3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



NOTA DAKTİLOLARI

 



Notaları satır-satır elle çizmenin ne kadar zahmetli olduğunu hayal etmek zor değil. Özellikle çok sesli eserlerde, her işareti doğru yere yerleştirmek saatler sürebiliyordu. İşte bu zorluğu azaltmak için 20. yüzyılın başlarında oldukça ilginç bir çözüm geliştirildi: müzik notası yazabilen daktilolar.

Bu makineler, klasik yazı daktilolarına benzese de tamamen farklı bir mantıkla çalışıyordu. Her tuş bir harfi değil; bir nota, sus işareti ya da müzikal sembolü temsil ediyordu. Tuşa basıldığında, ilgili işaret doğrudan beş çizgili portenin üzerine basılıyor ve böylece müzik metni adım adım oluşturuluyordu. Bu sayede besteciler ve kopyacılar, notaları çok daha hızlı ve düzenli bir şekilde yazabiliyordu.

En bilinen örneklerden biri 1930’lu yıllarda geliştirilen modellerdir. Özellikle Keaton adlı model, dönemi için oldukça gelişmiş bir sistem sunuyordu. Ancak bu makineler tek bir yıla ya da modele ait değildi; 1920’lerden 1950’lere kadar farklı versiyonları üretildi ve kullanıldı. Bu yüzden bir görsel için kesin bir tarih vermek çoğu zaman mümkün olmaz.

Yine de bu cihazlar, müzik yazım tarihinde önemli bir geçiş noktasını temsil eder. Elle yazımdan daha düzenli, matbaaya göre ise daha hızlı bir ara çözüm sunmuşlardır. Günümüzde bilgisayar yazılımlarıyla saniyeler içinde yapılabilen notasyon işlemleri, o yıllarda böyle mekanik sistemlerle gerçekleştiriliyordu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, bu makineler sadece bir araç değil; aynı zamanda müziğin yazıya dökülme sürecinde insanın pratik çözümler üretme çabasının somut bir örneği olarak görülür.

Dünya Gözüme Kaçtı


(Alıntıdır.)


NOEL




Noel arifesi tatili, her yıl 24 Aralık'ta kutlanan ve Hristiyan dünyasında Noel Günü'nden (25 Aralık) önceki geceyi ifade eden özel bir gündür. Bu gün, İsa Mesih’in doğumunun kutlandığı Noel’in hemen öncesine denk geldiği için dini, kültürel ve ailevi açıdan büyük önem taşır. Noel arifesi, birçok ülkede resmi tatil olmasa da, özellikle Batı dünyasında iş yerlerinin erken kapanması, ailelerin bir araya gelmesi ve çeşitli geleneklerin uygulanmasıyla kutlanır.


Noel Arifesinin Dini Anlamı
Noel arifesi, Hristiyanlık inancına göre İsa’nın doğumunun hemen öncesindeki geceyi simgeler. Bu nedenle birçok kilisede gece yarısı ayinleri düzenlenir. “Gece Ayini” ya da “Midnight Mass” olarak bilinen bu törenler, özellikle Katolik ve Ortodoks mezheplerinde büyük önem taşır. Ayinlerde ilahiler söylenir, İncil’den bölümler okunur ve İsa’nın doğumu kutlanır.

Kültürel ve Ailevi Gelenekler
Noel arifesi, birçok aile için yılın en önemli zamanlarından biridir. Bu özel gece, aile bireylerinin bir araya gelerek birlikte yemek yemesi, hediye alışverişi yapması ve çeşitli gelenekleri yaşatmasıyla geçer. Bazı ülkelerde hediyeler Noel sabahı yerine Noel arifesi akşamı açılır. Ayrıca çocuklar için Noel Baba’nın gece gelip hediyeleri bırakacağına inanılır; bu nedenle çocuklar genellikle yatmadan önce Noel Baba için süt ve kurabiye bırakırlar.

Yemek ve Kutlama Gelenekleri
Noel arifesi yemeği, ülkelere ve kültürlere göre değişiklik gösterir. Örneğin, Polonya’da geleneksel olarak 12 çeşit yemekten oluşan bir akşam yemeği hazırlanır. İtalya’da ise “Yedi Balık Yemeği” (Feast of the Seven Fishes) adı verilen deniz ürünleri ağırlıklı bir menü tercih edilir. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ise hindi, patates püresi ve çeşitli tatlılar yaygındır.

