3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



KİTAP OKUMANIN FAYDASI



Düzenli Kitap Okumanın 20 Harika Faydası


Etrafımızda birileri sürekli kitap okumamız gerektiğinden bahseder. Peki nedir kitap okumayı bu kadar zaruri kılan? Bu yazıda, düzenli kitap okumanın 20 şahane faydasından bahsedeceğiz.

İnsanlar hayat mücadelesi, geçim kaygısı, yoğun iş temposu arasında koşuştururken, kendilerini farkında olmadan çok stresli bir hayatın içine sürüklerler. Bu stresli yaşam bir süre sonra kişinin veriminin düşmesine ve hayattan zevk almamasına sebep olur. Fakat bazı insanlar bu stresli ortamdan bir parça da olsa uzaklaşmak, kafalarını boşaltmak için kendilerine yeni uğraşlar edinir. Hobi dediğimiz ve herkesin kişiliğine, zevkine göre değişen bu alışkanlıkların türü epey fazladır. Örneğin yaz ayları için uygun hobiler arasında yer alan; balık tutmak, dalış yapmak veya çiçek yetiştirmek bunlardan sadece birkaçıdır.
Şimdi size hobi çeşitleri arasında belki de en verimlisi, en güzeli ve en faydalı olanını anlatacağım. Kitap okumak! Evet, bu iki kelime içerisinde o kadar çok özellik barındırıyor ki saymakla bitmez. Daha çocukken, etrafımızdaki büyükler ve öğretmenlerimiz bize kitap okumamızı öğütlerler. Kitap okumanın faydalarından bahsederler. Bu nasihatlerin hiçbiri boş değildir. İstatistiklere bakıldığında kitap okuyan toplumların, okuma oranı düşük olanlara göre eğitim ve kültür seviyesinde çok ileride olduğu görülmektedir. Kavga, hırsızlık, anlaşmazlık gibi sorunların çoğu, kitap okumayı alışkanlık haline getirmiş toplumlarda çok az rastlanmaktadır.
Kitap okumak alışkanlıkların ve bağımlılıkların en güzelidir. Kitap okumanın tadına varan, her gün az da olsa buna zaman ayıranlar, hayatında ve kişiliğinde olumlu değişikliklerin olduğunu gözlemleyebilir. Peki, kitap okumanın faydaları nelerdir? Şimdi gelin düzenli kitap okumanın insana kattığı olumlu değişimleri öğrenelim.

1
Kitap Okuyarak Stresle Baş Edebilirsiniz
Kitap Okuyarak Stresle Baş Edebilirsiniz Kitap okumanın stresi azalttığı bilim adamları tarafından yapılan araştırmalarla da onaylanmıştır. Yoğun ve yorucu geçen bir iş gününün sonunda, okuyacağınız 20-30 sayfalık bir kitap, sizi günün kaygılarından uzaklaştıracaktır. Özellikle chick lit tarzı, insanı yormayan ve genelde mutlu sonla biten bir aşk kitabı hem ruhunuzda hem beyninizde pozitif enerjinin yayılmasını sağlayacaktır. Size fikir olması açısından, en iyi aşk kitapları listemize bakabilirsiniz. Strese iyi gelen hobiler arasında en üst sıralarda yer alan kitap okumayı, bir alışkanlık haline getirdiğinizde, endişe ve kaygılarınızdan gözle görülür derecede uzaklaştığınızı fark edeceksiniz.

2
Kelime Dağarcığınız Gelişir
Kelime Dağarcığınız Gelişir Çok okuyan insan, çok fazla cümle, dolayısıyla da çok fazla kelime okumuş demektir. Biz günlük konuşma esnasında öyle değişik, terimsel kelimeler kullanmıyoruz. Ya da durduk yere bir sanatçıdan, ressamdan, dünya üzerinde var olan bir yerden bahsetmiyoruz. Fakat kitap okurken sürekli yeni kelimeler öğreniriz. Bu da zamanla bizim konuşma tarzımıza yansır. Kelime dağarcığı az olan bir insan, herhangi bir konuyu açıklarken veya tartışırken sürekli tıkanır. Düşünür, bekler, uygun kelimeyi arar. Sürekli kitap okuyan biri ise konuşurken kullandığı kelimelerle tüm dikkatleri üzerinde toplamayı ve kendini dinletmeyi başarır.

3
Kitap Okuyan Biri Asla Yalnız Kalmaz
Kitap Okuyan Biri Asla Yalnız Kalmaz Kitap en iyi dosttur diye bir söz vardır bilirsiniz. Çünkü kitaplar sizi hiçbir zaman yalnız bırakmaz. Evde, otobüste, yolculukta, dağın başında, en mutlu ve mutsuz anlarınızda… Yeter ki siz ona el uzatın, siz ne zaman gel derseniz gelirler. Siz onları bırakmadığınız sürece, kitaplarınız sizi asla bırakmaz. En yalnız hissettiğiniz anlarda bile açın birkaç sayfa kitap okuyun. Kendinizi bir anda o psikolojiden uzaklaştırıp, aslında hayatta tek olmadığınızı anlayacaksınız.

4
Yaratıcılığınız ve Hayal Gücünüz Gelişir
Yaratıcılığınız ve Hayal Gücünüz Gelişir Sürekli kitap okuyan birisi, aynı zamanda sürekli geziyor ve görüyor demektir. Özellikle sürükleyici bir fantastik veya bilim kurgu romanı okuduğunuzda, bambaşka yerlere yolculuk yaptığınızı hissedersiniz. Bu da gerçekte öyle yerler olmamasına rağmen, sizin düşünce gücünüzün, hayal etme ve yaratıcılık kabiliyetinizin artmasını sağlar. Dilerseniz en iyi bilim kurgu kitapları listemizden, kendinize uygun bir kitap seçebilirsiniz.

