3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



CEHENNEM VAKTİ




Çok fazla dine inananlar okumasın isterlerse


bi'kaç yıl önce bir yerlerde okumuş ve kaydetmişim. denk geldim dün gece, çok güldüm. paylaşayım dedim. diyaloglar çok da uydurma değil hani, hemen hepsinin kuran'da, incil'de, tevrat'ta yeri var; ayrıca hadislerde de doğrulanıyor :


- adem?
+ buyur tanrı'm.


- sana kadın yaratayım mı?
+ valla, çok makbule geçer.


- tamam, önce şu kaburga kemiğini çıkaralım.
+ ne kaburgası? ne alakası var şimdi?


- e kaburga kemiğinden yaratacağım kadını...
+ niye be? topraktan yaratsana beni yarattığın gibi. bi’ sürü toprak var.


- olmaz.
+ niye?


- kendini tekrar ediyor dedirtmem. sen uzan şimdi, anestezist melekler seni uyutacak.
+ başımıza iş aldık...


...
- adem, uyan hadi.
+ nerdeyim ben?


- cennettesin. sana kadın yarattım. adı havva. bak o ağacın altında oturuyor.
+ güzel olmuş, eline sağlık.


- teşekkür ederim. şimdi, adem, bak, buralar hep cennet, istediğiniz gibi tadını çıkarın havva’yla. ama şu ağaçtan yemeyin, o yasak.
+ ne işi var ki yasak ağacın cennette?


- ben koydum.
+ niye?


- heyecan katsın diye.
+ vay canına! bari bi tel örgüyle falan çevirseydin, madem yasak. neyse... peki şuradaki kim?


- o mu? o şeytan.
+ e onun ne işi var peki cennette?


- seni kandırıp benim yolumdan çevirebileceğini söyledi. ben de dedim ki kanmaz adem, sağlam çocuktur o dedim. giriyor musun iddiaya dedi. ben de giriyorum dedim.
+ e niye girdin ki iddiaya? boş verseydin.


- meleklerin önünde sordu, hayır diyemedim. bak dikkat et, seni kandırmaya çalışacak. eğer şeytana uyarsan senin bütün soyunu cennetten çıkarmam gerekir. sonra dünyada bana itaat etmeyenleri de cehenneme atarım, sonsuza kadar yakarım.
+ yakmaya ne gerek var ki? hem zaten şeytanı da sen sardın başımıza?


- zebanileri yaratmış bulundum bi’ kere. canları sıkılmasın, yaksınlar işte, oyalanırlar.
+ tamam, n’apalım... peki başka insanları ne zaman yaratacaksın?


- benden bu kadar. şimdi siz havva'yla çoğalacaksınız.
+ iyi de, çocuklarımız kiminle çoğalacak?


- birbirleriyle.
+ nasıl yani? kardeşler, birbirleriyle mi?


- evet.
+ iyi de, yaratıver bi’kaç çift insan daha da enseste gerek kalmasın. topraktan yaratmak istemiyorsan onları da havva'nın kaburga kemiğinden yarat, ne biliyim.


- olmaz.
+ valla, hikmetinden sual olunmaz ama biraz saçma geliyor bana bütün bunlar. cennette yasak ağaç, şeytan, ensest... yani, neden böyle?


- şüphesiz ki ben senin bilmediklerinden haberdarım.
+ ha, tamam o zaman...


- hadi beline kuvvet, ben kaçtım, bi’kaç bin sene sonra bi’ kitabım çıkacak, onu yazmam lazım.
+ e daha vaktin varmış.


- senin için bi’kaç bin yıl, benim katımda bi’kaç gün oluyor. hep kitaplarımda yazacağım bunları. hadi, kendine iyi bak. şeytana da dikkat et, çok kötüdür, hayal edemeyeceğin kadar kötüdür. ben yarattım, oradan biliyorum.
+ tamam, dikkat ederim. hadi güle güle.




(Alıntıdır.)

