BOŞ VEROdamda oturuyorumCamları açmalıyımOksijen almalıyımOdam HavasızHerkes havalıKibir zirve yapmışMânâlı-mânâlıO kadın da pek havalıKonuşamıyorumZaten dinleyen de yok“Boş ver” dedim dünyayaDünyanın haberi yok.Ali Gökçe
BOŞ VEROdamda oturuyorumCamları açmalıyımOksijen almalıyımOdam HavasızHerkes havalıKibir zirve yapmışMânâlı-mânâlıO kadın da pek havalıKonuşamıyorumZaten dinleyen de yok“Boş ver” dedim dünyayaDünyanın haberi yok.Ali Gökçe
Yılmaz Güney (1 Nisan 1937, Yenice, Adana - 9 Eylül 1984, Paris), Kürt ve Zaza kökenli Türk oyuncu, yönetmen, senarist, yapımcı, yazar, şair ve aktivisttir. Oyuncu olarak yer aldığı Çirkin Kral, hem senaristi hem de yönetmeni olduğu Umut, Ağıt, Baba, Arkadaş ve Duvar, senaryosunu yazdığı ancak 1974-1981 yılları arasında cinayet nedeniyle hüküm giymesi sebebiyle çekimlerinde bulunamadığı eş yönetmenli Yol ve Sürü gibi filmleriyle tanınmaktadır.
Yılmaz Güney, 1978 yılında hapishaneden verdiği bir röportajda midesinden, böbreklerinden ve karaciğerinden rahatsız olduğunu, ara sıra doktora görünüp tedavi olduğunu belirtti. Daha sonra kendisine mide kanseri teşhisi kondu. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle fiziksel olarak zayıfladı ve bağışıklığı çöktü. Son günlerini hastanelerde geçiren Güney, 9 Eylül 1984 tarihinde 47 yaşında Paris Uluslararası Üniversite Hastanesi'nde öldü. Cenazesi 13 Eylül günü kaldırılıp Paris'teki Père Lachaise Mezarlığı'nın 62. kısmına defnedildi.
MUTLU OLMA ŞANSI
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Yılmaz Güney
Ahmed Arif (23 Nisan 1923, Diyarbakır - 2 Haziran 1991, Ankara), Türk şair ve gazetecidir.
Türk edebiyatının çok sevilerek yaygın üne kavuşmuş bir şairidir. Hayatta iken yayımladığı tek kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim (1968), Türkiye'nin en çok basılan şiir kitaplarındandır. Şiirlerini samimi bir anlatımla, alışılmamış bağdaştırmalarla, serbest ölçüyle yazdı. Doğup büyüdüğü Güneydoğu Anadolu coğrafyası ve Çukurova'ya şiirlerinde önemli bir yer verdi.
Şair, Ankara'daki evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.
Seni, anlatabilmek seni.İyi çocuklara, kahramanlara.Seni anlatabilmek seni,Namussuza, halden bilmeze,Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...Bir ben uyumadım,Kaç leylim bahar,Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,Bir o yanaBir bu yana...Seni bağırabilsem seni,Dipsiz kuyulara,Akan yıldıza,Bir kibrit çöpüne varana,Okyanusun en ıssız dalgasınaDüşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,Yitirmiş öpücükleri,Payı yok, apansız inen akşamlardan,Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,Seni anlatabilsem seni...Yokluğun, Cehennemin öbür adıdırÜşüyorum, kapama gözlerini...
Cahit Sıtkı Tarancı (4 Ekim 1910, Diyarbakır - 12 Ekim 1956, Viyana) Türk şair, yazar ve çevirmendir. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önde gelen şairlerinden biridir. "Otuz Beş Yaş" şiiriyle özdeşleşen Tarancı, "sanat için sanat" anlayışına bağlı kaldı. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer verdi; ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi konulu şiirler yazdı. Birçok şiiri, farklı bestekârlar tarafından bestelenmiştir.
Diyarbakır'da dünyaya gelen Tarancı, şehrin soylu ailelerinden olan Pirinççizade ailesindendir. İlk tahsilini Diyarbakır'da tamamladıktan sonra İstanbul'a giderek Kadıköy'deki Fransız Saint-Joseph ile Galatasaray liselerinde orta öğrenim gördü. 1944 yılından başlayarak Ankara'da Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığında çevirmen olarak çalıştı. 1954'te geçirdiği felç sonucu Viyana'ya götürüldü ve buradaki bir hastanede tedavi gördüğü sırada 12 Ekim 1956'da zatülcenpten öldü.
