3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



ÜLKÜ TAMER

 



Ülkü Tamer (20 Şubat 1937, Gaziantep - 1 Nisan 2018, Bodrum, Muğla), Türk şair, gazeteci, oyuncu ve çevirmen.

1950'li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biridir. Yetmişin üstünde kitap çevirmiş, şiir antolojileri hazırlamıştır.

Akciğer kanseri tedavisine devam etmekteyken 1 Nisan 2018 tarihinde Bodrum, Muğla'daki evinde rahatsızlanarak öldü.


KIRANLARA SELAM OLSUN

 

Selam olsun dağa taşa

Yaranlara selam olsun

Ormandaki kurda kuşa

Cerenlere selam olsun

Dünya üstü kara zindan

boynumuzda yağlı urgan

Yolculardan hancılardan

Soranlara selam olsun

Ölüm canın has yoldaşı

Diken gülün gönül eşi

Kar altında deniz düşü

Kuranlara selam olsun

Kağıdımız çaput bizim

Kefenimiz bulut bizim

Mesleğimiz umut bizim

Kıranlara selam olsun

Ülkü Tamer




SALAH BİRSEL

 


Ahmet Salahattin Birsel (14 Kasım 1919, Balıkesir - 10 Mart 1999, İstanbul), Türk şair ve deneme yazarı.

Uzun yıllar İzmir, İstanbul ve Ankara'da yaşadıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin felsefe bölümünden mezun olduktan sonra müfettişlik, kitaplık ve basımevi müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. Aynı zamanda Türk Dil Kurumu yönetim kurulu üyeliği yaptı. Oyuncu İhsan Devrim ve yazar Burhan Arpad'la birlikte 1940'lı yıllarda ABC Kitabevi'ni kurdu.

Salâh Birsel, 10 Mart 1999'da kalp krizinden İstanbul'da öldü.


GÜZİN'İN GENÇLİK YILLARI

Ben Güzin' i düşünürken

Güzin' in de düşündükleri vardı

İnce inceydi parmakları

Minnacık bir yüzü vardı

Güzin' in aklında

Atlar arabalar

Daha başka erkekler

Başka hayatlar vardı

Güzin' in kedileri vardı

Benim gibi okşanmak isteyen

Ama sevdanın adı geçsin

Güzin kaşlarını çatardı

Güzin masalların da Güzin' i

Şehzadeler Güzin' in şehzadeleri

Büyük bir defter tutar

Güzin' in hayalleri

Ben odada otururken

Güzin' in de oturduğu odalar vardı

Kendisine ait bir yatağı

Kendi uykuları vardı

CEMAL SAFİ

 



Cemal Safi (15 Ekim 1938, Samsun - 17 Nisan 2018, Ankara), Türk şairdir.

Şairin bu güne kadar 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere Zekai Tunca, Selçuk Tekay ve Candan Erçetin gibi sanatçı ve besteciler tarafından 150 civarında şiiri bestelendi.

Safi, Türk Dil Kurumu tarafından, 2003 Türk Dil Bayramı'nda Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirildi. 2004 yılında Mihai Eminescu adına düzenlenen Eminescu madalyası aldı. Şiirleri İtalyanca, Rumence ve Arnavutçaya tercüme edildi.

Beyin damar hastalığına bağlı solunum yetmezliği nedeniyle 2017 yılı Ekim ayında hastaneye kaldırılan şair, uzun süre tedavi gördüğü hastanede 17 Nisan 2018 tarihinde öldü. 20 Nisan 2018 tarihinde Pursaklar mezarlığında defnedildi.



YA EVDE YOKSAN

Aşkınla ne garip hallere düştüm.
Her şeyim tamam da bir sendin noksan,
Yağmur yaş demeden yollara düştüm.
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Elbisem gündelik, pabucum delik,
Haberin olsa da sobayı yaksan.
Yağmur iliğime geçti üstelik,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Sarhoşsan kapıyı çaldığım anda,
Fahişeler gibi açık saçıksan,
Bir de ufak rakı varsa masan da,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Bakkala gitmeme lüzum kalmasa,
Durumu anlardın, takvime baksan,
Allah vere misafirin olmasa,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Kıvırcık marulun vardır inşallah,
Bir salata yapsan, bol limon sıksan,
Senin de iştahın iyi maşallah,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Sabahlara kadar içsek, sevişsek,
Ne ben işe gitsem, ne sen ayıksan,
Derin bir uykunun dibine düşsek,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım,
İlk önce sıcacık banyoya soksan,
Sanırsın şu anda denizden çıktım,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Yanlış mı aklım da kalmış acaba?
Muhabbet sokağı numara doksan,
Boşa mı gidecek, bu kadar çaba,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Ya yolu kaybettim, ya ben kayboldum,
Ne olur bir yerden karşıma çıksan,
Tepeden tırnağa sırsıklam oldum,
İçim ürperiyor, ya evde yoksan.
 
