3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



SAFİYE HÜSEYİN ELBİ



HEMŞİRELİK TARİHİNDE BİR ÖNCÜ “SAFİYE HÜSEYİN ELBİ”

Ülkemizin tarihinde hemşireliğin önemi savaşlarla ortaya çıkmıştır. Türk Hemşirelik Tarihi savaşlara dayanmaktadır. Modern hemşireliğin temeli Balkan, Çanakkale ve I. Dünya Savaşı gibi savaşlara katılan kadınların yaptıkları uygulamalar (yara debridmanı, bakımı, çevre sanitasyonu, triaj, nazogastrik sonda takılması, kan ve kan ürünlerini uygulama, anestezi, yoğun bakım hemşireliği, psikolojik bakım, şoka müdahale, aşılama vs.) sayesinde atılmıştır. Hekimlik mesleğinin ilerlemesine karşılık, Türk kadınının çalışmasına engel olan olumsuz sosyal etkenler nedeniyle hemşirelik tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yavaş gelişen bir meslek olmuştur. Savaşlar gibi sağlık alanında ortaya çıkan zorlayıcı gelişmeler sırasında, yeni yataklı sağlık kurumlarının açılmasına veya sayıca artmalarına, hekimlikte ilerleme olmasına karşın, hastalara bakacak eğitimli hemşirelerin olmaması ve bunun yol açtığı başarısızlıklar Besim Ömer Paşa gibi hekimlerin bu konu üzerinde çalışmasına neden olmuştur.

Balkan Savaşı’yla birlikte Türk kadını hastanelerde çalışmaya başlamıştır. Türk kadınının hemşireliğe eğilmesinde özellikle bu savaşın önemli rol oynadığı söylenebilir. Birinci Dünya Savaşı’nda eğitimli kadın hastabakıcı ihtiyacı doruk noktaya ulaştığında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti hemşirelik mesleğinin önemini ortaya koyarak eğitimini başlatmıştır. Ayrıca Cemiyet 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı’nda gerek cephe ve gerekse cephe gerisinde hastaneler kurarak, yaralılara hizmet vermiş, elindeki tüm imkânlarla halkın yardımına koşmuş ve özellikle sosyokültürel düzeyi yüksek kadınların hastanelerde gönüllü hastabakıcılık yapmalarını sağlamıştır.

Balkan Savaşları sırasında Gelibolu Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde 6, Çanakkale Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde 8, Gelibolu Seyyar Hilâl-i Ahmer Hastanesi’nde 7, Çanakkale ve Gelibolu’da görevli Cambridge Hilâl-i Ahmer Vapuru’nda 15, Çanakkale Hint Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Hastanesi’nde 12 hastabakıcı görev yapıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nda hastanelerde görev yapan hastabakıcı sayısı ve hastanelerin yazılı olduğu bir listede ise toplam 284 hastabakıcının çalıştığı belirtilmektedir. Aynı tarihlerde Almanya’da 67 bin 34’ü kadın, toplam178 bin 53 hastabakıcı hizmet vermekteydi. Macaristan’da ise Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında 12 bin gönüllü hastabakıcı yetiştirildiği kaynaklarda belirtilmektedir. Diğer Avrupa ülkelerinde de hemşire sayısı yeterli durumdaydı. Diğer ülkelerle kıyaslandığında ülkemizdeki bu sayı, savaş ortamında bir ülkenin ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzak görünmekte, yaşanan hemşire ve hasta bakımı sıkıntısını göstermektedir.

I. Dünya Savaşı’nda Alman İmparatorluğu tarafından gönderilen 7 Kızılhaç hemşiresinin Türk ordusunda yaralı askerlere baktığı bilinmektedir. Ayrıca Besim Ömer Paşa tarafından üniversite konferans salonunda verilen kursları tamamlayanlar Çanakkale’de gönüllü olarak çalışmışlardır. 1916 yılında hastanelerde çalışmak üzere 24 hastabakıcı görevlendirilmiştir.

Gerek savaş zamanlarında gerekse savaş sonrasında ülkemizde hastabakıcı sayısının az olması sürekli sıkıntı yaratmıştır. Milli Mücadele yıllarında devam eden bu sorun kurslarla, kısa sürede yetiştirilen gönüllülerle çözümlenmeye çalışılmıştır. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti sık sık gazetelere ilan vererek hastabakıcı aramıştır. O ilanlardan biri olan İkdam Gazetesi’nde 10 Temmuz 1922’de yayınlanan ilanda başvuru şartları ve sınava girebilme koşullarına yer verilmiştir. Sabah Gazetesi de, hastabakıcılık kurslarında eğitim görenler ile Balkan Harpleri’nden dolayı deneyimli hanımların başvuruda bulunmaları konusunda bir ilana yer vermiştir. Müracaat edenler çok kısa sürede hastanelere tayin edilmişlerdir. Bu süreçte Besim Ömer Paşa’nın öncülüğünde ve gayretleriyle, varlıklı ve nüfuzlu kadınlardan destek alınarak, kadınlar tarafından hasta bakımı verilmesinin önü açılmıştır. Özellikle Safiye Hüseyin Elbi’nin bu konuda büyük rol oynadığı bilinmektedir.

