'deki 1. Hava Alayı'nda altı ay
görev yaptı, bu sırada Trakya ve Ege manevralarına
katıldı.
Dersim Harekâtı:
1937 yılında Tunceli'de çıkan ayaklanmayı bastırmak için başlatılan Dersim Harekâtı'nın hava saldırısı safhasında yer aldı. Bu harekâtta gösterdiği üstün başarı sebebi ile, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı bir törenle kendisine "Türk Hava Kurumu Murassa (İftihar) Madalyası" verildi. 30 Ağustos 1937'de askerî uçuş brövesi aldı.
Hatay'ın Türkiye'ye katılması:
1937'de Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, Ankara'da sert tepkiyle karşılandı. Atatürk'ün emriyle üniformasını giyen Sabiha Gökçen, Fransız elçisinin önünde havaya üç el ateş etti ve "Hatay'ın vatana katılması için gerekirse silahlanırız!" dedi. Olay sonunda yine Atatürk'ün emriyle tutuklanan ve mahkemeye çıkan ve yasa gereği bir gün hapis yatan Sabiha Gökçen'in çıkışı sayesinde Atatürk'ün planı tutmuş ve Fransızlara gözdağı verilmiş, kararlılık gösterilmiştir.
Balkan Turu:
1938'de
uçağıyla beş gün süren bir "Balkan Turu" yaptı. Ankara'da bulunan
Balkan Paktı heyeti üyelerinin Sabiha Gökçen ile tanıştıktan sonra kendisine
uçakla başkentlerine gelmeyi önermeleri üzerine bu tur fikri doğmuştu.
Gökçen, Atatürk'ün arzusu üzerine bu turu yanına bir
makinist dahi almadan, tek başına gerçekleştirdi.
Vultee tipi bir uçakla İstanbul'dan
havalandıktan sonra Atina'ya, ardından Sofya ve Belgrad'a gitti. Kendisine
Yugoslav Genelkurmay Başkanı tarafından "Beyaz Kartal" nişanı
verildi. İstek üzerine Bükreş'te bir gösteri uçuşu yaptıktan sonra altıncı gün
olan 22 Haziran'da İstanbul'a döndü. Bu Balkan turu, basının büyük ilgisini
uyandırmış; her yerde göklerin kızı olarak anılmasına neden olmuştur.
Atatürk'ün ölümünden sonraki dönem:
Manevi
babası Atatürk öldükten sonra hayatını yeniden
düzene sokan Gökçen, kadınların orduda görev yapmasına ilişkin yasa çıkmadığı
için ordudan ayrıldı ve Türkkuşu Uçuş Okulu'na başöğretmen tayin edildi. 1955'e
kadar bu görevini başarıyla sürdürdü. Türk Hava Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi
oldu. Hayatı boyunca toplam 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla
uçtu.
1953 ve
1959'da davet edildiği ABD'ye Türk toplumu ve Türk kadınını
tanıtmak amacıyla giden Gökçen için büyük bir Amerika turu düzenlenmiştir. Son
uçuşunu 1996'da 83 yaşında iken Fransız pilot Daniel Acton eşliğinde Falcon
2000 uçağıyla yapmıştır.
1996'da
havacılık kariyerinin en büyük ödülünü almıştır. Amerikan Hava Kurmay
Koleji'nin mezuniyet töreni için düzenlenen "Kartallar Toplantısı"nın
onur konuğu olarak katıldığı Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya
tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" seçildi. Bu ödüle layık görülen
ilk ve tek kadın havacı oldu.
Ölümünden 2
yıl önce Hukukun Egemenliği Derneği tarafından
onuruna verilen törende kendisine, adına bestelenen, klasik rock opera
tarzındaki eser dinletildi.
Ölümü:
Sabiha Gökçen 22 Mart 2001 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisinde 88 yaşında kalp yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetti.
Ödül ve madalyaları:
Ermeni asıllı olduğu iddiaları:
Sabiha Gökçen'in -ölümünden sonra- Ermeni asıllı olduğu iddiaları ortaya atıldı. 2004 yılında Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, Gökçen'in kendisinin teyzesi olduğunu ve asıl adının "Hatun Sebilciyan" olduğunu iddia etti.