Noel Arifesinin Küresel Kutlamaları
Noel arifesi, sadece Batı dünyasında değil, Hristiyan nüfusun bulunduğu birçok ülkede de kutlanır. Almanya’da “Heiligabend”, İspanya’da “Nochebuena”, Fransa’da “Réveillon de Noël” olarak adlandırılır. Her ülkenin kendine özgü gelenekleri olsa da, ortak tema aile, birliktelik ve paylaşım duygusudur.

Modern Uygulamalar
Günümüzde Noel arifesi, dini anlamının yanı sıra seküler bir tatil olarak da kutlanmaktadır. Alışveriş merkezleri, sokaklar ve evler ışıklarla süslenir, Noel şarkıları çalınır ve insanlar birbirlerine iyi dileklerde bulunur. Ayrıca televizyonlarda özel programlar ve klasik Noel filmleri yayınlanır.

Noel arifesi tatili, hem dini hem de kültürel yönleriyle yılın en anlamlı ve duygusal zamanlarından biri olarak kabul edilir. Aile bağlarını güçlendiren, paylaşımı teşvik eden ve umut dolu bir atmosfer yaratan bu özel gün, dünya genelinde milyonlarca insan tarafından coşkuyla kutlanır.




SARIKAMIŞ HAREKÂTI




Sarıkamış Harekâtı, I. Dünya Savaşı sırasında, 22 Aralık 1914 ve 6 Ocak 1915 arasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında Sarıkamış ve çevresinde (Oltu, Narman, Penek, Horasan, Bardız, Mecingirt, Karaurgan, Divik) gerçekleşen muharebeler olup Osmanlı İmparatorluğu'nun askerî taktik hatalarıyla başarısızlıkla sonuçlanan bir askerî girişimdir.


WİKİPEDİA

NARDUGAN

 

HZ. İSA'DAN YÜZLERCE YIL ÖNCE KUTLANAN

"NARDUGAN BAYRAMI"

Nardugan Hz. İsa'’dan yüzyıllar öncesinden Orta Asya'da kutlanan bir Türk yeni yılı kutlama bayramıydı. “Türklerde yılbaşı 31 Aralık değildir, Türklerde yılbaşı, 21 Aralığı 22 Aralığa bağlayan gecedir. Her şeyden evvel şunu ifade etmek gerekir ki, o tarihlerde, binlerce sene önceden, Türk toplumunda, Türk boylarında, bir tarih duygusu var.

21’i gecesi, günlerin en kısa, gecelerin en uzun olduğu gecedir. Ve inanç odur ki Türk toplumunda, gökte iyiyle kötü, aydınlıkla karanlık bir savaş içerisindedir.

Bu savaş o gece aydınlığın galebesiyle son buluyor, aydınlıklar karanlığa hâkim oluyor ve günler uzamaya başlıyor.

‘Nar’ güneştir. ‘tugan/doğan’, ‘doğan’; “Nardugan”/ ‘doğan Güneş’tir. Bazı boylarda bu “Nartugan” başka şekillerde ifade edilebiliyor, ama sonuç olarak şudur ki, günler artık uzamaya başlamıştır, kötülükler gitmiştir, karanlık gitmiştir, onun yerine iyilikler ve barış gelmiştir, aydınlıklar gelmiştir.

Peki ne yapıyordu Türkler o zaman Orta Asya’da ?

Türkistan’da yetişen bir çam var; ‘akçam’. ‘Hayat ağacı’ denilen ağaç.  Rivayet olunur ki, onun kökleri, yerin göbeğine, merkezine kadar gitmiştir, dalları da arşa kadar çıkmıştır.

Bunun tepesinde de ak sakallı birisi yaşamaktadır. Bu, insanlara hediyeler dağıtır, Nardugan, her şeyden önce bir Türk geleneğidir. Türkler güneşe tapmaz; kutsaldır, ama güneşe tapmaz.

Çünkü Noel Baba denilen kişinin yaşadığı iddia edilen yıllardan yüzyıllar öncesinde Orta Asya'da ''Ayaz Ata'' ve ''Kar kız'' hikayesi vardı.

Ayaz Ata Türk Mitolojisine göre kışın soğukta ortaya çıkan, kimsesizlere ve açlara yardım eden, garipleri sevindiren bir efsaneydi.

Türklerin eski inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir ''akçam ağacı'' bulunuyor. Buna ‘hayat ağacı’ deniliyor.

Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliyoruz.

Türklerde güneşin çok önemli olduğu biliniyor. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 21 Aralık’ta gece-gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.

İşte bu güneşin zaferi, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle ‘akçam ağacı’ altında kutluyor. Güneşin yeniden doğuşu, bir ''yeni doğum'' olarak algılanıyor.

Akçam eski Türkler' de dünyanın merkezindeki kutsal yaşam ağacıdır. Anadolu halı ve kilim desenlerinde vardır.

Nardugan’da insanlar evlerini temizler, en iyi elbiselerini giyerdi. Ağacın etrafında dans edip şarkı söylerler, yaşlılar ziyaret edildi.

Aileler bir arada olur, özel yemekler yenirdi.

Hz. İsa’nın yaşadığı topraklarda çam ağacı yetişmezdi ve Türklerin Avrupa’ya geçişi ile Hıristiyanlar tarafından Türklerden alınmıştır.

Ayaz Ata ve Kar Kız…

Özbeklerde Ayoz Bobo,

Kırgızlarda Ayaz Ata (Аяз Ата)

Kazaklarda Ayaz Ata (Аяз Ата),

Azerbaycan Türklerinde Şahta Baba,

Tatarlarda Qış Babay,

Başkurtlarda Kış Babası olarak bilinir ve ‘Kar Kızı’ adında bir de kızı veya torunu vardır.

 

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı

Alıntıdır.







NE SÖYLEMİŞLER

 


“Nükleer enerjinin bir gün elde edilebileceğine dair en ufak bir gösterge   bile bulunmuyor. Bu, atomu istediğimiz gibi parçalayabileceğimiz anlamına   gelirdi."

 Albert Einstein - 1932

 

"Petrol çıkarmak için kuyu açmak mı? Yani toprağı delip petrol aramaktan      söz ediyorsun?  Sen delisin!"

Edwin L.Drake'ın bazı kuyu açıcılara iş teklifi götürdüğünde, onlardan   aldığı cevap – 1859

 

"Gelecekteki bilimsel ilerlemeler ne olursa olsun, insanlık Ay'a asla   ulaşamayacaktır."

Dr.Lee De Forest, vakum tüpünün kâşifi ve televizyonun babası.

 

“Ameliyatlarda acının dindirilmesi aptalca bir hayaldir. Onu aramaya   çalışmak saçmalıktır. Ameliyatlardaki bıçak ve acı hastaların zihninde   ebediyen birlikte yaşayacak iki kelimedir."

Fransız, Dr.Alfred Velpeau – 1839

 

"İyi bilgilenmiş kimseler bilirler ki, sesi teller üzerinden nakletmek   imkansızdır, bu mümkün olsa bile böyle bir şeyin pratik bir değeri   olamaz."

Boston Post gazetesinden bir editör - 1865


"Hiçbir işe yaramazsın, oğlum. Sen git kamyon sürücülüğüne dön!"

Grand Ole Opry'nin menajeri Jimmy Denny ilk performansından sonra Elvis   Presley'e söylemiş - 1954

 

"Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi."

Charles H. Duell, Amerikan Patent Dairesi Başkanı – 1899

 

"Uçaklar hoş oyuncaklar. Ama askeri bir değerleri yok."

Mareşal Ferdinand Foch, I.Dünya Savaşı'nda Fransız Orduları Başkomutanı -   1911

 

"Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her   akşam   böyle bir kutuyu istemez."

Daryik F. Zanuck, Twentieth Century Fox'un başkanı - 1944

 

"Bilgisayarlar gelecekte belki sadece 1,5-ton ağırlığında olacaklar."

Popular Mechanics Dergisi – 1949

 

"Atlar her zaman kullanılacaktır. Otomobil ise ancak geçici bir moda   olabilir."

Henry Ford'un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği konusunda   ekspertiz veren bir banka müdürü - 1903

 

“Denizaltıların savaşta ne işe yarayabileceğini anlayamadım. En   fazlasından

mürettebatın boğularak, ölmesine sebep olabilir."

H. G. Wells, yazar - 1901

 

"Radyonun geleceği yok"

Lord Kevin - İskoçyalı fizik alimi

 

"Artistlerin konuşmalarını kim duymak ister ki?"

Harry M. Warner, film endüstrisi yöneticisi. O sıralarda yeni icat edilen   sesli film hakkında – 1927

 

"Sound'larını beğenmedim, ayrıca gitar gruplarının modası geçti."