CEHALET

 


Bilgisiz birini kanıtlarla yenmek olanaksızdır. Mc Ador

Bilim cesaret verir, cehalet ise küstahlık. Margaret Atvood

Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır. Karl Marx

Öğrenmek pahalıdır; ama cehalet çok daha pahalı. İskender Pala

Hiçbir şey eyleme geçen cahillik kadar korkutucu olamaz. Konfüçyus

En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır. Mustafa Kemal Atatürk

Hiçbir şey bilmeyen cahildir, ama bilip de susan ahlaksızdır. Bertolt Brecht

Sadece bir iyi vardır; bilgi. Ve sadece bir kötü vardır; cehalet. Albert Camus

En koyu cehalet, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir şeyi reddetmektir. Konfüçyus

Eğitimin pahalı olduğunu düşünüyorsanız, bir de cehaletin bedelini hesaplayın. Goethe

Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var, cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Sokrates

Cehaletle dahilik arasındaki farkı merak ediyor musunuz, dâhinin sınırları vardır cahilin ise hiçbir sınırı yoktur. Albert Einstein

Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var, cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Whoopi Goldberg.

Unutma, cehaletten daha dermansız dert yoktur! Gerçi bilgiye hâkim olmak mutluluktan çok elem, sevinçten çok keder verir ama insan da öğrenerek çoğalır. Sokrates

Bilinmeyen, gizli, hayali, efsanevi, mucizevi, inanılmaz ve hatta korkunç olan şeyi açık, basit ve sağlıklı olana tercih etmek, cehaletin özelliğindendir. Paul Henri Thiry d'Holbach

Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir, yerinde duran bir şey ise geriye gidiyordur. Mustafa Kemal Atatürk

Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak. Arthur Schopenhauer


(Vikiveri'den alıntıdır.)




LATİN ALFEBESİ

 


Türkiye'nin Arap alfabesini terk edip Türkçeleştirilmiş Etrüsk/Latin alfabesine geçişi bir gecede yaşanan bir hadise değildi.

Arap harflerinin Türkçedeki ünlü harfleri karşılayamaması ve bunun özellikle de ordu yazışmalarında karışıklığa yol açması 1850lerden beri tartışılıyordu.

Ancak daha da önemlisi Türk devletlerinin 1920'lerde toplu olarak Latin alfabesine geçmeleriydi.

1922'de Azerbaycan ilk geçen Türk devleti oldu.

1926'da Bakü Türkoloji Kongresinde tüm Türk halkları için Latin alfabesine geçiş kararı alındı.

1927'de Türkmenistan ve Kırgızistan,

1928'de Özbekistan, Tacikistan ve Türkiye,

1929'da Kazakistan, Tataristan ve Başkurdistan Türkçeleştirilmiş Latin alfabesine geçti.

Türk dünyası için "dilde, fikirde, işte birlik" şiarının en önemli adımlarından biriydi. Türkiye yüzünü Türk dünyasına dönmüştü.

Ancak daha sonra SSCB bu ortak bağı koparmak için 1938'den itibaren Sovyetlerdeki Türklere Kiril alfabesini zorunlu kıldı. Hatta her birinin alfabesine farklı harfler ekledi. Bir Kırgız Türkü, Kazak Türkünün yazısını okuyamaz hale geldi.

Sovyetlerin dağıldığı 1991 sonrası ise tekrar ortak alfabe süreci başladı ve devam ediyor.

Türkiye'nin Arap alfabesini terk edip Türkçeleştirilmiş Etrüsk/Latin alfabesine geçişi bir gecede yaşanan bir hadise değildi.

Dr. Buğra Sucu, Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi


(Alıntıdır.)