Gazalyan'a göre Hatun, kız kardeşi Diruhi ile birlikte Şanlıurfa'nın Saylakkaya (Cibin) köyündeki yetimhaneye verilmiş, 5-6 yaşlarında iken Atatürk tarafından evlat edinilmişti. Ek olarak aynı yıl Agos gazetesinde yayımlanan "Sabiha-Hatun'un Sırrı" başlıklı yazıda Gökçen'in yeğeni olduğu belirtilen Gaziantepli Hripsime Sebilciyan ile yapılan röportajda Gökçen'in Ermeni asıllı olduğu öne sürülmüştür.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Ermeni Kırımı'ndan hemen sonra Gökçen'i yetimhaneden evlat ettiğinden bahsedilmiştir. Türk-Ermeni dil bilimci Pars Tuğlacı; Sebilciyan'ın iddialarının yanlış olduğunu, Gökçen'in Ermeni geçmişini Ankara'da iken Beyrut'tan iletişime geçen aile üyeleri sayesinde keşfettiğini belirtmiştir. Gökçen'in Ermeni akrabalarını Beyrut'ta ziyaret ettiği ve burada Sarkis, Boğos, Haçik ve Hovhannes adında dört erkek kardeşi olduğu da iddia edilmiştir.
Türk Hava Kurumundan yapılan yazılı bir açıklamada da bu iddiaların Sabiha Gökçen hayatta iken yapılmayışı ve kendisine cevap hakkı tanınmayışı eleştirildi ve bu durumun kasıtlı olduğu ileri sürüldü.
Atatürk'ün diğer manevi kızı Ülkü Adatepe, ilk evliliğini Sabiha Gökçen'in amcasının oğlu olan Üsteğmen Fethi Doğançay ile yapmıştı. Ülkü Adatepe, son eşi Öke Adatepe ve Gökçen'i yakından tanıyan gazeteci yazar Orhan Karaveli ile birlikte, Gökçen hakkındaki Ermenilik iddiaları üzerine bir basın toplantısı düzenledi. Bu toplantıda Sabiha Gökçen için kendileri tarafından hazırlanan soyağacı basın mensuplarına dağıtılarak iddialar yalanlandı.
Eski maliye
bakanlarından Vural Arıkan'ın eşi Nevin Arıkan, babasının
Sabiha Gökçen ile kardeş torunları olduğunu belirterek Sabiha Gökçen'in Ermeni
değil Boşnak asıllı olduğunu ifade etmiştir. Sabiha Gökçen'in
manevi kızı Sabiha Özogan da Sabiha Gökçen'in annesi Hayriye Hanım'ın Saraybosna doğumlu
olduğuna işaret ederek Boşnak köken iddiasını desteklemiştir.
NEVRUZ BAYRAMI
Nevruz Bayramı ya da kısaca Nevruz, dünya çapında çeşitli halklar tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl ya da doğanın uyanışı ve bahar bayramıdır. Nevruz bayramına 4 hafta kala, her salı günleri özel günler olur ki, bunlara çarşamba denir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 23 Şubat 2010'da aldığı 64/253 sayılı kararla 21 Mart'ı Uluslararası Nevruz Günü ilan etmiştir.
Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı
geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder.
Günümüz İran'ında, her ne kadar İslami bir kökeni olmasa da bir şenlik olarak
kutlanır. Bazı topluluklar bu bayramı 21 Mart'ta kutlarken diğerleri Kuzey
yarım kürede ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 veya 23 Mart'ta kutlarlar.
Aynı zamanda, Zerdüştlük, hem de Bahailer için de kutsal bir gündür ve tatil
olarak kutlanır. Kürtlerde, Nevruz bayramının Kürt ve İran mitolojisindeki
Demirci Kawa Efsanesi'ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da
Göktürklerin Ergenekon'dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak kutlanır.
2010'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri
kutlanmakta olan İran kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmiştir.
28 Eylül-2 Ekim 2009 arasında Abu Dabi'de hükûmetler arası toplanan Birleşmiş
Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, nevruzu Dünya Manevi Kültür
Mirası Listesi 'ne dahil etmiştir. 2010'dan başlayarak Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu 21 Mart'ı "Dünya Nevruz Bayramı" olarak kabul
etmektedir.
İsim kökeni
Kelimenin aslı eski Farsçadan gelir: Yeni anlamındaki nava
ve gün ışığı/gün anlamındaki rəzaŋh birleşerek oluşturmuşlardır. Anlamı
"yeni gün/günışığı"dır ve günümüzün Farsçasında da hâlâ aynı anlamda
kullanılmaktadır. (nev: yeni + ruz: gün; anlamı "yeni gün")
Farsça olan bu kelime geniş kültür coğrafyalarına yayılmış ve kullanım alanı bulmuştur. Çıkmış olduğu kültür çevresine kıyasla Türk kültür çevresinde daha çok kullanılmaktadır. Türkiye Türkçesinde “Nevruz”, Azerbaycan Türkçesinde Novruz”, Başkurt Türkçesinde “Nouruz”, Kazak Türkçesinde “Navruz”, Kırgız Türkçesinde “Noruz”, Özbek Türkçesinde “Navruz”, Tatar Türkçesinde “Navruz”, Türkmen Türkçesinde “Novruz”, Uygur Türkçesinde “Noruz” şeklinde kullanım alanı bulmuştur.