Decca Record Plak Firmasının bir yöneticisi. Beatles hakkında - 1962

 

"İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için herhangi bir neden   göremiyorum."

Kenneth Olsen, Digital Equipment Corp.'un (bir bilgisayar firması) başkanı   -   1977





TOPRAK GÜNÜ

 



Gezegenimizin hayatta kalması, toprakla olan değerli bağa bağlı. Yiyeceklerimizin yüzde 95'inden fazlası topraktan geliyor. Ayrıca, bitkiler için gerekli olan 18 doğal kimyasal elementin 15'ini sağlarlar.

Ancak, iklim değişikliği ve insan faaliyetleri karşısında, topraklarımız bozuluyor. Erozyon doğal dengeyi bozar, suyun sızmasını ve tüm yaşam biçimlerinin erişimini azaltır, ayrıca gıdadaki vitamin ve besin seviyesini düşürür.

Sürdürülebilir toprak yönetimi uygulamaları, erozyon ve kirliliği azaltmak, su sızması ve depolamasını artırmak için gereklidir. Ayrıca toprak biyolojik çeşitliliğini korur, verimliliği artırır ve karbon tutumuna katkıda bulunur; iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir rol oynarlar.

Ama toprağı düşündüğümüzde, onu neredeyse her zaman kırsal ve doğayla ilişkilendiririz. Kentsel toprakların da temel olduğunu nadiren düşünürüz.

Bu Dünya Toprak Günü 2025, "Sağlıklı Şehirler İçin Sağlıklı Topraklar" temasıyla kentsel peyzajlara odaklanıyor. Asfalt, binalar ve sokakların altında, geçirgenlik ve bitki örtüsü halinde yağmur suyunu emmeye, sıcaklığı düzenlemeye, karbon depolamaya ve hava kalitesini iyileştirmeye yardımcı olan toprak bulunur. Ancak çimento ile kapatıldığında bu işlevleri kaybeder ve şehirler sel baskına, aşırı ısınmaya ve kirliliğe karşı daha savunmasız hale gelir.

Bu nedenle, bu gün herkesi—politika yapıcılardan vatandaşlara kadar—kentsel alanları sıfırdan yeniden düşünmeye, daha yeşil, daha dayanıklı ve sağlıklı şehirler inşa etmeye davet ediyor.

Dünya Toprak Günü (WSD), sağlıklı toprağın önemine dikkat çekmek ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini savunmak amacıyla her yıl 5 Aralık'ta düzenlenmektedir.

2002 yılında Uluslararası Toprak Bilimleri Birliği (IUSS) tarafından toprağı kutlamak için uluslararası bir gün önerilmiştir. Tayland Krallığı liderliğinde ve Küresel Toprak Ortaklığı çerçevesinde, FAO WSD'nin küresel bir farkındalık artırıcı platform olarak resmi olarak kurulmasını desteklemiştir. FAO Konferansı, Haziran 2013'te Dünya Toprak Günü'nü oybirliğiyle onayladı ve 68. BM Genel Kurulu'nda resmi olarak kabul edilmesini talep etti. Aralık 2013'te BM Genel Kurulu, 5 Aralık 2014'ü ilk resmi Dünya Toprak Günü olarak ilan ederek yanıt verdi.

TÜRKÇE

Urla Cooking Class.

İsmini taşıyan mekânın önünden geçerken, birden şeytan dürtüyor, giriyorum içeri.
Beni kibar bir biçimde karşılayan çalışana soruyorum:

-Müşterileriniz genelde İngiliz sanırım.
- Hayır efendim, hiç İngiliz müşterimiz yok...

- Ben İngilizce bilmiyorum, anlamı nedir levhada yazanın?
-Yerel değerleri geleceğe taşımayı hedefliyor mekânımız.

- İngilizce levhasıyla mı taşıyacak? İngilizce olunca daha mı çekici oluyor, yerel tatlar deseydiniz kimse gelmez miydi mekana?

Sözlerim karşısında, verecek cevap bulamayan genç, boş gözlerle bakıyor bana...

Mekânların istisnasız, hepsinin sahipleri
Türk ve Türkçe konuşuyor...
Müşterilerin hepsi Türk ve Türkçe konuşuyor...
Ama levha Flemenkçe...
Meselâ... LİET URLA
Neymiş efendim? Sahibi bir süre Kuzey Avrupa'da yaşamış... LİET "Sevgilim" demekmiş.
Burası Kuzey Avrupa değil ki!...
Oysa "SEVGİLİM URLA" deseydi ismine,
en önce kendim gider, sonra da bütün misafirlerimi götürürdüm..