5
Empati Kurma Yeteneğiniz Gelişir
Empati Kurma Yeteneğiniz Gelişir Ne kadar çok kitap o kadar çok yeni hayat tanımak demektir. Okuduğunuz her öykü, size başka insanların hayatlarından kesitler sunar. Onların mutluluklarına, sıkıntılarına, yaşadıkları zorluklara tanık olursunuz. Çoğumuz normal yaşamda birbirimize kalbimizi açamıyoruz. Bazen yanlış anlaşılma bazen de egolarımız buna engel oluyor. Fakat aynı zamanda insanların bizi anlamasını bekliyoruz. Karşılıklı iletişim kopukluğu ve empati kurmamak, çok büyük anlaşmazlıkların doğmasına neden oluyor. İşte kitap okuma bize empati kurma yeteneği kazandırır. Bu sayede kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilir, onun gibi düşünmeye ve hissetmeye çalışabiliriz. Ben hoşgörüyü hep empatinin kardeşi gibi görürüm. Empati kurabilen bir insan aynı zamanda hoşgörülüdür, bu iki özellik ise tüm sorunların üstesinden gelebilecek kadar güçlüdür. Empati kavramını daha iyi anlamak isteyenleri buraya alalım.

6
Hafızayı Kuvvetlendirir
Hafızayı Kuvvetlendirir Kitap okuyan biri beyninin tembelleşmesine izin vermiyor demektir. Çalışan her şey zamanla gelişir ve daha iyi olur. Bu durum, insan hayatının her noktasında böyledir. Spor yaparız kaslarımız güçlenir, sürekli yemek yaparız iyi bir aşçı oluruz, çalışırız sınavlarda başarılı oluruz vs. Beynimizi de ne kadar çok çalıştırır ve boş kalmasına izin vermezsek o kadar güçlenir. Özellikle yaşlıların her gün 20-30 sayfa da olsa kitap okuması gerekiyor. Kitap okumak, bulmaca çözmek, puzzle yapmak gibi aktiviteler, alzheimer başta olmak üzere birçok beyin hastalığının da önüne geçiyor.

7
Hayata Bakış Açınız Değişir
Hayata Bakış Açınız Değişir şimdi sokaktan kimi çevirip sorsak, hayatından memnun olmadığını söyler. Bu memnuniyetsizlik öyle büyük bir alanı kaplar ki… Kimisi dış görünümünden, kimisi yaşadığı hayattan, kimisi ailesinden şikayetçidir. Ve insanoğlunun doğasında olan bir gerçek de şudur ki, herkes yaşadığı acıyı dünyanın en büyük acısı olarak görür. Sonra elinize bir kitap alıp okumaya başlarsınız. Dünyanın herhangi bir yerinde sizle aynı yaşta, aynı özellikte olan birinin hayatta kalabilmek için savaşmak zorunda olduğunu okursunuz. Oyuncaklarıyla oynaması gereken 9 yaşında bir çocuğun, çalışmak zorunda olduğunu, kariyerinin zirvesinde birinin, bir kaza sonucu felç kaldığını öğrenirsiniz. Ve bir anda hayata bakış açınız değişir. Artık daha az şikayet edip, daha çok şükür eden bir insan olursunuz.

8
Genel Kültürünüz Artar
Genel Kültürünüz Artar Hangi türde kitap severseniz sevin, okuduğunuz her kitap size bir şeyler katacaktır. Örneğin tarih kitapları geçmişte yaşanan olaylara ışık tutarken, felsefe kitapları sizi düşünmeye sevk eder. Düşünen insan öğrenmeye aç insan demektir. Okuduğunuz her kitaptan küçük de olsa bir bilgi edinirsiniz. Bu da zamanla sizin dev bir genel kültür ansiklopedisine dönüşmenizi sağlar. Artık ortamlarda, her konuda yorum yapabilecek kadar bilgi sahibi olup, havanızı atabilirsiniz.

9
Daha Güzel Konuşmayı Sağlar
Daha Güzel Konuşmayı Sağlar Düzenli kitap okuyan birisi kelimelerin doğru yazılışlarını da öğreniyor demektir. Eğer kitabı dikkatli ve özümseyerek okuyorsa, öğrendiği her kelime hafızasında yerini alır. Böylece çok daha düzgün ve muhteşem bir diksiyonla konuşabilir. Çok fazla kitap okuyan birini; seçtiği kelimeler, kullandığı üslup ve anlatımındaki akıcılık sayesinde hemen ayırt edebilirsiniz.

10
Özgüveni Artırır
Özgüveni Artırır Kitap okumanın faydalarını sıraladığımız bu madde, aslında genel kültürün artmasıyla paralel. Eğer bir insan söz konusu durum hakkında bilgi sahibi değilse, yorum yapmaz. Konuşmaktan ve tartışmaya girmekten çekinir. Çünkü yeterince bilgiye sahip olmadığından, karşı tarafı ekarte edemeyeceğini düşünür. Oysaki sürekli kitap okuyan biri, az da olsa her konuya hakimdir. Bu durum ise ona özgüven kazandırır. Kendinde her tartışmaya girebilme ve bildiklerini karşı tarafa inandırabilme potansiyelini görür.