Türkçeden başka bu kelimenin “Novruz” ve Arapça'ya “Neyruz” şeklinde geçtiği görülmektedir. Batı Trakya Türkleri'nde Mevris adları ile anılır.
Yeni gün adı eskiden Türkler arasında “yengi kün” şeklinde Nevruza karşılık kullanılıyordu. “Yengi” ve “kün” kelimelerinin ayrı ayrı Uygurlarda ve Kumanlarda “eski zamanlarda” kullanıldığı görülmektedir. Yeni gün anlamında kullanılan Nevruz On iki hayvanlı Türk takvimine göre yılın başladığı gündür.
İranî dillerdeki Gün anlamına gelen Ruz (Farsça), Ruz (Tatça), Roç (Beluçça), Roc (Zazaca), Roz (Soranice) ya da Roj (Kurmanci) sözcükleri Proto İran dilinde var olduğu tahmin edilen "Rauça" kökünden gelir. Bu da Proto Hint-Avrupa dilinde manası ışık olan *leuk- kelime köküne dayanmaktadır. Rusçadaki Luç, Almancadaki Licht, Yunancadaki Leukós, Latincedeki Lux, İngilizcedeki Light ve Ermenicedeki Luy da aynı köke dayanmaktadır. Proto Iran dilinde Rusçadaki gibi bir k > ç ses ertelemesi ortaya çıkmıştır ve ayrıca 'L' sesi 'R'ye dönüşmüştür.
Eski İran dili olan Avesta dilinde Raôçah zamanında esas olarak Işık demekti. Eski Hint-Aryan dilindeyse(Bugünkü Kuzey Hindistan'da var olan dil grubu) Roçiş kullanılmaktadır.
Nevruz teriminin tarihte ilk yer aldığı kayıtlar, M.S. 2. yüzyıldaki Pers İmparatorluğu kayıtlarıdır, ancak bundan çok daha öncesindeki (yaklaşık MÖ 648 ve 330 yılları arasında) Pers İmparatorluğu altında yaşayan değişik milletlerin Pers şahına Nevruz gününde hediyeler getirdiğine dair bilgiler mevcuttur.
Farsça'da ise Nouruz'dur. Arnavutluk'ta ise Sultan Nevruz
olarak isimlendirilir.
Nevruz ve Ekinoks
Ekinoksta Dünyanın Güneş tarafından aydınlatılmasının gösterimi. Güneş ışıkları ekvatora dik geldiği için aydınlanma çemberi kutuplardan geçmektedir.
Nevruz, baharın ilk günüdür ve bu gün kuzey yarım kürede
bahar ekinoksunun (gün tün eşitliği) oluştuğu gündür. Güneş ekvatora dik açı
ile gelir, gece ve gündüz birbirine eşitlenir. Ayrıca hem kuzey hem de güney
kutbu aynı anda gündoğumu hattındadır ve gün ışığı her iki yarımküre arasında
eşit olarak paylaşılmaktadır.
Astrolojik olarak 21 Mart, burçlar sırasında ilk olarak yer
alan koç burcunun başlangıç günüdür.
2018 yılında, kuzey yarımkürede ekinoks, 20 Mart tarihinde saat 16.15'te (GMT) gerçekleşmiştir.
Tarih ve gelenek
Nevruz geleneğinin tarihin en son Buzul Çağı'nın bitmesinden
hemen önceki günlere yani 15.000 yıl öncesine kadar uzanır. Pers Kralı Cemşid, Indo-İranlıların
avcılıktan hayvancılığa ve yerleşik yaşama geçişini temsil eder. O çağlarda
mevsimler, insanoğlunun hayatında günümüzdekine dek daha yaşamsal bir önem arz
ediyordu ve yaşamla ilgili her şey dört mevsim ile çok yakından ilgiliydi.
Kışın ardından gelen baharda yeşillenen bitkilerin olması ve sığırların
yavrulaması, insanoğlu için büyük bir fırsat ve bolluğun canlanması demekti.
İşte böyle bir dönemde bu Nevruz kutlamalarını başlatanın Kral Cemşid olduğu
söylenir.
