3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



HALİL CINDIK




1955 yılında Giresun'un Görele ilçesinin Daylı köyünde doğdu...


İlk, Ortaokul ve Liseyi (Edebiyat bölümü) Görele de okuduktan sonra İşletme fakültesini (AÖF) bitirdi...

Zirai Donatım Kurumu Giresun Merkez Şef'i ve İstanbul Avrupa Yakası PTT Baş Müdürlüğünde (Büyük Postane Eğitim ve İd.İşl.Şef'i ) görevlerinde bulundu...
Otuz yıllık hizmet hitamında, 25 Temmuz 2008' de kendi isteği ile emekliye ayrıldı...

Üç tane kitap yazdı...
1. "ŞİMAL'DEKİ İZLEKTEN TUTTUĞUM İPEK YOLU" 2009 yılında yayınlandı...
( Şiir kitabı)
2. GİRESUN 42. GÖNÜLLÜ ALAYI (Bir gazinin anıları) 2011 yılında yayınlandı... (Roman türünde)
3. "GÜNEŞİN TERKİSİNDE" ( Şiir kitabı. Yayına hazır halde...)


DÜNYADA BİR GİRESUN VAR

Fındık dalı Işkın sürdü
Yine yeşerdi mor dağlar
Gözlerim hep onu gördü
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Konak'ların arasında
Kayıkların sırasında
Her güzelin rüyasında
Dünyada bir Görele var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Kum kulağında yalı'lar
Uzanıyor Sarp'a kadar
Kızıl kumlara olmuş yâr
Dünyada bir Bulancak var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Aşkımızı sor bülbüle
Neler söyler/ her gün güle
Kucak açıyor güzele
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Kum kulağında yalı'lar
Deniz suyuna olmuş yâr
Eynesil var Piraziz var
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Haş dağında Ardıç kuşu
Oğul atmış kovan taşı
Beyaz ketenden kumaşı
Dünyada bir Görele var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Kum kulağında yalı'lar
Deniz suyuna olmuş yâr
Tirebolu Espiye var
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Gurbet hep kahır yüklüyor
Hasrete- hasret ekliyor
Sahiller seni bekliyor
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Kum kulağında yalı'lar
Deniz suyuna olmuş yâr
Yağlıdere Dereli var
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim
Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde
Kuşlar konarken Ada'ya
Deniz tutulur sevdaya
Dönüşür altın saraya
Dünyada bir Giresun var

 

Suyla yazılmış kaderim Beyaz dalgalar gönlümde
Deniz gözlü sevdam benim
Bir tek sen varsın ömrümde

 

Halil CINDIK
26 Nisan 2026

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

 


Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911, Giresun - 21 Eylül 1975, İstanbul), Türk ressam, yazar ve şairdir.

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde başlayıp Paris'te sürdürdüğü resim öğreniminin ardından yurda dönmüş ve yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisinde ders vermiştir. Özellikle El Baskı Yazmacılık, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı'nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı.

Milletvekili Rahmi Eyüboğlu'nun oğlu, yazar ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu ve ilk kadın mimarlardan Mualla Eyüboğlu'nun kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu'nun eşidir.

21 Eylül 1975 tarihinde İstanbul'da pankreas kanserinden 64 yaşında hayatını kaybetti ve Küçükyalı Mezarlığına defnedildi.


                                                            İSTANBUL DEYİNCE

- 1 -

İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu'da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul'a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı'nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli söğüt dalı harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı'nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut

- 2 -

Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz'da
Kimi Fenerbahçe'de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı

- 3 -

Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane'de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses

- 4 -

Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte
Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter'e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir

- 5 -

Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata'dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

 

- 6 -

İstanbul deyince aklıma
Said'in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said'e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said'in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar

- 7 -

Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer

İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm'ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm

- 8 -

Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm'lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim

Bedri Rahmi Eyüboğlu

 


MELAHAT ÇETİNKAYA





HESAPLAR BENDEN

Usta bana İKİ yürek arası

Biraz sevda sarıver

içinde acı olmasın.

Sosunu da mutluluktan sürüver

Tadı damağımda kalsın.

Yanına bir şişe de şarap aç

İstemem çerez falan

Mezesi şiir olsun.


AŞK Cemal Süreya 'dan

Özgürlük Nazım 'dan olsun.

Savursun küfürleri Can Baba

Kötülerin gelmişine geçmişine..

Ataol Behramoğlu

*Ne çok hain var* desin bu ülkede.

Ve Orhan Veli,

İstanbul 'u anlatsın bize

Gözleri kapalı..

Özdemir Asaf 'ı da unutma ha...

Anahtar onda.

Sonra kalırız dışarda.


Şükrü Erbaş'ı Abbas Sayar'ı

Rıfat Ilgaz'ı, Ahmet Arif 'i

Hele de

Hasan Hüseyin,

Olmazsa olmazıdır

Kavganın direnişin.

Sevdiğim bütün şairleri istiyorum

bu gece.

İçelim birlikte şiirin şerefine

İşte o demde,

Değmeyin benim keyfime.

Ve en güzel şarkılar,

eşlik etsin arka fondan

içinde ayrılık hasret olmayan.


Gel otur yanıma usta.

Yalnız gitmez bu meret.

Kendine de söylemeyi unutma.

Kafamız güzel olunca,

Güler ağlarız birlikte.

Bitince gece,

Sızarız bir köşede.

Ama itiraz istemem

Bütün hesaplar benden..


Melahat Çetinkaya

NEYZEN TEVFİK




Tevfik Kolaylı (24 Mart 1879 Bodrum, Muğla - 28 Ocak 1953; İstanbul)

Bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir. Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir.

28 Ocak 1953'teki ölümünün ardından Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii'nde cenaze namazı kılındı. Civardaki cadde ve sokakları dolduran profesörler, memurlar ve bazı ileri gelenlerin yanında kendilerine çekidüzen vermeye çalışmış sarhoşlar ve sokak serserilerinden oluşan büyük bir kalabalığın eşliğinde Barbaros Bulvarı'ndan geçerek defnedildiği yere ulaştırıldı. Mezarı bugün Kartal Merkez Mezarlığı'ndadır.


BE HEY DÜRZÜ!

 

Ne ararsın Tanrı ile aramda

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda

Başı açığa neden türban sorarsın?


Rakı, şarap içiyorsam sana ne

Yoksa sana bir zararı, içerim

İkimiz de gelsek kıldan köprüye

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.


Esir iken mümkün müdür ibadet

Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et…

Senin gibi dürzülerin yüzünden

Dininden de soğuyacak bu millet.


İşgaldeki hali sakın unutma

Atatürk’e dil uzatma sebepsiz

Sen anandan yine çıkardın amma

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.