SAFİYE HÜSEYİN ELBİ

Türkiye’de hemşireliğin öncüsü olan Safiye Hüseyin Elbi’nin doğum tarihiyle ilgili farklı kaynaklarda farklı bilgiler verilmektedir. İstanbul Ansiklopedisi Elbi’nin 1888’de doğduğunu ifade ederken; kızkardeşi Nesime Hanım’ın torunu Prof. Dr. Emre Dölen yazısında Elbi’nin doğumunu 29 Haziran 1882 olarak ifade etmiştir. Elbi, İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Ferik Ahmet Besim Paşa’dır. Ahmet Besim Paşa, 8 Eylül 1850’de Girit’in Kandiye Limanı’nda doğmuştur. Ahmed Besim Paşa çok iyi İngilizce bildiği için “İngiliz Ahmed Paşa” olarak anılmaktadır. 1864’de girdiği Mekteb-i Bahriye’nin makine kısmını 1865/1866’da Harbiye Sınıfı’na terfi ederek birincilikle ve üsteğmen olarak bitirmiştir. Tersane-i Âmire’de başmühendis yardımcısı olarak göreve başlamış, 1876’da başmühendis olmuştur. 16 Kasım 1909’da koramiral rütbesiyle emekliye ayrılmıştır. Ahmed Besim Paşa, ileri görüşlü, vatansever bir kişidir. Dölen, Ahmed Besim Paşa’yı makine tasarım açısından makine mühendisliğinin Türkiye’deki kurucusu olarak adlandırmaktadır. Ayrıca İngiltere’de Instution of Mechanical Engineers (Makine Mühendisleri Enstitüsü)’nün tek Türk üyesidir. Ahmed Besim Paşa 31 Ağustos 1928’de vefat etmiştir.

Annesi İngiliz soylularından Hammond Wilward’ın kızı Josephine Wilward’dır. (ölm. 25 Nisan 1936) Evlendikten sonra Müslüman olup Firdevs adını almıştır.

Sosyokültürel düzeyi yüksek bir aileden gelen Safiye Hüseyin, bir kız, üç erkek kardeşe sahiptir. Diğer kardeşleri gibi kendisi de Avrupa’da eğitim almış, İngiliz ve Alman kız mekteplerinde öğrenim görmüştür. Kardeşlerinden Şükrü Ulman ve İskender Ulman doktor, Harun Ulman deniz inşaat yüksek mühendisidir.

Kız kardeşi Nesime Mukadder Dölen de kendisi gibi gönüllü olarak Balkan Savaşı sırasında Asarı Atika Müzesi Hastanesi’nde hemşirelik yapmıştır.

Elbi, deniz yarbayı olan Hüseyin Bey ile evlenmiştir. Hüseyin Bey, denizyolları teşkilatı müdürlüğü ve dış ülkelerde deniz ataşelikleri yapmıştır. Fatma Nihade ve Tarık adında iki çocukları vardır. Elbi, 8 Temmuz 1964’de Gureba Hastenesi’nde vefat etmiştir ve Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiştir.

Daha çocuk yaşlardayken hemşireliğe merak saran Elbi, mesleğe Florence Nightingale’e olan hayranlığıyla başladığını 1954’de bir gazeteciyle söyleşisinde şöyle ifade eder:

“Büyükbabam Miralay Şükrü Bey, Kırım Harbi sırasında Florence Nightingale’i Kırım’a götüren geminin süvarisiydi. Çocukluğum hep Florence Nightingale’in hikayeleri, efsaneleri ve hayatını dinleyerek geçti. Evimizde bu insanın resmi asılıydı. Bu resmi seyrederken içimde hep böyle bir kadın olmak arzusunu duyardım. Babam Bahriye Sermühendisi Ahmet Paşa “Ben Florence Nightingale’in elini öptüm” diye övünürdü. Balkan Harbi’nde memlekette hastabakıcı yoktu. İngiltere buraya sağlık ekibi göndermiş, heyet şimdiki Arkeoloji Müzesi olan yere yerleşmişti. Ebüzziya Tevfik Bey, babamın çok iyi arkadaşıydı. Babama İngilizce bilen hastabakıcı aradıklarını söylüyordu. Bunu duyunca kardeşim ve ben müracaat ettik. Babam da kocam da hiç itiraz etmediler, üstelik bizi teşvik ettiler. Ben artık evimi, çocuklarımı unuttum, hastalara daldım…”.

Balkan Savaşlarında, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti İstanbullu kadınları yaralı askerlere bakmak için göreve çağırdığında Safiye Hüseyin ve kardeşi Nesime ilk başvuranlar arasındadır. Elbi, kardeşi Nesime Hanım’la birlikte önce bağış olarak yatak ve yorgan toplama işi ile hastanelerin kurulmasında görev almıştır. İki kardeş çok iyi düzeyde İngilizce bildikleri için İngiliz hekimlerin görev yaptığı İngiliz Kızılhaçı’na tahsis edilen Müze Hastanesi olarak bilinen Âsar-ı Atika Müzesi’ne (İstanbul Arkeoloji Müzesi) gönderilirler. Elbi, böylelikle hemşireliğe ilk adımını atar. Özellikle savaş yaralılarının tedavisine ayrılan bu hastanede Elbi, hasta ve yaralılara bakmış, ameliyat hemşireliği yapmıştır. Bu hastanede görev yaptıkları süre zarfında Müze Müdürü Halil Ethem Bey kendi lojmanını Safiye Hanım ve kardeşi Nesime Hanım’a tahsis etmiştir. Elbi, geçici hastanelerin kapatılmasının ardından pratik hemşirelik bilgisini geliştirmek için anatomi kitapları okumaya başlar. Elbi, hayranlık duyduğu, hayalini kurduğu mesleğe adımını atmış ve eğitimine başlamıştır. Daha sonra aile dostları olan Besim Ömer Paşa’nın 1913-1914 yıllarında Üniversite konferans salonunda düzenlediği hemşirelik kurslarına devam eder.