Bundan 12 yüzyıl sonrasında, MÖ 487 yılında, Büyük Darius,
Persepolis'teki yeni inşa edilmiş olan sarayında Nevruz'u kutluyordu. Son
araştırmaların sonuçları bu kutlamaların çok özel bir anlam ifade ettiğini
göstermektedir. Sadece Nevruz gününde sabah saatin 06.30'unda güneşin ilk
ışıkları gözlemevindeki büyük kabul salonuna denk geliyordu ve bu olay sadece
1400 yılda bir gerçekleşiyordu. Bu durum aynı zamanda Babillilerin ve
Yahudilerinde yeni yılı ile çakışıyordu ve bu nedenle, bu kutlamaların eski toplumlar
için çok uğurlu ve önemli sayıldığı açıktır. Persepolis yerleşkesinin ya da en
azından Apadana'non sarayının ve "Yüz Sütunlu Salonun" Nevruzu
kutlamak amacıyla inşa edildiği sanılmaktadır. Eski kitabelerde Nevruz'dan
bahsedilmemektedir.
İran'da Nevruz
İran'da Nevruz en önemli bayramdır. İran güneş takvimine
göre ilk ay olan Farvardin'in ilk günü olan Nevruz, İran'da 5 günlük resmî
tatil olarak kutlanır. Nevruz'un habercisi olan Hacı Firuz Hristiyanlıktaki
Noel Baba'ya benzer şekilde bu tarihler arasında çocuklara hediyeler dağıtır.
Kürtlerde Nevruz
Birçok Kürt şair ve yazarın da eserlerinde yer alan Nevruz'u Kürtler 21, 22 ve 23 Mart'ta kutlarlar. Bu bayram ile Kürtler çoğunlukla şehir dışındaki bölgelerde ve açık alanlarda bir araya gelir ve gelmekte olan ilkbaharı kutlarlar. Kadınlar rengarenk elbiseler giyerler ve başlarına pullarla süslenmiş ışıltılı örtüler örterler. Topluluk büyük bir ateş yakar ve bu ateşin etrafında dans ederek ya da üstünden atlayarak büyük bir coşkuyla bu bayramı kutlarlar.
Kürt yazar Musa Anter'e göre Nevruz aslında Kürtlerde ilk
başlarda 31 Ağustos'ta kutlanıyordu ancak daha sonra Arap Takviminin kabul
edilmesiyle bu kutlamalar mart ayına kaymıştır.
"Nevruz kutlu olsun" Kürt dillerinde şöyle
söylenir: Kurmanci: Newroz pîroz be!, Zazaca: Newroz pîroz bo ve Sorani:
Newroztan pîroz bêt. Kürtçede; New yeni, Roz ise gün anlamına gelir.
Demirci Kawa Efsanesi
Ateş üstünden atlamak bir Nevruz geleneğidir
Kürtlerde nevruzun Demirci Kawa Efsanesi'ne dayandığına
inanılır. Fars mitolojisindeki Kawa efsanesinin Kürt versiyonuna göre,
günümüzden 2500 yıl öncesinde Zuhak (Bazı kaynaklara göre Dehak) adında Asurlu
çok ama çok zalim bir kralın altında yaşayan Kawa adında bir demirci vardı. Bu
kral tam bir canavardı ve efsaneye göre her iki omuzunda da birer yılan
bulunuyordu. Her yıl bu iki yılanı beslemek için Kürtlerden iki genci sarayına
kurban olarak getirtip aşçılarına bu iki çocuğu öldürtüp beyinlerini
yılanlarına yemek olarak verdiriyordu. Aynı zamanda bu canavar kral ilkbaharın
gelmesini de engelliyordu. En sonunda bu zulümden bıkan ve bir şeyler yapmak
isteyen Armayel ve Garmayel adlı iki kişi kralın sarayına mutfağa aşçı olarak
girmeyi başarırlar ve kralın yılanlarını beslemek için beyinleri alınarak
öldürülen çocuklardan sadece birini öldürüp diğerinin gizlice saraydan
kaçmasına yardımcı olurlar. Böylece ellerindeki bir insan beyni ile kestikleri
bir koyunun beynini karıştırarak yılanlara vererek her yıl bir çocuğun
kurtulmasını sağlamış olurlar. İşte bu kaçan kişilerin Kürtlerin ataları
olduğuna inanılır ve bu kaçan çocuklar Kawa adlı demirci tarafından gizlice
eğitilerek bir ordu haline getirilirler. Böylece Kawa'nın liderliğindeki bu
ordu bir 20 Mart günü zalim kralın sarayına yürüyüşe geçer ve Kawa, kralı çekiç
darbeleri ile öldürmeyi başarır. Kawa etraftaki tüm tepelerde ateşler yakar ve
yanındakilerle birlikte bu zaferi kutlarlar. Böylece Kürt halkı zalim kraldan
kurtulmuş olur ve ertesi gün ilkbahar gelmiş olur.