TAKSİM


Taksim’in Adı Nereden Geliyor? Maksem’in Hikayesi

​Bugün milyonların buluşma noktası olan Taksim, ismini aslında bir su mühendisliği harikasından alıyor. İstiklal Caddesi’nin girişinde yer alan o sekizgen taş bina; şehre gelen suyun "taksim edildiği" (dağıtıldığı) yer olan Taksim Maksemi’dir.
Tarihsel Süreç ve İşleyiş
​1. Mahmud döneminde (1731) tamamlanan Taksim Suyu Tesisleri, Belgrad Ormanları’ndan gelen suyu kentin hızla büyüyen Pera ve Galata bölgelerine ulaştırmak amacıyla inşa edilmiştir.
​Mimarisiyle dikkat çeken bu yapı, suyun debisini ayarlayan ve kollara ayıran bir "dağıtım merkezi" işlevi görürdü. İçerisinde bulunan lüleler vasıtasıyla su, konaklara, çeşmelere ve hamamlara adil bir şekilde paylaştırılırdı.
Neden Önemli?
​Mühendislik: Türk su mimarisinin en özgün örneklerinden biridir.
​Etimoloji: Arapça "kısm" kökünden gelen "taksim" (pay etme) kelimesi, buradaki işlevden dolayı semte adını vermiştir.
​Estetik: Küfeki taşından inşa edilen cephesi ve klasik Türk üslubuyla bugünkü meydanın en eski tanığıdır.
​Şehrin karmaşasında yanından geçtiğimiz bu sessiz yapı, aslında İstanbul’un hayatta kalmasını sağlayan o devasa su sisteminin kalbidir.
​Kaynakça
​Çeçen, K. (1992). Taksim Suyu Tesisleri. İstanbul: İstanbul Sular İdaresi (İSKİ) Yayınları.

​Nirven, S. N. (1946). İstanbul Suları. İstanbul: Halk Basımevi.

​Kuban, D. (1996). İstanbul Yazıları. İstanbul: Yapı Endüstri Merkezi Yayınları.

​Öziş, Ü. (1987). "Osmanlı Dönemi Su Yapıları". Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA).

MUTLU İNSANIN HİKAYESİ OLMAZ

 



Kadın frengi hastası, 8 çocuğu var. çocukların üçü sağır, ikisi kör, biri zeka engelli. Kadın hamile ve doğan çocuk;

BEETHOVEN
*
Sarhoş baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk, bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden bir dahi; 
DOSTOYEVSKİ
*
6 çocuktan ilki, iki erkek kardeşi bebekken ölüyor, üç kız kardeşi Nazi zulmünde ölüyor. Baba baskıcı, geçimsiz. O ise hep yalnız, adı; 
KAFKA
*
11 yaşında babasını kaybediyor, dedesi sert kişilik. Evden gönderiyor. Yoksul aile, 11 yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor;
GORKİ
*
Babasından sürekli kemerle dayak yiyen bir çocuk... çoğu geceler sokakta yatıyor. Cildi hasta, karaciğerinden mustarip;
BUKOWSKİ
*
13 yaşında annesi ölüyor, okula gidemiyor, hayatı boyunca ruhsal hastalığının tekrarlayan ataklarından mustarip. Bir kitap kurdu;
VİRGİNİA WOOLF
*
Babası borçları yüzünden hapishaneye düşünce çalışarak borçları ödemek, ailesine bakmak zorunda kalan, okula gidemeyen küçük bir çocuk kendini yetiştiriyor;
CHARLES DİCKENS
*
Her ikisi de profesyonel oyuncu olan, üç çocuklu bir anne-babanın ikinci çocuğu olarak Boston'da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti. Ertesi yıl annesi veremden öldü ve ortanca adını aldığı İskoç tütün tüccarı John Allan'ın himayesi altında büyüdü. Amerikan Gotik edebiyatın öncüsü oldu;
EDGAR ALLAN POE

“Mutlu insanın hikâyesi olmaz.” demiş
UMBERTO ECO


İNTİHAR BİTKİSİ


 "İntihar Bitkisi" Gympie-Gympie: Doğanın En Acımasız Savunma Mekanizması


Görünüşte masum, kadifemsi ve yeşil bir yaprak... Ama bu yaprağa dokunmak, hayatınız boyunca vereceğiniz en kötü karar olabilir.
Avustralya’nın yağmur ormanlarında yaşayan Gympie-Gympie (Dendrocnide moroides), dünyanın en tehlikeli bitkilerinden biri olarak kabul ediliyor. Peki, bu bitkiyi bu kadar korkunç yapan nedir?