Cemal Safi






















HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

 


Hüseyin Nihâl Atsız (12 Ocak 1905; Kadıköy, İstanbul - 11 Aralık 1975, İstanbul), Türk yazar, Türkolog, şair, düşünür ve öğretmen. 

Türklerin tarihini konu edindiği edebî eserleri ve tarih araştırmaları olan Atsız, Türkçü-Turancı ve ırkçı dünya görüşüne sahiptir. Yaşamının son yıllarında İslam dinini "Araplar tarafından Araplar için kurulmuş bir din" olarak nitelendirerek eleştirmiştir.

Atsız, 1975 yılının Kasım ayının ortalarında hasta olduğundan kuşkulanmış ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor infarkt olduğunu anlayamamıştır. Nihal Atsız, 11 Aralık 1975 Perşembe akşamı saat 20.00'de geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.

Kurban Bayramı'nın ilk günü olan 13 Aralık 1975 tarihinde Kadıköy Osmanağa Camiinde kılınan ikindi namazını sonra Karacaahmet Mezarlığı'na gömülmüştür.

Osmanağa Camiinde cenaze namazı kılındıktan sonra İmam'ın ''Merhumu nasıl bilirdiniz?'' sorusuna Fethi Gemuhluoğlu yüksek sesle: ''Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hoca efendi!'' demiştir.


SARI ZEYBEK

Şu dağların meşeleri karanlık,

Etekleri olur çayır çimenlik

Kızanlarla burda eder yarenlik,

“Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır,

Yağmur yağar, pusatları ıslanır”.


Sarı Zeybek şu dağların eridir,

Dağlar onun bütün yoğu varıdır.

Kendi sarı, bindiği at dorudur;

Attan inip şu dağlara yaslanır,

Gözü dalar, bakışları puslanır.


Sarı Zeybek dağdan dağa taşınır,

Taşınır da yüce dağlar aşınır.

Mola verip Gökçen kızı düşünür;

Efe dağdan köye doğru seslenir,

Yosma Gökçen sesi duyar, süslenir.


Sevmesin mi Sarı Zeybek Gökçeni?

Yüzü melek, saçı ipek Gökçeni?

Bütün Aydın elinde tek Gökçeni?

Kız sevmeyen erin gönlü paslanır,

Paslanırda imil imil yaslanır.


Padişahın kulağına varırsa,

Tutun diye devlet emir verirse,

Üç yüz atlı, beş yüz yaya yürürse

Dağlar, taşlar barut ile sislenir,

Ölen ölür, anaları yaslanır.


II


Candarmalar genç efeyi sardılar,

Kırk ölümden beğendiğin sordular;

Kızanları bir bir yere serdiler.

Sarı Zeybek kara sürmez şanına,

Erlik için kıyar kendi canına.


Nasıl olsa uçar da can, kalır ten;

Bir ah tuttu şu dağları derinden.

Sarı Zeybek vuruldu üç yerinden.

“Yazık olsun Telli Doru şanına,

Eğil de bak mor cepkenin kanına”.


Sarı Zeybek gün batarken vuruldu.

Nabızları yavaş yavaş duruldu,

Gözlerine kara perde gerildi

Yiğit başı düşüp kaldı yanına,

Bakmaz oldu mor cepkenin kanına.


Sarı Zeybek öldü sanma, diridir;

O, dağların yine eşsiz eridir,

Bütün kızlar artık onun yaridir.

Vurulmuştur hepsi onun ününe.

Can atarlar şimdi gerdek gününe.


Sarı Zeybek şimdi artık masaldır,

Sanma yıllar şerefini azaltır.

Yiğitlerin dillerinde meseldir.

Er kişiler kıyar da öz canına

Bir damlacık leke sürmez şanına...

1940


Hüseyin Nihal Atsız