11
İletişim Kurmayı Kolaylaştırır
İletişim Kurmayı Kolaylaştırır Düzenli kitap okumanın hemen hemen tüm faydaları, konuşma ve kendini anlatabilme yeteneğinde birleşiyor. Kolay iletişim kurmak da bunlardan biri. Bazen bir ortama giriyoruz, yeni insanlarla tanışıyoruz. Bazılarıyla çok kısa bir süre içerisinde kaynaşıp arkadaş olabiliyorken, bazılarıyla arada bir mesafe varmış gibi hissediyoruz. İşte bunun tek nedeni iletişim kopukluğudur. İletişim kurmakta zorlanan insanlar, daha zor arkadaş edinir, kendini daha zor anlatır. Sürekli kitap okuyan insanlar ise son derece rahat ve konuşkandır.

12
Vizyonunuzu Geliştirir
Vizyonunuzu Geliştirir Örneğin kırsal kesimde yaşayan, etrafında katılabileceği çok fazla aktivite olmayan iki kardeşi ele alalım. Biri sürekli okuyor, diğeri günlerini boş boş geçiriyor. Çok okuyan kardeş hayata dair birçok şeyi öğrenmiş demektir. Elbette yaşamak, gezmek, görmek en ideal öğrenme şekilleridir. Fakat elinde imkanı olmayan birisi bunu kitapları sayesinde de yapabilir. Bu sayede vizyonu gelişir, geleceğe dair daha umutla bakar, kafasında mutlaka amaçları ve planları vardır. Kısacası kitap okumak size yeni hayatlar vaat eder.

13
En Güzel İlaçtır
En Güzel İlaçtır Doğru seçilmiş bir kitabın unutturamayacağı sıkıntı yoktur. Canımız sıkkın olduğunda genelde bir film açar ve kafamızın dağılmasını amaçlarız. Film izlerken yine kendi düşüncelerimize dalabiliriz. Fakat kitap okurken asla böyle bir durum söz konusu olmaz. Çünkü hem gözlerimiz hem beynimiz çalışır. Aynı zamanda ruhumuza hitap eden bir kitapsa, manevi duygularımızın da uyanmasını sağlar. Sizce vücudunuzun birçok yerine aynı anda etki eden, anın sorunlarından uzaklaşmanızı sağlayan daha güzel bir etkinlik var mı? Kitap okumak insanın ruhuna ve sorunlarına iyi gelen en iyi ilaçtır.

14
Konsantrasyon Gücünü Artırır
Konsantrasyon Gücünü Artırır Sürekli kitap okuyan biri elbette ortamın sessiz ve sakin olmasını beklemez. Çünkü artık insanlar zamanla yarışıyorlar. Öğrenci, çalışan, ev hanımı fark etmiyor, herkes yoğun bir temponun içerisinde. Hal böyle olunca kitap okumayı seven biri, her bulduğu ortamda okumaya çalışır. Otobüste, metroda ve vapurda kitap okumaya çalışan biri dış seslerden kendini soyutlamaya ve okuduğunu anlamaya çalışır. Bu da o kişiye ciddi bir konsantrasyon ve odaklanma yeteneği kazandırır. Bu yetenek hayatınızın başka bölümlerinde de karşınıza olumlu olarak dönecektir.

15
Kitap Okumak Hayatınızı Düzene Sokar
Kitap Okumak Hayatınızı Düzene Sokar Yaşadığımız hayata şöyle bir bakalım. Bugünümüz dünün, dünümüz de yarının aynısı değil mi? Bu kısır döngü günleri, ayları ve yılları kovalayarak devam ediyor. Bizim kendi hayatımızı renklendirmek ve düzene sokmak için bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bunun için elbette birçok yol var ama bizim konumuz olan kitap okumak ise bunlardan en maliyetsiz ve yorucu olmayanı. Bunun için yapmanız gereken ilk iş kendinize bir liste belirlemek. Örneğin ilk olarak, en iyi kişisel gelişim kitapları listesi hazırlayın.
Son yılların en çok okunan ve en çok satan kitaplarını belirleyin. Bu yıl bu kitapların hepsini okuyacağım diye kendinize bir söz verin ve uygulamaya koyulun. Öyle kendinizi saatlerce kitaba vermenize gerek yok, ama bir kuralınız olsun mutlaka. Mesela her gün en az 50 sayfa okuyacağım diyin. Kazanılmış her başarı, yerine getirilmiş her görev insana huzur verir. Yıl sonu geldiğinde, ben en popüler kişisel gelişim kitaplarını okudum ve hepsi hakkında fikir sahibiyim demek, inanın kendinizi harika hissettirecektir. Hayatınızın küçük bir bölümünde oluşturduğunuz bu düzen, daha sonra başka alanlarda da size rehber olacaktır.

16
Hızlı Düşünmeyi Sağlar
Hızlı Düşünmeyi Sağlar Az önce de belirttiğim gibi, beyni ne kadar çok çalıştırır yorarsak, o kadar güçlü olur. Düşünmeyen, merak etmeyen, sorgulamayan bir zihin zamanla tembelliğe alışacaktır. Çok okuyan birinin beyni her daim idmanlıdır. Öğrendiği kelimeler, cümleler, bilgiler aklının her yanına dağılmış vaziyettedir. Bu nedenle herhangi bir konuda çabucak düşünür ve yorum yapar. Dikkat ederseniz televizyonlarda yayınlanan bilgi yarışmalarında en çok kazananlar, en çok kitap okuyan insanlardan çıkıyor.