Safiye Hüseyin Elbi, mesleğe başladığında yere kadar beyaz önlük, gömlek giymekte, ağız burun açık şekilde, başı beyaz bir örtüyle örtmekte ve sol kolda da Hilâl-i Ahmer pazubenti takarak görev yapmaktadır.

Elbi, ilk görevini Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nde yaptı. Hilâl-ı Ahmer Cemiyeti Hanımlar Heyeti’nin kurucularındandır. Balkan Savaşları’nda ilk gönüllü Kızılay Hemşiresi olarak çalışmıştır. Petrol lambalarıyla, fenerleriyle gece geç saatlere kadar pansuman yaptıklarını, ameliyatlara katıldığını, aylarca dinlenmeden yorucu tempoda çalıştığını dile getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nda da görev yapmıştır. Savaş başlamadan önce hastabakıcı kurslarına katılmış, Hilâl-i Ahmer Galata ve Cağaloğlu Hastanelerinde gönüllü hastabakıcılık yapmıştır. Özellikle tetanoz ve gazlı gangren hastalıklarını çok sık gördüğünü ve bu hastalıklarda uzman olduğunu ifade etmiştir. Bir müddet sonra Hilâl-i Ahmer Hastanesi yapılan Bezmi Âlem Sultanisi’ne görevlendirilmiştir. Burada bir müddet çalıştıktan sonra kendi isteğiyle Reşit Paşa Hastane Gemisi’nde çalışmaya başlamıştır. Ağır yaralıları Çanakkale’den vapurla İstanbul’a taşıyan, gerektiğinde ameliyatlar yapılan Reşit Paşa Hastane Gemisi’nde Alman ve Avusturyalı hemşireler arasında tek Türk hemşire ve başhemşire olarak görev yapmıştır. Bombardıman altında zor şartlarda geçen bu görevi başarıyla tamamlamıştır.

I. Dünya Savaşı sonunda Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki Türk esirlerin ve öğrencilerin durumunu incelemek, ihtiyaçlarını tespit etmek ve gerekli çalışmaları yapmak üzere Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından Avrupa’ya gönderilmiştir. Alman ve Avusturyalı esirleri memleketlerine götüren Korkovado Vapuru ile yola çıkmıştır. Berlin’deki bütün öğrencilerin gemi ile yurda gönderilmesini sağlamıştır.

Elçilik imamıyla birlikte savaşta hayatını kaybeden 27 öğrenci için çelenk yaptırıp mezarlarını ziyaret etmiştir. Aylarca sadece öğrencilerin bulunduğu yerleri dolaşıp birçoğunun geri getirilmesine önayak olmakla kalmayıp, Uluslararası Salib-i Ahmer Komitesi vasıtasıyla Hilâl-i Ahmer Cemiyetine de bağış sağlamıştır. Cenevre Federal Bank’tan Hilâl-i Ahmer’e gelen belgeden Safiye Hüseyin Elbi ve Münire İsmail’in 10.000 Fr. bağış sağladıkları anlaşılmaktadır.

Hilâl-i Ahmer’in kadın görevlilerinin yurtdışına gideceğine ilişkin haber 15 Şubat 1919 tarihli Memleket gazetesinde şu şekilde yer almıştır: “Safiye Hanım, Balkan Harbinde yaralılara bakımı ve bu harpte çeşitli hastanelerde hastabakıcı sıfatıyla çalışmış, Çanakkale’nin cehennemi siperlerine kadar giderek mukaddes vazifesini ifa etmiştir. Münire Hanım dört senelik hizmetini bu fedakârlıkla sürdürmüş, çeşitli nişan ve madalyalarla onurlandırılmışlardır.” denilmektedir. Elbi’nin bu görev sonrası yazdığı rapordaki izlenimleri dikkat çekicidir. Elbi’nin de hemşirelik mesleğine bakışında, mesleğe kutsallık atfedişinde, Florence Nightingale’de olduğu gibi mesleği kendisine gelmiş ilahi bir emir olarak kabul ettiği görülmektedir. Safiye Hüseyin Elbi görev dönüşü hazırladığı raporda izlenimlerini şöyle anlatıyor. “ … Savaşta cepheye cesaretle giden bir asker gibi, hangi vasıta ile olursa olsun, biran evvel yola çıkıp, vatan hasreti çeken çocuklarımıza yardım etmeyi ilahi bir emir telakki ediyordum. Şansımıza Barış Vapuru isabet etti. Gemide memleketlerine iade edilen 900 küsur Alman ve Avusturyalı esir vardı…”.

Elbi, İstanbul’a döndüğünde henüz kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) idare heyetine alındı. “Save the Children Fund” ile çalışmaya başlamış ve bu kurumun müfettişi seçilmiştir.

11 Aralık 1924’de İstanbul’da yapılan Kızılay Kongresi’nde, Safiye Hüseyin Elbi’nin de aralarında bulunduğu heyet (Besim Ömer Akalın, Akil Muhtar Özden, Tevfik Sağlam ) bir hemşire okulu açılmasına karar vererek çalışmalara başlamıştır.11 Elbi, Kızılay Hemşire Okulu kurucularındandır ve burada öğretmenlik yapmıştır.

Hilâl-i Ahzar Cemiyeti (Yeşilay Cemiyeti)’nin ilk kadın üyesi olarak idare heyetinde görev almıştır.