Alerjim var yabancı isimli her mekâna...
Urla doğasıyla, yatay yerleşim biçimiyle,
İzmir'e yakınlığıyla bir çekim merkezi son yıllarda.
Kültür emperyalizmi, en küçük kasabalarımızın bile damarlarına zerk edildi, edilmeye devam ediyor...
Adından en çok söz ettiren gastronomi bölgesi olmaya aday kuşkusuz Urla...
Gastronomi turizmi merkezi yapma gayretleri var...

Çok iyi de...
Urla'nın katmeri varken, neden Urla'nın "trattoria'sı Vino Lokale, öne çıkıyor...
İtalya değil ki burası...
İtalya gastronomi turizmi yaparken,
katmer yapıyor mu?

Hadi vazgeçtim...
Pizza yaptın da bari adını Türkçe koy...

Urla Zeytin Otel'e çok yakınım...
Two Rooms Hotel'e çok uzak...

Köstem Zeytinyağ müze ve lokantasına
çok yakınım...
Leone Patisserie -Boulangerie Urla'ya
çok uzak...

Adını bahçesinde yetişen, mor nar ağacından alan
NARIMOR dururken...
MİTERA ne oluyor Allah aşkına?

Horbour Teracce.& Bistro ...
Myhouse Butik Otel..
Maison Vourla Hotel....
Art Desing Otel...
La pena Pizza &Tapas...
İskele Berlin's...
Manej...

Sanmayın ki yukarıda yazılanlar İtalya'da, İngiltere'de, Fransa'da...
Hepsi Urla'da...

Siz bir şey anladınız mı?
Ben anladım...
Dilimiz kayboluyor. Dilini kaybeden ülkeler, zamanla her şeyini kaybeder.
Türkçe dil bayrağımız bizim...

Hanımlar...Beyler...
Burası, ne İtalya...
Ne Fransa... Ne İngiltere...
Burası Türkiye, Urla...

Gastronomi turizmi, dilini yok sayarak yapılmaz...
Tam tersine özüne sahip çıkarak yapılır.
Ünlü bilim insanlarımızdan ve ana dil Türkçemiz konusunda hassasiyetleri olan OKTAY SİNANOĞLU der ki:

"TÜRKÇE GİDERSE, TÜRKİYE GİDER!.."

Naciye Akay, Urla

(Alıntıdır.)

SATÜRN



Satürn halkaları olan tek gezegen değildir fakat kesinlikle en güzelidir. Gördüğümüz halkası bir grup küçük halkaların birleşmesinden oluşur. Bu, halkalar buz ve kaya parçalarından meydana gelir. Jüpiter gibi Satürn’de çoğunlukla hidrojen ve helyumdan oluşur

Galileo Galilei 1600’lerde teleskopu ile Satürn’ü gördüğünde neye baktığına emin olamadı. İlk başta üç tane gezegene veya kulakları olan bir gezegene baktığını düşündü. Fakat şimdi o kulakların Satürn’ün halkaları olduğunu biliyoruz.
Satürn tıpkı Jüpiter gibi bir gaz devidir ve çoğunlukla hidrojen ve helyumdan oluşur. Yoğun bir atmosferi vardır. Satürn halkaları ile meşhurdur. Bu gezegen aralarında boşluklar olan 7 tane halkaya sahiptir. Satürn’de 1 gün, 10.7 saat sürer. 1 Satürn yılı, 29 Dünya yılına eşittir.
Satürn’ün 53 tane uydusu vardır. 29 tane de hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacımızın olduğu uydusu vardır.
Satürn teleskop olmadan da görülebildiği için antik zamanlardan beri bilinir. Gelişen teknoloji ile birlikte zaman içinde 4 robotik uzay aracı Satürn’ü ziyaret etmiştir. Bunlar; Pioneer 11, Cassini, Voyager 1 ve 2 uzay araçlarıdır.
Kaynak NASA

HAÇİKO

 



1924 yılında Tokyo Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde görev yapan Japon profesör Dr. Hidesaburo Ueno, küçük bir köpek yavrusu buldu.

Profesör Ueno, köpeğin adını Japoncada "sekizinci" anlamına gelen Haçiko adını koydu.