17
Uyku Kalitesini Artırır
Uyku Kalitesini Artırır Yatmadan önce kitap okumak zihninizin boşalmasına, kortizol seviyesinin düşmesine yani stresin azalmasına yarar. Huzursuz eden düşüncelerden arınan bir zihin, daha rahat uykuya dalar. Uyumadan önce az da olsa kitap okuma alışkanlığı edinirseniz, uyku kalitenizin zamanla nasıl düzeldiğini fark edeceksiniz.

18
Başarının Anahtarıdır
Başarının Anahtarıdır Kitap okumanın en önemli faydalarından biri de beraberinde başarıyı getirmesidir. Çünkü düzenli kitap okuyan birinin, algılama ve anlama kabiliyeti güçlüdür. Bu durum ise hem iş yaşamında hem okulda başarı olarak geri döner. Çok okuyan birisi okuduğunu çok çabuk anlar veya ona anlatılan şeyi hemen kavrayabilir. Dolayısıyla kitap okuma alışkanlığı için başarının anahtarıdır tanımlamasını çok rahat yapabiliriz.

19
Kitap Okumak Hayatı Sevdirir
Kitap Okumak Hayatı Sevdirir Aslında her gün gözlerimizin önünde akıp giden muhteşem bir hayat var. Ama biz büyük mutlulukların peşinden koşarken, çoğu zaman küçük mutlulukları kaçırabiliyoruz. İşte kitaplar, hayatın güzelliğinin farkına varmamızı sağlayan yegane araçlardır. Okuduğunuz hikayenin birinde; ekilen bir tohumun çimlenmesi, yeşermesi, büyüyüp altında çocukların oynaması anlatılır. Başka bir hikayede; hasta birinin yenilgiyi kabul etmeyip savaşması, hayata dört elle sarılması ve mücadeleyi kazanması; başka bir öyküde, Afganistan’da okumasına engel olunan bir kız çocuğunun, her türlü engeli aşarak okulunu bitirmesi ve dünyaya sesini duyurması anlatılır. Bu öykülerin kimisi gerçek kimisi kurgudur ama hepsi hayatı daha çok sevmemizi, dört elle sarılmamızı sağlar.

20
Karar Vermeyi Kolaylaştırır
Karar Vermeyi Kolaylaştırır İnsan herhangi bir konu hakkında yeterince bilgi sahibi değilse veya daha önce emsallerini hiç görmemişse, elbette ilk duyduğunda şaşırıp kalır. Fikir yürütemez, yorum yapamaz, çekimser kalır. Bu herhangi bir seçim yaparken de böyledir, bir soru karşısında cevap ararken de.. Kitap okumak insana çabuk ve kolay karar verme alışkanlığı kazandırır. Çok okuyan biri kelimelerin denizinde daha rahat yüzüyor demektir. Şimdiye kadar birçok olay, hikaye, kurgu okumuştur. Dolayısıyla daha kolay fikir yürütüp, daha rahat karar verebilir.

Kitap okumanın en önemli ve en etkili faydalarını anlattığımız bu listeyi elbette daha da uzatabiliriz. Toparlayacak olursak düzenli kitap okumak; zihni dinlendirir, stresi azaltır, kelime dağarcığını genişletir, başarmayı, karar vermeyi, güzel konuşup, güzel düşünmeyi sağlar. Kitap okumak hayatı sevdirir, insanları daha iyi anlamanızı sağlar. Peki, saymakla bitiremeyeceğimiz faydaları olan kitap okuma alışkanlığının rakamsal değerlerine bakalım bir de…
Kitap okumanın bu kadar güzel faydaları varken, okuma alışkanlığımızın bu kadar karamsar bir tablo oluşturması ne kadar acı değil mi? Peki ya siz günde kaç saatinizi kitap okumaya ayırıyorsunuz? Lütfen okumanın size kattığı faydaları bizlerle ve etrafınızdakilerle paylaşın. Böylelikle okumanın insana kattığı özelliklerden hep birlikte faydalanalım.
Sağlıklı mutlu günler diliyorum.

(Kitapkolik Grubumdan alıntıdır.)

DÜNYA DÜZDÜR





Size Göre; Dünya 'düz' ise;


Bana göre de

Merkür 'üçgen'dir.
(Hatırlayanlarınız vardır, çok eskiden 'müselles' de denirdi!)

Venüs 'oval'dir.
(Şeklinin tanımını Beyaz Saray'ın Oval Ofis'inden aldığı bilim dergilerinde yer almıştı! Stajyer Monica'nın güzelliği ile ilişkilendirenler bile olmuştu!)

Mars 'kare'dir.
(Hubble'dan alınan son görüntülerde yüzeyin mavi straples ve üzerinin de pembe puanlarla bezeli olduğu gözlemlenmiş!)

Jüpiter 'daire'dir.
(Zaten hep şüpheleniyordum. 'Acaba bu Jüpi tekerlek mi?' diye! Arkasından 'şöyle-böyle' dedikoduları da ayyuka çıkmıştı zaten!)

Satürn 'dikdörtgen'dir.
(Aslına dikbeşgendi. Milyon yıllar içinde bir 'gen'i mutasyona uğradı!)

Uranüs 'yamuk'dur.
(Ur tıbbın konusu. Anüs'de benim konum değil zaten! Onun yamukluğuyla da uğraşamayacağım!)

Neptün 'altıgen'dir.
("Nereden biliyorsun?" demeyin artık. Altı 'gen', üstü yengen. Bunu bilmeyen mi var zaten?)


"Ya hu, neler saçmalıyorsun. Deli misin sen?" Demeyin! Ben burada delilerin kendilerini gerçekten de deli olduklarına inandırmaları için çabalıyorum, -elimden geldiği kadar- yardımcı olmaya çalışıyorum. Anlıyorsunuz, değil mi?