Veremle Savaş Derneği’nin kurucu üyelerinden ve Türkiye Kadınlar Derneği kurucularındandır.

Modern bir Cumhuriyet kadını olan Elbi, hemşirelik adına yaptığı çalışmalar dışında özellikle kadınların sosyal hayata dâhil olması için çalışmalarda bulunmuştur. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Kadınlar Merkezine haftanın birkaç günü giderek sanat evi ile ilgilenmiştir.

1924 yılında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından açılması kararlaştırılan, 1925’de açılan Kızılay Hemşire Okulu’nda çok emeği olan Elbi, okulun hem idare heyetinde hem de eğitim kadrosunda görev almıştır. Fransızca derslerini yürütmesi dışında okulun bütün eksikleriyle ilgilenmiştir.

Ağustos1933 yılında kurulan, şu anki adıyla Türk Hemşireler Derneği olan Türk Hasta Bakıcılar Cemiyeti’nin de kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Ayrıca cemiyet başkanlığını da üstlenmiştir.

Elbi, kadınların hemşireliğe yönlendirilmesi için çalışan Besim Ömer Paşa’nın yardımcılığını yapmıştır.

Elbi, Avrupa, Hindistan ve Kuzey Amerika’ya ziyaretlerde bulunmuştur. İyi seviyede yabancı dil bilgisiyle Amerika heyeti tarafından gönderilen İngilizce belgeleri Türkçe’ye çevirdiği arşiv belgelerinde yer almaktadır. Çalışmaları gerek yurtiçinde gerek yurtdışında takdir görmüştür. Şefkat nişanları, madalyaları, birçok makalesi, konferansları bulunmaktadır. Hilâl-i Ahmer’den, Cehaletle Mücadele Derneği’nden, Üniversiteli Kadınlar Derneği’nden aldığı onur belgeleri vardır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin verdiği, 1921 yılından beri her sene dağıtılan Florence Nightingale Madalyasını, 21 Kasım 1921’de İstanbul’daki Fransız Salib-i Ahmer Başkanı Mösyö de Clousie’den almıştır. Bu madalyaya layık görülen ilk Türk kadınıdır ve bu madalyaya layık görülen başka bir Türk hemşire olmamıştır. Elbi’nin Florence Nightingale madalyasına layık görüldüğü Kızılay arşivi belgelerinde yer almaktadır. Bunların dışında hizmetleri, “İngiliz Coronation Medal, İngiliz Kızılhaç Madalyası, Şefkat Nişanı 2. Rütbe, Harbi Umumi Madalyası, Laponya Kızılhaç Nişanı 1. Rütbe, Fransız Kızılhaç Madalyası” madalyaları ile ödüllendirilmiştir. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından da gümüş madalyaya layık görülmüştür. Elbi’ye madalyası Hilâl-i Ahmer tarafından hastanede tedavi ettirildiği sırada Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Heyeti tarafından takdim edilmiştir.

Hayatını hemşireliğe, hemşirelik eğitimine adayan Elbi, Hemşirelik Yüksekokulu açabilmek için çalışmalar yapan, 1956 yılında kurulan, bugünkü adı ile Florence Nightingale Hemşire Mektepleri ve Hastaneleri Vakfı olan vakfın kurucularındandır.


(Alıntıdır.)

ULUSLARARASI HEMŞİRELER GÜNÜ




Uluslararası Hemşireler Günü, tüm dünyada hemşirelerin sağlık sektörüne katkılarını kutlamak ve mesleğin önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl 12 Mayıs'ta kutlanan özel bir gündür. Bu tarih, modern hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilen Florence Nightingale'in doğum gününe denk gelir.


Tarihi ve Kökeni

Uluslararası Hemşireler Günü ilk olarak 1974 yılında Uluslararası Hemşireler Konseyi (International Council of Nurses - ICN) tarafından resmî olarak ilan edilmiştir. Bu özel gün, kapsamlı bir farkındalık yaratmayı amaçlar ve Florence Nightingale'in sağlık reformları ile hemşirelik mesleği üzerindeki etkisini hatırlatır.


Hemşirelerin Rolüne Dikkat Çekmek

Bu gün, sağlık sistemlerinde hayati bir rol oynayan hemşirelerin gösterdiği özveriyi vurgulamak için bir fırsattır. Hemşireler, sadece hasta bakımında değil, sağlık politikalarının geliştirilmesinde ve uygulamasında da önemli roller alırlar.


Küresel Kutlamalar ve Etkinlikler

Dünya genelinde bu özel gün, hastanelerde, sağlık kuruluşlarında ve toplum merkezlerinde düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanır. Etkinlikler arasında seminerler, konferanslar, ödül törenleri ve farkındalık kampanyaları yer alır. Ayrıca hemşirelik öğrencileri ve profesyonelleri, bu gün vesilesiyle mesleklerini daha geniş kitlelere tanıtma fırsatı bulur.


Uluslararası Hemşireler Günü, yalnızca hemşireler için değil, herkes için bir hatırlatma niteliği taşır. Sağlık çalışanlarının yaptığı fedakârlıkları takdir etmek ve onların koşullarını iyileştirmek için bir farkındalık yaratma günü olarak görülmelidir.



ANNELER GÜNÜ





Anneler Günü, anneleri onurlandırmak ve fedakârlıklarını takdir etmek amacıyla kutlanan özel bir gündür. Bu gün, dünya çapında farklı tarihlerde kutlanmakla birlikte, pek çok ülkede bahar aylarına denk gelir. 