Bilimsel Gerçek: Mikroskobik Cam İğneler
Bitkinin tüm yüzeyi, silika (cam) yapısındaki mikroskobik tüylerle (Trichomes) kaplıdır. Bu tüyler aslında birer "hipodermik iğne" gibi çalışır:
* Temas ettiğiniz anda bu cam iğneler derinize saplanır ve orada kırılır.
* İçindeki "Moroidin" adlı nörotoksini (sinir zehri) vücudunuza enjekte eder.
* Bu zehir o kadar dayanıklıdır ki, vücut onu kolayca parçalayamaz.
Acının Tarifi: "Asit Yanığı ve Elektrik Şoku"
Mağdurlar, hissettikleri acıyı aynı anda hem asitle yakılmaya hem de yüksek voltajlı elektrik akımına kapılmaya benzetiyor.
* Haftalarca Sürüyor: Bu acı sadece saatler değil; haftalar, aylar hatta yıllar boyunca sürebilir!
* Tetikleyiciler: Deride kalan iğneler; soğuk suyla temas, terleme veya hafif bir sürtünme ile tekrar tekrar aktif hale gelerek acıyı canlandırır.
Trajik Hikayeler
Tarihi kayıtlarda, bu bitkiye temas eden atların acıdan dolayı delirdiği ve kendilerini uçurumlardan aşağı attığı belgelenmiştir. Hatta İkinci Dünya Savaşı sırasında yanlışlıkla bu yaprağı tuvalet kağıdı olarak kullanan bir askerin, acıya dayanamayıp intihar ettiği rivayet edilir.
Tedavisi Var mı?
İşin en korkunç yanı; bu zehrin bilinen kimyasal bir panzehiri yoktur. Tek çözüm, deriye saplanan binlerce iğneyi epilasyon ağdası veya güçlü yapıştırıcılarla tek tek çekip çıkarmaya çalışmaktır. Eğer iğne deride kırılırsa, acı daha da şiddetli hale gelir.
Havadan Bile Geçiyor!
Bilim insanları bu bitkiyi incelerken özel maskeler takmak zorundadır. Çünkü bitkiden dökülen bu mikroskobik tüyler havada uçuşabilir; solunduğunda burun kanamalarına, şiddetli hapşırmaya ve solunum yolu tahribatına yol açar.

Doğada her yeşil huzur vermez! Bazen en yumuşak görünen şey, en keskin silahtır.




GEBELİK




Vücudun Mühendisliği: Gebelikte Organlar Nasıl Yer Değiştirir?

Hiç düşündünüz mü; bebek büyürken annenin iç organlarına ne olur? Bu sadece karın bölgesinin genişlemesi değil, vücudun hem anneyi hem de bebeği hayatta tutmak için gerçekleştirdiği muazzam bir yeniden yapılandırma sürecidir! İçerideki Yolculuk:

 • Mide ve Bağırsaklar: Rahim büyüdükçe bağırsaklar yukarı ve yanlara kayar, mide ise doğrudan baskı altında kalır. Hamilelerin çabuk doyması veya reflü (mide yanması) yaşamasının sebebi budur: yemekler için ayrılan alan daralır.

 • Solunum Sistemi: Diyafram kası yaklaşık 4 cm yukarı kalkar. Akciğer kapasitesi azalmasa da, göğüs kafesi dışa doğru genişleyerek nefes almayı telafi eder. Bu nedenle hamileler, hafif eforlarda bile nefes nefese kalabilir.

 • Mesane: Rahmin komşusu olan mesane baskıyı ilk hisseden organdır. Kapasitesi daralır ve sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı doğar.

 • Kalp: Kan hacmi yaklaşık %50 artar! Kalp, bu ekstra yükle başa çıkmak için biraz büyür ve göğüs boşluğundaki pozisyonunu hafifçe değiştirir.


Bu Nasıl Mümkün Oluyor?

Organlar sadece yer değiştirmekle kalmaz; hormonal bir mucize gerçekleşir! Relaksin (Relaxin) hormonu sayesinde eklemler ve bağlar gevşer; böylece organlar zarar görmeden kayabilir ve göğüs kafesi esneyebilir.

Doğumdan Sonra:

Bebek dünyaya geldikten sonra, organlar birkaç hafta süren bir iyileşme süreciyle kademeli olarak eski yerlerine döner.

Not: Bir canlının içinde başka bir canlıya yer açan bu biyolojik tasarım gerçekten hayranlık uyandırıcı! 


#hamilelik #biyoloji #tıp #bilim #insanvücudu #sağlıkbilgisi #gebelikbilimi