Plüton, gezegenler liginden kovulmasaydı ona da mutlaka bir kulp (geometrik şekil) bulacaktım. Kısmet değilmiş! "Cüce gezegen" n'olucak işte!




Peki, Dünya düz mü?

Bilim diyor ki: "HAYIR!"

İşte nedenleri:

İnternette “düz Dünya” fikri zaman zaman popülerleşse de, yüzyıllardır elde edilen bilimsel kanıtlar gezegenimizin yuvarlak (daha doğrusu “basık küre” – elipsoit) olduğunu tartışmasız şekilde kanıtlıyor.


İşte çürütülemez gerçekler:

Eğrilik uzaydan görülebilir.

Uydular, Uluslararası Uzay İstasyonu ve binlerce gerçek fotoğraf, hem ufkun hem de dünyanın kavisli şeklini açıkça gösteriyor.

Gemiler ufukta yavaş yavaş kaybolur. Uzaklaştıkça önce geminin gövdesi, sonra direkleri veya köprüsü kaybolur.

Dünya düz olsaydı, gemi sadece küçülerek görünmezdi.

Ay tutulmalarında Dünyanın gölgesi yuvarlaktır.

Dünya, Güneş ile Ay arasına girdiğinde Ay’ın yüzeyine yuvarlak bir gölge düşer.

Yerçekimi düz bir Dünyada aynı çalışmazdı.

Kürede yerçekimi her noktada merkeze doğru çeker. Düz bir Dünyada bu kuvvet eşit olmaz, bazı yerlerde cisimler daha ağır, bazı yerlerde daha hafif gelirdi.

Saat dilimleri sadece küresel bir dünyada mantıklıdır.

Bir yerde gündüzken başka bir yerde gece olması, yalnızca dönen yuvarlak bir yüzeyin kısmen Güneş ışığı almasıyla mümkündür.

Bulunduğun yere göre farklı yıldızlar görürsün.

Güney yarımkürede görülen bazı takımyıldızlar kuzeyden hiç görünmez, tersi de geçerlidir. Bu, yalnızca yuvarlak bir Dünya ile açıklanabilir.

Kıtalar arası uçuş rotaları kavisli görünür. En kısa hava yolu rotaları düz değil, kavisli olur. Çünkü bunlar kürenin geometrisine uyan “büyük daire” yollarıdır.

Bilim inanç değil; gözlem, deney ve tekrarlanabilir kanıtlara dayanır.

Dünya yuvarlaktır ve bunu 2000 yıldan uzun süredir kesin olarak biliyoruz.


MUTLU ETMEK

 


KADINLARI MUTLU ETMENİN YOLLARI:


01. Saçlarını okşa,

02. Yücelt,

03. Şımart,

04. Gözlerinin içine bak,

05. Geleceğe ait planlar yap,

06. Dil dök,

07. O uyanmadan uyanma,

08. Destek ol,

09. Yemeğe götür,

10. Alışverişe götür,

11. Tekneye bindir,

12. Güldür,

13. Zekâ oyunları yap,

14. Müzik dinlet,

15. Teşvik et,

16. Teskin et,

17. Affet,

18. Hayran kal,

19. Banyosunu hazırla,

20. Güven ver,

21. Kapıyı tut,

22. Asansörde kat düğmesine bas,

23. Arabasının kapısını aç,

24. Isıt,

25. Sarıl,

26. Öp,

27. Ona hasta ol,

28. Kulağına fısılda,

29. Ayaklarına masaj yap,

30. Konsere götür,

31. Onu her yerde ve her zaman bekle,

32. Tanrıçan yap,

33. Onunla rejim yap,

34. Onunla spor yap,

.

..

...

...

1000. Ne istediğini önceden anla,

1001. Günde yedi kez özür dile,

1002. Sürekli onu dinle,

1003. Yorganı çekince ses etme,

1004. Yorganı titretme,

.

..

...

6789. Spor araba al,

6790. Saat al,

6791. Yüzük al,

6792. Küpe al,

6793. Tıraş ol,

6794. Saç seklini değiştir,

6795. Kareli gömlek giy,

6796. Yemin et,

6797. Dayan,

6798. Katlan.

..........................

ERKEKLERİ MUTLU ETME YOLLARI:


01. Karnını doyur.

02. Televizyonun kumandasını ver

03. Önünden çekil.

 

(Ege SAYMAN’dan alıntıdır.)

ARA GÜLER




Ara Güler Babası Decat Bey ile...

Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin hemen yanında bir kafeteryası vardı; “Ara Kafe” İstanbul’da yaşarken sıklıkla gittim oraya. Yazdığım saçma sapan TV dizilerinden birinin toplantı notlarını düzenlerken yanıma geldi, “Sen ne iş yapıyorsun çocuk?” dedi, “Senaryo yazıyorum, lüzumsuz işler” Güldü, adımı sordu “Tolga Aydoğan” dedim. Hangi dizileri, hangi kitapları yazdığımı sordu. Sonra “Bende geçtim o yollardan” dedi, anlattı. Mevzu fotoğrafa geldi. “Dedemin kardeşi Mustafa Kemal Aydoğan Bulutlarda Atatürk fotoğrafını çeken adamdır” dedim. İlgisi daha da kabardı, konuştuk biraz, “iyi fotoğraf sabır ve şanstır” dedi. Giderayak bir nasihat verdi “dünyanın en iyi fotoğraf makinesiyle en iyi fotoğrafı çekemezsin, en iyi daktiloyla da en iyi senaryoyu yazamazsın, elindeki malzemeyle en iyisini üret!” Sonra garsona seslendi “Bu veletten para mara almayın”

Konuştuğum adamın adı Ara Güler’di. Annesi Verjin Hanım, babası Çanakkale’de gazi olmuş Giresun/Şebinkarahisarlı Eczacı Dacat’tı. Dacat İstanbul’daki dört beş eczacıdan biriydi.