Tarih boyunca annelik, doğurganlık ve ailenin önemini kutlayan pek çok gelenek ve kültürel ritüel vardır. Ancak modern anlamdaki Anneler Günü, 20. yüzyılda hayatımıza dâhil olmuştur.



Anneler Günü'nün Tarihçesi

- Bu özel günün kökleri, antik Yunan ve Roma dönemlerinde kutlanan annelik festivallerine kadar uzanır. Örneğin, Yunanlar, tanrıça Rhea'yı (tüm tanrıların annesi) onurlandırmak için kutlamalar yaparlardı.

- Modern Anneler Günü fikri ise Amerika Birleşik Devletleri'nde Anna Jarvis'in çabalarıyla hayata geçti. Anna Jarvis, annesini anmak ve annelerin emeklerini takdir etmek amacıyla 1908 yılında ilk Anneler Günü'nü düzenledi. Daha sonra, ABD Başkanı Woodrow Wilson 1914 yılında Anneler Günü'nü resmi bir tatil ilan etti.



Anneler Günü Hangi Tarihlerde Kutlanır?

Anneler Günü'nün kutlanma tarihi ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir:

- Türkiye dahil olmak üzere ABD, Kanada, Almanya ve Japonya gibi pek çok ülkede Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanır.

- Birleşik Krallık'ta ise Lent dönemine denk gelen "Anneler Pazarı" (Mothering Sunday) ismi verilen bir gelenekle Mart ayında kutlanır.

- Arjantin'de Anneler Günü, Ekim ayının üçüncü Pazar günü yapılır.



Anneler Günü Kutlama Gelenekleri

- Anneler Günü’nde annelere çiçek hediye etmek en yaygın gelenektir. Özellikle, karanfil çiçeği bu günün sembolü haline gelmiştir.

- Ev yapımı hediyeler, teşekkür kartları ve kişisel dokunuşlar da günün anlamını artırır.

- Aileler genellikle anneler için özel kahvaltılar veya yemekler hazırlar ve annenin dinlenmesi için bir fırsat sunar.



Anneler Günü Hangi Anlama Gelir?

Anneler Günü, annenin fedakârlığını, sevgisini ve özverisini onurlandırmanın yanı sıra, aile bağlarını güçlendirmek için bir fırsattır. Herkes annesini farklı bir şekilde kutlayabilir, ancak günün temel amacı, sevgi ve minnettarlık göstermektir.



Anneler Günü, annelere olan minnettarlığımızı ifade etmek ve onları şımartmak için harika bir fırsattır. Bu anlamlı günü nasıl kutlarsanız kutlayın, annelerinize sevgilerinizi göstermek en değerlisidir!

Bu yılın  Anneler Günü: 10 Mayıs 2026 Pazar






BOĞA



Gergin bir boğa güreşi sırasında, Matador Álvaro Mánero herkesin beklediği dramatik hamleyi yapmadı. Kalabalık tezahürat yaparken, o aniden boğadan geri adım attı, arenanın kenarına doğru yürüdü ve oraya oturdu. Seyirciler şaşkın bir şekilde suskun kaldılar.

Álvaro, hayatını değiştiren o anı bir röportajda şöyle anlattı:
“Bir an için boynuzları bile unuttum. Sadece gözlerini gördüm. O an öfkeyle değil, çok daha derin bir şeyle duruyordu: masumiyet. Bana saldırmadı, sadece bana baktı, kelimesizce hayatı için yalvardı. O an fark ettim ki ben burada bir hayvanla savaşmıyorum, aslında benim kadar yaşamaya çalışan bir canlıyla savaşıyorum.”
Gözlerinde, sadece hayvanların sahip olduğu bir saflık vardı, ve onlarda inkar edilemez bir gerçek gördüm. O anda üzerime aşırı bir suçluluk duygusu çökmüş gibi hissettim. Kendimi dünyanın en kalpsiz yaratığı gibi hissettim. Devam edemedim. Kılıcımı düşürdüm, arenadan ayrıldım ve bir daha asla boğalarla dövüşmeyeceğime söz verdim. Bunun yerine, eğlence için başkalarına işkence etmeyi oyun haline getiren bir dünya ile savaşacaktım.
Álvaro Mánero'nun hikayesi, en beklenmedik anlarda bile şefkatin ve anlayışın dönüştürücü gücünü gösteren nadir ve güçlü bir örnektir. Bize, tek bir anın bir hayatı değiştirebileceğini ve yeni bir amaca ilham verebileceğini hatırlatıyor.
Alıntı

TAKSİM CUMHURİYET ANITI

 


Taksim Cumhuriyet Anıtı

İstanbulTaksim Meydanı'nda bulunan anıt İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya yaptırılan, iki genç Türk; Hadi (Bara) Bey ve Sabiha (Bengütaş) Hanım'in yardımlarıyla, anıt 1928'de tamamlanmıştır. 8 Ağustos 1928'de açılan anıtın, kaide ve çevre düzeni mimar Giulio Mongeri tarafından yapılmıştır.

Tarihçe

Planlanması

Cumhuriyet dönemi anıtları, ilk defa figüratif bir anlatımla Atatürk'ü ve kurulan yeni düzeni topluma tanıtan heykellerdir.

Bu döneme ait anıtların yerleşim planlamasında önlerinde tören yapılacağı göz önünde tutularak çevre düzenlemesi yapılmıştır.