Safkan akita cinsi beyaz bir erkek olan Haçiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya kadar yürüyen sahibine eşlik etti.

Metronun dış kapısına kadar getirdiği sahibini uğurladıktan sonra da eve döndü.

Çok geçmeden bir akşam üniversite dönüşünde metronun çıkışında Profesör Haçiko'yu kendisini beklerken gördü ve çok şaşırdı.

Bu akıllı köpek sahibinin eve dönüş saatlerini hesaplayarak ve aynı yolu kullanacağını düşünerek metronun önüne gitmişti.

 

Ondan sonraki bir yıl boyunca, Haçiko her sabah sahibini metroya kadar götürdü, her akşam iş çıkışında da metronun önünde karşıladı.

Hiç saatini şaşırmadı.

 

Ama bir akşam metrodan çıkmadı profesör.

Haçiko gözleri metronun kapısında gece boyunca bekledi.

Bir sonraki akşam yine yoktu profesör.

Üçüncü akşam metrodan yine çıkmadı. Üniversite'de kalp krizi geçirip ölmüştü profesör.

 

Haçiko her akşam ''sahibim metrodan gelecek'' diye inatla bekledi.

Haftalar, aylar boyunca her akşam Tokyo metrosunun Shibuya İstasyonu’nun kapısına gitti. Haçiko tam 9 yıl boyunca sahibinin gelmesini bekledi.

11 yaşındayken metronun kapısında öldü. (1935)

 

Bugün Tokyo'ya gidenlerin Shibuya istasyonunun kapısında karşılaştığı köpek heykeli Haçiko'dur. Japonlar, sadakat ve insan-hayvan ilişkisinin sembolü olarak ölümünden hemen sonra 9 yıl boyunca sahibini beklediği yere Haçiko'nun heykelini diktiler.

 

II. Dünya Savaşı'ndan sonra da unutmadılar ve savaş sırasında tahrip olan heykelin yerine 1948'de yenisini diktiler.

Çok sevdiği sahibiyle mezarları yan yanadır.

 

Bugün Shibuya İstasyonu’nun o kapısı Haçiko çıkışı olarak biliniyor ve Tokyo'nun en önemli buluşma merkezlerinden biridir.

Her yıl Haçiko'nun ölüm yıldönümü olan 8 Mart gününde birçok hayvansever heykelin önünde buluşurlar.

 

Haçiko'nun hikâyesi 1987 yılında bir Japon filmine de konu oldu.

Türkiye'de de Japon filmleri Festivali’nde gösterildi. Yaşanmış bu köpek hikâyesinin Hollywood versiyonu da çekildi ve Haçiko'nun sahibi Profesörü Richard Gere canlandırdı.

KİTAPLAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

 

1-Dünyanın En Uzun Cümlesi

SEFİLLER (Victor Hugo) 1862 yılında Fransız yazar Victor Hugo’nun yazmış olduğu Sefiller adlı romanın en önemli dünya klasikleri kitapları arasında yer aldığını hemen hepimiz biliyoruz. Romantik akımın öncülerinden olan Victor Hugo tarafından kaleme alınan Sefiller, romanı birçok filme, müzikale ve tiyatroya da konu olmuştur. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığının öğrencilere önerdiği 100 temel eser arasında yer alan Sefiller kitabının enler arasına girmesini sağlayan en büyük özelliği kitabın üçüncü bölümünde, üç sayfa uzunluğunda cümle olmasıdır. Bu nedenle toplamda 823 kelimeden oluşan bu cümle, bu zamana kadar yazılmış en uzun cümle olarak kabul edilmiştir.

 

2-Dünyadaki En Uzun Roman

1649 ve 1653 yılları arasında yayınlanan Artamene ou le Grand Cyrus isimli kitap bu zamana kadar yazılmış en uzun roman 13.095 sayfadan 10 ciltten oluşmakta ve toplamda 2 milyona yakın kelime içermektedir. Bugüne kadar yazılan en uzun roman unvanına sahip olan kitap Fransız yazarlar Madeleine de Scudery ve Georges de Scudery tarafından kaleme alınmıştır.

 

3-İçinde Hiç “E” Harfi Bulunmayan Kitap

Kitaplar hakkında ilginç bir bilgi daha vermeden önce kısa bir bilgi daha vermek istiyorum. İstatistiklere göre, okuduğumuz her 6 harften birisi e harfi içermektedir. Hal böyle olunca çok sık kullanılması gerekiyor öyle değil mi? 1939 yılında Ernest Vincent Wright tarafından kaleme alınan Gadsby isimli kitapta “e” harfi hiç yok. Yanlış duymadınız, 50.110 kelimelik kitabın en ilginç özelliği de hiçbir kelimesinde “e” harfinin kullanılmamasıdır.