Ara tembeldi, üç kez sınıfta kalmıştı. Ama 6 dil öğrenmişti. Ortaokulun sonunda Dacat Bey, Ara’yı okumuyor diye İpek Film’e sokmuştu, İsmail Cem’in babası İhsan Bey’in yanına. Sinema yandı, Ara çatıya çıktı, itfaiye son anda kurtardı. Annesi o gün korkudan şeker hastası oldu.

Muhsin Ertuğrul tiyatro için makyaj malzemelerini arkadaşı Dacat Bey’in eczanesinden alırdı. Ara, Ertuğrul’un sayesinde tiyatroya merak sardı, dokuz piyes yazdı.

Florya’da Köşkün yanında evleri vardı. Atatürk denize girerken yanına gider sohbet ederdi. “Koruması falan yoktu, şimdilerde öyle mi” derdi.

6-7 Eylül 1955 olaylarında Beyoğlu’nda bir tek babasının eczanesi yağmalanmadı “Güler Eczacılık” tabelası olduğu için onlara dokunmamışlardı. Yaşananları fotoğrafa almıştı içi yana yana.

Muhabir olarak 1958’de Aydın’a gitti, gece yolunu kaybetti, bir köye girdi, köylüler antik sütunların üstüne köy kahvesi yapmıştı. Gün ışıdığında etrafı inceledi, tesadüfen Aphrodisias Antik Kenti’ni keşfetti. Dünyaca ünlü dergilerde gazetelerde fotoğrafları çıktı. Çektiği fotoğraflardan biri o meşhur Times Dergisi’nin kapağı oldu. 2000 senesinde Fransa’dan Legion d’honneur nişanı ile ödüllendirildi. Dustin Hoffman, Alfred Hitchcock, Salvador Dali, Picasso, Marc Chagall, Winston Churchill, Sophia Loren, Marlon Brando, Federicco Fellini, İndra Gandhi, Louis Aragon gibi dünyaca ünlü simaların fotoğraflarını çekti. Türkiye denince akla Ara Güler geldi, İstanbul’un başka yüzünü kadrajına yansıttı.

Bir gün Dacat Bey “Dünyayı geziyorsun köyünü merak etmiyorsun” demişti. 68’in ağustosuydu. Gemiyle Giresun’a oradan da Yaycı köyüne gittiler. Babasının doğduğu ev ve kilise yıkılmış, mezarlıkları da tarla olmuştu. İçi yandı Dacat Bey’in. Fenalaştı. O gün Ara hatıra olsun diye babasının fotoğrafını çekti. Dönüşte Sivas’ta babası “Unuttum” dedi. “Bizim oranın yemişleri güzel olur, haydi geri dönelim” Ara itiraz etti “100 km yol gittik bir yemiş için geri mi dönülür, ben sana İstanbul’da alırım” Dört ay geçti. Dacat son nefesini verdi. Ara’nın içinde pişmanlık vardı “Ah” dedi “keşke Sivas’tan geri dönüp babama yemiş alsaydık” Mezarlığa gitmek için tam evden çıkacaklarken kapı çaldı. Köylülerdi bunlar. Dacat’ın hemşehrisi. Ellerinde bir kutu, içinde yemiş… Tesadüfen getirmişlerdi, hem de defin günü… 10 Aralık 1968 Salı saat 13.30, Beyoğlu Balıkpazarı Üçhoron Ermeni Kilisesi’nde merasim yapıldı. Şişli Ermeni Mezarlığı’na gittiklerinde Ara “tabutu açın” dedi, açtılar, içine babasının çok sevdiği o yemişleri koydu. İkisinin de ruhu huzur buldu. Köyde çektiği o fotoğraf babasının son fotoğrafı olmuştu. 

Sonunda babasına kavuştu. Ardında sayısız ödül, 16 kitap ve fotoğrafa adanmış bir ömür bıraktı. Ara Güler geçti bu dünyadan… Eprimiş, nostaljik, siyah beyaz bir fotoğraf karesi gibi… Bizlere şunu öğütledi "Elinizdeki ile en iyisini yapın!" 

Tolga Aydoğan

(Alıntıdır.)

GENELEV

Al sana genelev...