Bu sebeple cumhuriyetin yeni gösteri alanı olarak seçilen Taksim Meydanına anıt yapılması için dünya çapında bir yarışma düzenlenir. Yarışmayı İtalyan Pietro Canonica kazanır. Bunun üzerine 1925 yılında dönemin İstanbul milletvekili Hakkı Şinasi Paşa'nın başkanlığında oluşturulan komisyon, Pietro Canonica ile bağlantı kurmuş ve anıtı sipariş etmiştir. Ağırlığı 84 tonu bulan anıt, 2,5 yıl sonra tamamlanınca Roma'dan İstanbul'a gemi ile getirilmiştir.

Özellikleri

Anıtın yapımında taş ve bronz kullanılmıştır. Mali kaynak için ise halktan bağış toplanmıştır. En yüksek bağışı ise Osmanlı bankacı Berç Keresteciyan yapmıştır.

Dairesel bir meydanın ortasında yükselen ve bir meydan çeşmesi gibi tasarlanan anıtın iki yüzündeki bronz figürler, geleneksel mimariden esinlenerek oluşturulmuş kemerli taş bir kaide içerisinde yer alırlar. 11 metre yüksekliğindeki anıtın kaidesinde pembe Trentino-Alto Adige/Südtirol ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanılmıştır.

Anıtın dar yüzleri altında birer ayna taşı ve önlerinde mermer yalaklar bulunmaktadır. Heykeltıraş bu yalaklara akacak su ile meydan çeşmelerini anımsatan bir proje oluşturmuş, ancak daha sonra ise su ögesi kullanılmamıştır.

Anıt 8 Ağustos 1928 tarihinde açılmıştır.

16 Ağustos 1928 tarihli Servet-i Fünun dergisinde Taksim Meydanı Abidesi'nin açılışı.












1988'de TaksimTarlabaşı ve Şişhane'de gerçekleşen çeşitli yıkımlar sonrasında, anıtın oturduğu dairesel taban İstiklal Caddesi'nin bir parçası haline gelmiştir. Günümüzde araç trafiğine kapalı olan alanda, ulusal günlerde yapılan törenler anıt önünde gerçekleşmektedir.

Anlamı

Cumhuriyet Anıtı'nın ayrıntılı bir görünümü

Anıtın bir yüzü Türk Kurtuluş Savaşı'nı, diğer yüzü ise Cumhuriyet Türkiye'sini temsil etmektedir. 

1928'de Talimhane Caddesi ve İstiklal Caddesi-Sıraselviler aksı üzerine yerleştirilen anıtın kuzey yüzünde Mustafa Kemal, askerlerinin önünde görülmektedir. Diğer yüzünde ise sivil giysileri ile Mustafa Kemal Atatürk yanında İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak, askerler ve halkla birlikte betimlenerek genç Türkiye'nin kuruluşu canlandırılmaktadır. 

Ayrıca bu yüzde Atatürk'ün ardında bulunan Sovyet general Mihail Frunze ve Kliment Voroşilov'un heykelleri de Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye'ye yapılan Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı simgeler.

Anıtın yan yüzlerinde birer asker heykeli, üstlerindeki madalyonlarda ise iki kadın portresi yer almaktadır.

Aynı zamanda şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde de bir yarışma düzenlenir ve birinci olan kişi, tüm masrafları devlet tarafından karışlanmak üzere İtalya'ya Canonica'nın atölyesine anıtın yapımında çalışmak üzere gönderilir. 

Bu yarışmayı kazanan Sabiha Ziya, 21 yaşında bekar bir kadın olmasından dolayı bazı çevreler tarafından yurt dışına gitmesi istenmese de, dönemin Millî Eğitim bakanı Mustafa Necati'nin de desteğiyle İtalya'ya gönderilir.

Anıtın yan yüzlerinde olan kadın portrelerinin, yarışmayı kazanan maket üzerinde olmadığını, Sabiha hanımın Roma'ya gitmesinden sonra Canonica tarafından bu figürlerin eklendiğini söylemektedir.

Pietro CanonicaTaksim Meydanı'nın adının İstanbul'a suların bu meydandan taksim yapılması nedeniyle verildiğini öğrenerek anıtı bir havuz şeklinde tasarlamıştır.

Anıtın maketine göre; anıtın iki yanındaki yalaklara akan sular, anıt çevresindeki havuzda toplanacaktır. Ancak anıt havuz özelliğine sahip olamaz, çünkü Canonica ile yapılan anlaşmaya göre heykeltıraşa 6 taksit şeklinde yapılacak ödemenin son taksiti parasızlık yüzünden verilemez. Bu nedenle Cumhuriyet anıtı tamamlanmamış şekilde havuzsuz olarak kalır.


Mimarı (Kaide ve Çeşmeler): Giulio Mongeri.
Heykeltıraş (Bronz Heykeller): Pietro Canonica.

Özellikleri: Anıtın iki yanındaki mermer yalaklar ve ayna taşları, başlangıçta meydan çeşmesi olarak düşünülmüş ancak sonrasında su ögesi kullanılmamıştır.

Malzeme: Yeşil suza, kırmızı Verona mermerleri ve bronz kullanılmıştır.


Konum: Taksim Meydanı, Taksim, Beyoğlu İstanbul
Malzeme: Mermer, Bronz
Yükseklik 11 m (36 ft)

Başlangıç tarihi 1925
Tamamlanma tarihi 1928
Açılış tarihi 8 Ağustos 1928






TRT'NİN YASAKLI ŞARKILARI



TRT'NİN BAZI YASAKLI ŞARKILARI VE GEREKÇELERİ....

“Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe
/Sırf sana benziyor diye /Usulca sokulup ‘merhaba’ dedim
Leman Sam
Yayınlanmama gerekçesi: Türk kadını, hiç tanımadığı bir erkeğe selam veremez.

“Ada sahillerinde bekliyorum”
Gerekçesi: Menderes ve DP’lilerin yargılandığı Yassıada’yı akla getiriyor.

“Doldur be meyhaneci"
Adnan Şenses
Gerekçesi: Halkı içkiye sevk ediyor.

“… Söz dinlemez ormancı / Çekmiş kafayı / Aman ormancı”
Gerekçesi: Ormancıların devlet memurları olmaları nedeniyle, devlete yergi ve sitem yapılıyor.

Barış Manço’nun 4 şarkısı için yapılan denetimde ise, yayınlanmama gerekçeleri şöyle açıklanmış:
“Arkadaşım Eşek”
Eşek yerine “kuzu” kelimesinin daha sevimli olabileceği önerilmiş.

“Lambaya püf de”
Erotik öğeler içeriyormuş.

“Ölüm Allah’ın emri”
Parçanın girişinde çalınan, Türk Halk Müziği çalgısı zurnanın, bir pop şarkısında ne işi varmış?

“Bir bahar akşamı rastladım size” adlı Türk Sanat Müziği şarkısını, bir pop şarkıcısı söyleyemezmiş.

Aysel Gürel’in yazdığı “Gel gel sarışınım gel / Sezen Aksu”
Şarkının sözleri ahlâka aykırı imiş.

“Emrah / Cem Karaca”
Şarkı içinde geçen “ak memeler” kelimesi, tahrik edici imiş.

Özdemir Erdoğan’ın “İkinci Bahar” adlı şarkısının sözleri ahlaka aykırı bulunmuş.

Bulutsuzluk Özlemi grubuna ait “Güney’e giderken” şarkısı içinde geçen “solda güneş yükseliyordu” cümlesinde sol propagandası yaptığı iması sezilmiş.




🤗

İLGİNÇ BİLGİLER


Fareler kusamaz.
Yılanlar duyamaz.
Zürafalar yüzemez ve ses telleri yoktur.
Karıncalar uyumaz.
Kirpiler suda batmaz.
Kutup ayıları solaktır.
Sineklerin 5 gözü vardır.
Yunuslar gözleri açık uyur.
Develerin 3 kalbi vardır.
Filler zıplayamayan tek memelidir.
Istakozların kanı mavidir.
Kangurular geri yürüyemez.
Kelebekler tat alma işini ayaklarıyla yapar.
Sığırların 4 midesi vardır.
Kediler şeker tadını alamaz.
Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.
Baykuşlar, mavi rengi görebilen tek kuştur.
Timsahlar dillerini dışarı çıkaramaz.
Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.
Bir pire, kendi boyunun 150 katı yüksekliğe zıplayabilir.
İnsanlar 300 kemikle doğar, büyüdükçe bu sayı 206’ya düşer.
Sarışınların, esmerlerden daha fazla saçı vardır.
Kadınlar, erkeklerden 2 kat fazla göz kırpar.
İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.
Gözler açık hapşırmak imkânsızdır.
Hapşırınca kalp de dahil tüm vücut bir an durur.
Karıncaların koku alma yeteneği köpek kadar güçlüdür.
Hamamböcekleri kafası koptuktan sonra 9 gün yaşayabilir.




 

4 MAYIS ULUSLARARASI İTFAİYECİLER GÜNÜ



Dünya İtfaiye Günü her yıl 4 Mayıs'ta kutlanır ve dünya çapında profesyonel ve gönüllü itfaiyecilere adanmış önemli bir etkinliktir. Bu gün, itfaiyecilerin zorlu ve tehlikeli çalışmalarını, özverilerini, cesaretlerini ve başkalarını kurtarmak için hayatlarını riske atma isteklerini tanımaya yöneliktir.


Bayramın Tarihi

Dünya İtfaiye Günü, 1999 yılında Uluslararası İtfaiyeciler Derneği'nin kararıyla kurulmuştur. 4 Mayıs tarihi bilinçli olarak seçilmiştir. Bu tarih, 1900 yılında Avusturya'da kurulan Uluslararası İtfaiyeciler Derneği'nin kuruluşuyla ilişkilidir. O zamandan beri bu gün, itfaiyecilerin başarılarını ve mesleklerinin önemini vurgulayan yıllık bir etkinlik haline gelmiştir.


Bayramın Amacı

- Her gün başkalarının güvenliği için hayatlarını riske atan itfaiyecilerin emeklerini ve özverilerini takdir etmek.

- İtfaiyeci mesleği hakkında farkındalık yaratmak ve mesleklerinin toplum için önemini vurgulamak.

- İtfaiye hizmetleri personelini, gönüllü kurtarma ekiplerini ve hayat ve mal güvenliği konusunda çalışan herkesi desteklemek ve motive etmek.

- İtfaiyecilerin karşılaştığı zorluklara dikkat çekmek, güvenliklerini ve çalışma koşullarını iyileştirme ihtiyacını vurgulamak.


Dünya İtfaiye Günü Nasıl Kutlanır?

- Bu gün, farklı ülkelerde itfaiyeci mesleği hakkında farkındalık yaratmaya yönelik etkinlikler düzenlenir, örneğin sergiler, seminerler ve halka açık konferanslar.