 

4-Dünyanın En Pahalı Kitabı

Bu zamana kadar satılan en pahalı kitap, Leonardo Da Vinci’ye ait ve kendi el yazması kitabı olan Codex Leicester, 48,4 milyon dolara Bill Gates tarafından satın alınmıştır. Dünyadaki en büyük bilim adamı ve dehası olan Leonardo Da Vinci kitabında; suyun hareketi, astronomi, jeoloji ve hidrolik alanında yapmış olduğu çalışmaları konu edinmiştir.

 

5-Dünyanın En Büyük Kitap Hırsızlığı

Stephen Blumberg tarafından bu zamana kadar bilinen en büyük kitap hırsızlığı yapılmıştır. Tıptaki adı ile bibliomania yani kitap biriktirme hastalı olan bu adam, 23.000 kitabı 268 kütüphaneden çalmıştır. Blumberg in çalmış olduğu bu kitapların değerinin ise yaklaşık 20 milyon dolar olduğu tahmin edilmektedir.

 

6-İnsan Derisi ile Yapılmış Kitaplar

Dünyanın en büyük kütüphanelerinde ya da çok ünlü müzelerde sergilenen bazı kitapların değerinin milyonlarca dolar olduğunu duyarız. Bu eski kitapların bu kadar kıymetli ve özel olmasının altında tabi ki birçok neden yatmaktadır. Öncelikle belirtelim ki ilk basım olmaları zaten bu kitapları bir mücevher değeri ile eş tutmaktadır. Diğer bir neden ise kitabın yapıldığı malzemedir. Yapılan bir araştırmaya göre 17. yüzyılda insan derisiyle kitap kaplama sanatı varmış ve Anthropodermic bibliopegy adı verilen bu sanat genellikle anatomi kitapları için uygulanmaktadır. çoğunlukla tıp derslerinde kullanılan kadavraların derileri yüzülerek, anatomi kitaplarını kaplamada kullanıldığı tahmin edilmektedir. Günümüzde ise Harvard Üniversitesinin Kütüphanesinde, insan derisi ile ciltlenmiş 3 kitap bulunmaktadır. Kitapların biri Roma şiirlerini içeriyor, diğeri Fransız felsefesini konu alırken sonuncusu ise, Orta çağ İspanya hukuku hakkında bilgi vermektedir. özellikle 1600’lü yıllarda yazılan İspanya hukuku hakkında da bilgi veren kitap içerisinde yer alan ve tüyler ürperten şatır ise şu şekildedir: “Bu kitabın kaplanması, 4 Ağustos 1632’de Wavuma tarafından, henüz canlıyken derisi yüzülen sevgili arkadaşım Jonas Wright’tan geriye kalan tek şey. Kral Mbesa bana bu kitabı verdi ki bu kitap da zavallı Jonas’ın sahip olduğu birkaç şeyden biriydi; şimdi onun üzerini derisi kaplıyor. Huzur içinde yatsın.”

 

7-En Fazla Yabancı Dile Çevrilen Kitap

1943 yılında Antoine de Saint-Exupery’in yayınladığı Küçük Prens’i sanırım okumayan kalmamıştır. Bütün zamanların en çok okunan ve en iyi kitapları arasında yer alan Küçük Prens, Le Monde’un Yüzyılın 100 kitabı listesinde de yer almaktadır. Her yaş grubuna hitap eden kitap, bu zamana kadar toplamda 253 ayrı dil ve lehçeye çevrilmiştir. Küçük Prens’i de yine bir masal kitabı olan Pinokyo takip etmektedir.

 

8-Eserleri En Fazla Çevrilen Yazar

Agatha Christie’nin oluşturmuş olduğu dedektif Hercule Poirot karakteri ile, nefesleri kesen polisiye romanları yazan yazarın kitapları dünyanın her yerinde okunmaktadır. 1932 yılından bu yana UNESCO’nun oluşturduğu veri tabanına göre, Agatha Christie kitaplarının toplamda 7233 çevirisi yapılmıştır.