Hatırlarsınız… Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim üyesi Abdullah Akın diye bir herif, üniversitenin televizyon kanalına çıkarak, hiç utanmadan “1924 yılında camiler kapatıldı, Çanakkale ve Bursa'da genelev olarak kullanılan camiler var” demişti.
*
Bunun üzerine ben de köşemden sormuştum… “Çanakkale veya Bursa'da bu genelevlerin adresini bilen var mı? Herhangi bir devlet büyüğümüz kerhane yapılan camiyi gösterebilir mi?”
*
CHP Bursa milletvekili Ceyhun İrgil bu soruları resmiyete döktü, bilgi edinme kanunu çerçevesinde Bursa Valiliği'ne yazılı olarak başvurdu, “Bursa'da geneleve çevrilen cami var mıdır? Varsa hangi cami, nerede, ne zaman geneleve çevrilmiştir” diye sordu.
*
CHP Çanakkale İl Başkanlığı da “Çanakkale'de hangi cami, nerede, ne zaman genelev yapılmış?” diye sorarak, suç duyurusunda bulundu.
*
Ve dün… Bu sorulara Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden “resmi imzalı” yanıt geldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Vakıflar Müdürlüğü “camilerin genelev olarak kullanıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır” dedi.
*
Böylece… İlahiyatçı Abdullah Akın denilen herifin resmen yalan söylediği, resmen iftira attığı “devletin resmi yazısı”yla belgelendi.
*
E dolayısıyla şimdi “genelev” konusunda “gerçek”leri yazmanın tam vaktidir…
*
İkinci dünya savaşı sona ermişti. Amerikan yönetimi kuklalarını hazırlamıştı, Türkiye'yi uydu haline getirmek için fırsat kolluyordu.
Tam o sırada Washington büyükelçimiz Münir Ertegün kalp krizi geçirdi, vefat etti.
Propaganda şaheseri Beyaz Saray, bu diplomatik fırsatı kaçırmadı.
Münir Ertegün'ün cenazesini Missouri zırhlısına yükledi, ABD'nin dostluk mesajı olarak Türkiye'ye gönderdi.
Missouri zırhlısı ABD'nin en büyük savaş gemisiydi. 270 metre boyundaydı. 1600 mürettebatı vardı. Pasifik'te savaşmıştı. Japon imparatorluğunun ABD'ye kayıtsız şartsız teslimiyet belgesi Missouri'nin güvertesinde yapılan törende imzalanmıştı.
Bu kadar önemli bir savaş gemisinin adeta cenaze arabası gibi gönderilmesi, ABD'nin Türkiye'ye verdiği değeri gösteriyordu.
Hatta, Missouri tek başına yeterli görülmemiş, yanına refakatçi olarak Providence kruvazörüyle, Power destroyeri ilave edilmişti.
Tabutu taşımak için “filo” göndermişlerdi yani!
Kelimenin tam manasıyla gövde gösterisiydi.
Missouri'nin gelişi yalaka basınımız tarafından anbean takip ediliyor, vatandaşa sevinçle duyuruluyordu. “Missouri Cebelitarık'tan geçti, Missouri İtalya açıklarında, Missouri Ege sularında” filan diye manşetler atılıyordu. Fotoğralar yayınlanıyordu, gemilerden röportajlar yayınlanıyordu.
Peki, yalaka basınımızın o dönemin ilkel şartlarında Akdeniz'in ortasından fotoğraf çekebilme, röportaj yapabilme imkanı var mıydı?
Elbette yoktu.
Amerikalılar çekiyor, bunlara veriyor, bunlar da yayınlıyordu.
Yalaka basınımız bugün olduğu gibi o gün de “sahibinin sesi”ydi.
Neticede Boğaz'a demirlediler.
“Mübarek Cuma” gününe denk getirmişlerdi. Hayırlara vesileydi!
*
Bir zamanlar elalemin zırhlıları Boğaz'a demirledi diye kurtuluş savaşı başlatan millet… Elalemin zırhlılarını “kurtarıcı” gibi karşıladı.
*
Sayın ahalimiz Beylerbeyi'nden Üsküdar'a, Beşiktaş'tan Sarayburnu'na kadar bütün sahillere yığıldı, davul zurna çalındı, el sallandı.
Missouri toplumsal histeriye dönüşmüştü.
Yalaka basınımız tarihimizde ilk kez İngilizce manşet attı, sekiz sütuna “Welcome Missouri” dedi.
Kız Kulesi'ne “Welcome Missouri” afişi asıldı.
Hereke'de özel halı dokundu, üzerinde İstanbul haritası vardı, Missouri'nin komutanı oramiral Henry Hewitt'e hediye edildi.
Dolarlarını Türk parasına çevirsinler diye, Dolmabahçe'de döviz bürosu açıldı. Taksim meydanına dev boyutlu Missouri fotoğrafı yerleştirildi. Tekel, Missouri markasıyla sigara üretti. PTT, Missouri anısına pul çıkardı. Vitali Hakko'nun Şen Şapka'sı “Hoşgeldin Missouri” yazılı eşarplar bastı. Amerikan bayraklı uçurtmalar uçuruldu.
İstanbul belediyesi, Beşiktaş'tan Karaköy'e kadar tüm binaları pırıl pırıl boyadı, asfaltı yeniledi. Sadece Amerikalılara hizmet vermesi için, Dolmabahçe'yle Taksim arasında çalışan 12 adet belediye otobüsü tahsis edildi. Otobüsler ücretsizdi.
Sinemalarda, tiyatrolarda 80'er adet koltuk Amerikalılara ayrıldı, bilet parası alınmayacaktı.
Ankara'da Missouri adıyla lokanta açıldı.
Başkentin en iyi lokantalarından biri, adını Washington olarak değiştirdi.
“Rus salatası” aniden “Amerikan salatası” oluverdi!