- Birçok ülkede itfaiyecilerin başarılarını onurlandırmak için ödül törenleri ve resmi etkinlikler düzenlenir.

- Bazı bölgelerde, itfaiyeciler becerilerini sergiler ve vatandaşlara acil durumlarda nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğretir, örneğin yangın söndürme veya yangın sırasında nasıl hareket edilmesi gerektiği.

- İtfaiye istasyonları, meslek, zorluklar ve önemi hakkında daha fazla bilgi edinmeleri için ziyaretçiler için açık kapı günleri düzenler.


İlginç bir Gerçek

Dünya İtfaiye Günü, itfaiyecilerin günlük işlerinde karşılaştıkları tehlikeleri hatırlatmak için de bir fırsattır. Yangınlar, patlamalar, kimyasal kazalar ve felaketler, itfaiyecilerin hayat kurtarmak ve yıkımları engellemek için karşılaştıkları birçok tehditten sadece birkaçıdır.



4 MAYIS TAVUKLARA SAYGI ULUSLARARASI GÜNÜ




Uluslararası Tavuklara Saygı Günü (International Respect for Chickens Day) her yıl 4 Mayıs'ta kutlanmaktadır. Bu gün, endüstriyel hayvancılıkta tavukların ve civcivlerin durumuna dikkat çekmeyi ve bu kuşlara insancıl bir muamele yapılması gerektiğini vurgulamayı amaçlamaktadır.

Kim düzenliyor?

Bu gün, kuşların haklarını savunan ve onların refahı hakkında farkındalık yaratan United Poultry Concerns (UPC) organizasyonu tarafından kurulmuştur.

Kutlamanın hedefleri

Kutlamanın amacı şunlardır:

- Endüstriyel tavuk çiftliklerindeki tavukların yaşam koşulları hakkında farkındalık yaratmak

- Hayvanlara etik ve insancıl muamelenin teşvik edilmesi

- Vejetaryen ve vegan yaşam tarzlarının yaygınlaştırılması

- Tavukların hassas ve sosyal varlıklar olarak tanınması

Bu gün nasıl kutlanır?

Organizasyonlar ve bireysel aktivistler çeşitli etkinlikler düzenler:

- Eğitim kampanyaları ve seminerler

- Sosyal medyada bilgi yayma

- Tavukları savunmak için eylemler ve flash mob'lar

- Vegan mutfak etkinlikleri

- Tarım hayvanlarının yaşamını anlatan belgesellerin gösterimi

Neden tavuklar?

Tavuklar, gıda endüstrisinin "görünmeyen kurbanları" haline gelirler. Milyonlarca bu kuş, dar kafeslerde tutulur ve kesimhanelerde öldürülür. Bu gün, onlara karşı duyarlılığın ve tutumların değiştirilmesi gerektiğini hatırlatmak için bir fırsattır.

Diğer girişimlerle bağlantısı

Bu kutlama, Dünya Hayvanlar Günü ve Meatless Monday gibi diğer hayvan hakları günleriyle bağlantılıdır ve küresel hayvan hakları hareketini destekler.




ARADIĞIM KADIN


Erkekler asla akıllı kadın sevmez...

İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı.
Elini çantasına attı. Kurcaladı, kurcaladı. Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu.
Bir türlü bulamadı. Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından : Evde mi bıraktım acaba? İşte o an aradığım kadın bu dedim...

Pek çoğunuz Bruce Willes in 6. his filmini hatırlar.
'6. His filmini izledin mi?' dedim.
'Hayır ama çok övdüler' dedi.
'Bende filmin CD'si var, istersen vereyim izle, ben de çok beğendim' dedim.
'Şimdi izlersem bir şey anlamam, ilk 5 tanesini izlemem lazım önce' dedi.
Kesin bu kadınla evlenmeliyim dedim...

Evlenmeye karar verdiğim gün sorduğum 'Benden önce biriyle oldun mu?' sorusuna,
'Buraya gelmeden önce mi?' cevabını vererek içimi kuşkulara gark ettiği günlerde olmadı değil hani.

Aniden fenalaşan annesini apar topar hastanenin acil servisine kaldırdık, Ancak yarım saat sonra doktorun "Maalesef annenizi kaybettik" demesiyle Benim ki annesinin öldüğünü anlamadığı gibi topuklu ayakkabısını çıkarıp "ulan nasıl kaybedersiniz koca kadını daha demin buradaydı " deyip doktoru bir güzel dövmeye başlayınca, aha aradığım kesin bu dedim...

Geçen ramazan oruç tutmaya başladığında, sürekli bana 'Aşkım' diyen kadın gidip, yerine orucu bozulmasın diye bana 'Kanka' demeye başlayan kadın gelince ne kadar doğru kararı verdiğimi bir kez daha anladım...

Bir gün Silifke'ye gidiyoruz, önümüzde bir tır ve tırın üstünde 'Danger' yazısını okuyunca "Aşkım ne kadar aptallar var tanker yazacağına danger yazmışlar" deyip yol boyunca o yazıya, ben ona güldüm. İşte beni hep güldüren kadın nasıl evlenmeyeyim ben onunla...

En son bu gün, akşam yemeği için balık almaya gittiğimizde, kovanın içinde yüzüp çırpınan balıklara bakıp;
Bunlar taze mi? diye sordu,
Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı:
"Yok abla, pil takıp oynatıyoruz"
'Ya öyle mi? almayalım o zaman Nadir, bunlar bayattır' dedi.
İşte aradığım kadın.

Alıntı