 

9-Daktilo ile Yazılan İlk Kitap

Mark Twain’e ait olan Tom Sawyer’in Maceraları (The Advebtures of Tom Sawyer) isimli çocuk kitabı, dünya edebiyatında daktilo ile yazılan ilk kitaptır. Amerikan Edebiyatında unutulmaz mizah yazarlarından olan Mark Twain, Remington markasının, daktilo satın alan ilk müşterisi olarak bilinmektedir. Bu nedenle o dönemde yazdığı kitapların bir kısmını bu daktilo ile yazıldığı düşünülse de daktilo kullanarak yazdığı ve bilinen ilk romanı Tom Sawyer’in Maceraları isimli kitabı olmuştur.

 

10-En Eski Yemek Kitabı

Milattan önce 1750 yılında tarihe bilinen ilk en eski yemek kitabı yazılmıştır. Hammurabi Dönemine denk gelen kitap Babil Yazıtları ya da Babil Yemek kitabı gibi isimlerle yazılmıştır. toplamda 25 yemek tarifi bulunan kitap iki tablet şeklinde hazırlanmıştır. Bu tariflerin genelinde ise; sığır, domuz, keçi, koyun, geyik, kümes hayvanları, incir, hurma, üzüm ve elma gibi gıdalara yer verilmektedir. Kitapta yemeklerin yapılışı ve ölçüleri hakkında herhangi bir bilginin olmadığı sadece yemeklerin malzemelerinden bahsedildiği görülür.

 

11-Tarihte Bilinen İlk Matbaa

İlk Matbaa Çinliler tarafından kullanılmıştır. Ağaç oyma ve presleme tekniğine göre çalışan matbaa Milattan sonra 593 yılında Çinliler tarafından yapılmıştır. Kısacası dünyada yapılan ilk matbaa makine düzenine göre çalışmıyordu. 1040 yıl civarında ise harflerin tek tek yazılıp kullanılması da Çinliler tarafından yapılmıştır.

 

12-Gelmiş Geçmiş En Çok Satan Kitap

Charles Dickens Tarafından 1859 yılında yayınlanan İki Şehrin Hikayesi adlı roman gelmiş geçmiş en çok satılan kitap olmuştur. Yaklaşık 200 milyon satış oranına ulaşan kitabın orijinal adı ise; A Tale of Two Cities’tir. Konusu Fransız Devrimi esnasında geçen olaylarda oluşan kitap İngilizce olarak basılmıştır. İki Şehrin Hikayesi, tüm zamanların en çok satan edebi eseri olmuştur.

 

13-Çalınmasın Diye Zincirlenen İlk Kitaplar

İlk kitaplar kütüphanede çalınmasın diye kilitlenerek zincirleniyormuş. Bunun nedeni ise kitapların çalınma korkusuymuş. Yani o dönemin zor şartları düşünüldüğü zaman kitap basmak ya da yazmak kim bilir ne kadar emek ve masraf isteyen bir işti. Bundan dolayı kütüphanelerde bekleyen kitaplar çalınma riskine karşı zincirlenmekteydi.

 

14-En Uzun Sürede Yazılan Kitap

Genellikle bir solukta okuduğumuz, hatta daha uzun olsaydı dediğimiz kitapların bazıları birkaç günlük iken bazıları ise yıllar süren bir yazım serüvenine sahiptir. J. R. R. Tolkien tarafından tam 16 yılda yazılan Yüzüklerin Efendisi dünyanın en uzun sürede yazılan kitaplarında yer almaktadır.

 

15-Dünyada En Kısa Sürede Yazılan Kitap

ve şimdi de ardından en kısa sürede yazılan kitaba da yer vermek istedik. Çocuk kitapları arasında yer alan ve en çok sevilen Çizgili Pijamalı Çocuk, sadece iki buçuk günde yazılmıştır. Dünyanın en kısa sürede yazılan romanı sıralamasında başta gelen kitap John Boyne tarafından kaleme alınmıştır.

 

16-Dünyadaki İlk Kütüphane

Dünya tarihinde bilinen ilk kütüphane Sümerlere aittir. 2600 yıllarında, Sümerlere ait tapınaklarda çivi yazısı kullanılarak yazılmış tabletler bulunmakta idi. Dönemin ticari faaliyetlerinin, Hükümet belgelerinin yazıldığı bu tabletler arşivlenerek saklanmakta idi. Ve bu arşivler ise kütüphanenin temelleri olarak kabul görmüştür.

 

(Alıntıdır.)