Niko ve Aleko, iki kardeş Rum vatandaşlarımızdı. İstiklal caddesinde, Atlantik ve Pasifik adıyla iki büfe işletiyorlardı, tost, sahanda yumurta, sosis falan, bugünkü tabirle fastfood satıyorlardı. Uyanık Niko efendi, cafcaflı bir tabela hazırladı, üstüne “Amerikan salatası 35 kuruş” yazdı, büfesinin camına yerleştirdi… İstanbul kuyruğa girdi!
Memlekette ne kadar büfe, birahane, lokanta varsa, hepsi üstüne atladı, kırk yıllık Rus salatası şak diye Amerikan salatasına çevrildi.
*
Karaköy kerhanesi bembeyaz badana yapıldı. Duvarlarına “hoşgeldiniz denizciler” yazıldı. Amerikalı bahriyelilere hastalık bulaşmasın diye doktorlar gönderildi, kerhane komple muayeneden geçirildi.
*
Türk-İslam geleneğinde bir ilk yaşandı…
Dolmabahçe Sarayı'nın hemen yanındaki Bezmialem Valide Sultan Camisi'nin minareleri arasına “Welcome” mahyası asıldı.
*
Camiye asılan “welcome” mahyası, Türkiye'nin Demokrat Parti'yle birlikte hangi şekle bürüneceğini gösteriyordu, Amerikalıların takunyalıları nasıl kullanacağını gösteriyordu, işaret fişeğiydi.
*
Aradan 23 sene geçti.
NATO üyeliği, Kore savaşı, memleket topraklarına monte edilen Amerikan üsleri, Demokrat Parti iktidarında yaşanan rezaletler… Türkiye'nin kısmen de olsa uyanmasını sağlamıştı.
*
1968…
Amerikan 6. Filosu Türkiye'ye geldi.
Missouri gibi karşılanacaklarını sanıyorlardı ama, yanılmışlardı.
Atatürkçü, antiemperyalist gençler tarafından karşılandılar!
*
İstanbul'u gezmek üzere karaya ayak basan Amerikan bahriyelileri, tam bağımsız Türkiye sloganları atan üniversite öğrencileri tarafından Dolmabahçe'den denize döküldü.
*
Bitmedi… Üniversiteli kız öğrenciler tarafından “kızlar yürüyüşü” düzenlendi. “Türkiye 6. Filonun genelevi değildir, Türk kadını onurunu koruyacaktır, yankee go home” sloganları atıldı.
*
Böylesine büyük protestolara rağmen 6. Filo hâlâ Kabataş açıklarında duruyordu.
*
Üniversite öğrencileri “Emperyalizme karşı Mustafa Kemal yürüyüşü” yapmak üzere valilikten izin aldı. Beyazıt'tan başlayıp, Dolmabahçe üzerinden Taksim'e gireceklerdi.
*
Aniden…
Sihirli el değdi.
Dinci basın devreye sokuldu.
*
“Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm” manşetleri atılmaya başlandı. Köşe yazarı kisvesi altındaki tetikçiler “memlekete ihanet eden bu hainleri toprağa gömme vakti gelmiştir” diye makaleler döşeniyordu. “Eyy müslümanlar, kızıl kafirlerle topyekün savaş kaçınılmaz olmuştur, sağ kalan gazi olur, canını veren şehitlik şerefini kazanır” diyen bile vardı. Camilerin önünde megafonlarla anonslar yapıldı, cuma namazı çıkışında ahali kışkırtıldı, “cihada hazır olun, din elden gidiyor” deniyordu.
*
Gayet netti. Amerikan çıkarlarına karşı çıkınca “din elden gidiyor”du!
*
Güya “bayrağa saygı” mitingi organize ettiler.
Dolmabahçe'deki Bezmialem Valide Sultan Camisi'nde toplandılar.
Amerikalıları bile şoke ederek, 6. Filoyu “kıble” yaparcasına namaz kıldılar!
*
Sonra da tekbirler getirerek Taksim'e yürüdüler, tarihe “kanlı pazar” olarak geçen katliamı gerçekleştirdiler. Polis-asker seyirci kaldı, taşlarla sopalarla bıçaklarla saldırdılar, iki üniversiteli öldürüldü, 200'den fazla üniversiteli yaralandı.
*
(6. Filonun bayrak gemisi Shangri-La uçak gemisiydi. Seneler seneler sonra, Amerikalı bahriyelilerin Dolmabahçe'den denize döküldüğü noktaya, aynı isimle, Shangri-La oteli açıldı! Ne tatlı tesadüf değil mi… Akp iktidarında yapıldı, asrın liderimiz tarafından açıldı!)
*
Diyeceksiniz ki, hepsini anladık ama “genelev” konusundaki “gerçek”ler nedir?
*
Dolmabahçe'den denize dökülen 6. Filonun İstanbul'a gelmeden önce Türkiye'de uğradığı ilk liman, İzmir'di.
Amerikan bahriyelileri karaya ayak basar basmaz, genelevin bulunduğu Tepecik'e yönelmişlerdi.
Fakat, eşekten düşmüş karpuza dönmüşlerdi.
Çünkü… Tepecik genelevinin kadınları ellerinde terlikle, süpürgeyle sokağa dökülmüştü, “defolun” diye haykırıyorlardı, “bunlar içeri girerse, evleri yakarız” diye bağırıyorlardı, Amerikalıları taşlayarak kovaladılar!
*
Dünyada ilk'ti.
*
Türkiye'deki 6. Filo protestolarının fitilini, işte bu genelev kadınları ateşlemişti.
1968-69 yıllarındaki antiemperyalist eylemlerin öncüsü, genelev kadınlarıydı.
*
Velhasılıkelam…
*
Atatürk döneminde veya bir başka dönemde, herhangi bir camimizin genelev yapıldığı iddiası, resmi belgeli yalandır, resmi belgeli iftiradır.
*
Bu memleketin genelev kadınlarının, bu memleketteki kindar nankör yobazlardan çok daha yurtsever, çok daha cesur yürekli, çok daha namuslu oldukları ise, tarihi gerçektir!

Yılmaz ÖZDİL

(Alıntıdır.)