Türk kültüründe Nevruz
Orta Asya'da Nevruz bayramlarında geleneksel olarak
pişirilen sümelek buğdaydan yapılan bir çeşit tatlıdır.
Türklerin Ergenekon'dan demirden dağları eriterek
çıkmalarını (Ergenekon Destanı), baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil
eder. Doğu Türkistan'dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları
tarafından, MÖ 8. yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart'ta kutlanır.
Türkiye'de bir gelenek, Türk Cumhuriyetleri'nde ise resmî
bayram olarak kutlanırken, 1995 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti
tarafından Bayram olarak kabul edilen bir gün haline gelmiştir. Ayrıca 21 Mart
gününü içine alan hafta "Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası" olarak
da kutlanmaktadır.
Türk Takvimi'nde bir gün 12 bölüme ayrılır, her bölüme Çağ
adı verilirdi. Bir çağ iki saat, dolayısıyla bir gün de 24 saattir. Her bir çağ
ise sekiz Keh ten ibarettir. Yılbaşı olarak gece-gündüz eşitliğinin yaşandığı
21 Mart, Nevruz günü olarak kutlanır. Bu güne ve yeni yılın başladığı âna
Yılgayak denir.
Oniki Hayvanlı Takvim ve Melikşah'ın Celali Takvimi'nde
yılbaşı olarak belirlenen 21 Mart, Divânu Lügati't-Türk'te de ilkbaharın gelişi
olarak belirtilir. Türk edebiyatı ve musikisine de Nevruz; Nevruz-ı Asl,
Nevruz-ı Arap, Nevruz-ı Bayati, Nevruz-ı Hicaz, Nevruz-ı Acem ve Nevruz-ı Seba
olarak girmiştir. Tarihte pek çok devlet tarafından bayram ve gelenek olarak
kutlanmıştır. Bunların başında Anadolu beylikleri, Eski Mısır, İran, Safavi,
Sasani, Moğollar, Selçuklu ve Osmanlı gelir.
Selçuklu ve Osmanlı'da millî bayram olarak kutlanan Nevruz,
Nevruziye adlı şiirlere ve şenliklerle ziyafet verilerek kutlanırdı. Özel
olarak hazırlanan Nevruziye adlı macun Osmanlı döneminden kalan bir kültür
olarak bu gün hâlâ Manisa'da 21 Mart'ta Mesir macunu şenlikleri olarak
yaşatılmaktadır. Alevi ve Bektaşiler arasında da kimi yörelerde eski takvime
atfen Mart Dokuzu adi verilerek kutlanan Nevruz'da özel ayinler yapılırdı, yine
Zerdüştler ve Yezidiler'de 21 Mart'ı bayram olarak kabul etmişlerdir. Bu
şölende yemekler dağıtılıp oyun oynanır ve baharın ilk günü kutlanır.
Ergenekon Destanı
Moğol ilinde Oğuz Han soyundan İl Han'ın hükümdarlığı
sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han, Moğol ülkesine savaş açtı. İl Han'ın
idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. İl
Han'ın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız İl Han'ın küçük oğlu Kıyan, eşi
Nüküz ve yeğeni ile kaçıp kurtulmayı başardılar. Düşmanın, onları bulamayacağı
bir yere gitmeye karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek
yüksek bir dağda dar bir geçide vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular,
pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu
bir yere gelince Tanrı'ya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Bu yere
"maden yeri" anlamında "Ergene Kon" adını verdiler. Kıyan
ve Nüküz'ün oğulları çoğaldı. Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar
çoğaldılar ki, Ergenekon'a sığamadılar. Atalarının buraya geldiği geçidin yeri
unutulmuştu. Ergenekon'un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci,
dağın demir kısmı eritilirse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu
yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere
koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve
geçecek kadar yer açıldı. İl Han'ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş
olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Ergenekon'dan
çıktıkları gün olan 21 Mart'ta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir
parçasını kızdırdılar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan, daha sonra beyler
demiri örsün üstüne koyarak dövdüler. Bugün hem özgürlük hem de bahar
bayramıdır.