OTUZBEŞ YAŞ
|
Yaş otuz beş! yolun
yarısı eder. Şakaklarıma kar mı yağdı
ne var? Zamanla nasıl değişiyor
insan! Hayal meyal şeylerden
ilk aşkımız;
|
Gökyüzünün başka rengi
de varmış! Ayva sarı nar kırmızı
sonbahar! Neylersin ölüm herkesin
başında. |
Hasan Hüsrev Hatemi (12 Aralık 1938, İstanbul - 2 Nisan 2026, İstanbul), Türk tıp profesörü, iç hastalıkları uzmanı, yazar ve şairdir.
1898'de İran Salmas'da doğan Ali Asgar Hatemi Bey ile 1910'da İstanbul'da doğan Azerbaycan göçmeni Cemile Hanım'ın ikiz çocuklarından biri olarak dünyaya geldi. İkiz kardeşi Hüseyin Hatemi hukuk profesörüdür.
1988 ve 1994 yıllarında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından kendisine ödüller verildi. Yazdığı şiirlerde hasta-doktor-hastalık kavramlarına yer vermiştir.
2007 yılında, kendisi gibi iç hastalıkları uzmanı olan oğlu tarafından, kolon kanseri teşhisi konuldu. 02 Nisan 2026 tarihinde öldü.
ANILAR TİPİSİ
Kendimle baş başa kalınca
Çok defa,
Hava soğur, anılar tipisi başlar
Kar zerreleri yüzümü acıtır, burnum alnım buz gibi
Bu yağış, bazan iri taneli bir dolu
Nerdeyse kafatasımı kıracak,
Dua ve Ümitlerin şöminede yandığı
Ruhumun dağ evine dönerim.
Ümitler ısıtmaz insanı ruh kışında,
Saman alevi gibi yanar ve sönerler
Kurtarıcı olan dualardır ancak,
Duaların ormanını beslemedikçe
Sonumuz donmak.
Ayrıca ruhumuzun dağ evinde,
Ölümden sonra da önce de
Yalnızlığımız mutlak.
Hüsrev Hatemi
Halit Çelikoğlu, (1934, Sakarya - 29 Ağustos 2012, İstanbul), Türk söz yazarı ve şairdir.
1934 yılında Sakarya'nın Yukarıdere köyünde doğdu. Müzik Yapımcıları Derneği Müdürlüğü'nde 16 yıl bulundu. Türkiye Musikisi Eseri Sahipleri Meslek Birliği kurucularındandır. 1960 sonrasında çok sayıda dergide şiirleri yayımlandı. Müzik ile uğraştı. Çok sayıda şarkıya söz yazarlığı ve beste yaptı.
28 Ağustos 2012 tarihinde yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sebebi ile İstanbul'da Bahçelievler ilçesindeki tedavi gördüğü özel bir hastanede öldü. Sakarya'nın Serdivan ilçesindeki Yukarıdere köyünde toprağa verildi.
KADERİMDEN SİLEMEDİM
Bugünlerde bir hal oldu şansıma
Boşa geçen günler çıktı karşıma
Unutulmadık dertler açtın başıma
Kaderimden silemedim derdimi
Ümitsizlik rüzgarına kapıldım
Çaresizce gözyaşına satıldım
Gece gündüz dert içine atıldım
Kaderimden silemedim derdimi
Talih sardı beni çile çarkına
Varamadım geçen ömrün farkına
Ne yapayım böyle düştü şansıma
Kaderimden silemedim derdimi
Halit Çelikoğlu
Abdülkadir Pirhasan (13 Mayıs 1919, Samsun - 29 Ağustos 2016, Yalova), Türk roman, senaryo yazarı ve şairdir.
Asıl adı Abdülkadir Demirkan'dır. Daha sonra mahkeme kararıyla Pirhasan soyadını almıştır. Samsun Lisesinde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.
Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası; Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin de dedesiydi.
Türk edebiyatının usta isimlerinden olan Vedat Türkali, 29 Ağustos 2016'da Yalova'da tedavi gördüğü hastanede 97 yaşında hayatını kaybetti. Naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
İSTANBUL
"Sis" şairine ithaf edilmiştir.
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın
Vedat Türkali
İSPANYOL MEYHANESİ
Bu akşam
Bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un
Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde
Sonra akvaryumlu meyhanede balıklara sordum seni
Canım kıyasıya sarhoş olmak istiyordu
Yokluğun bir karanlık gibiydi içimde
Ağır ve dayanılmaz
İspanyol meyhanesinde
Seni içtim toprak kadehlerden yudum yudum
önce bir serinlik sardı kanımı
İliklerime kadar üşüdüm
Sonra bir orman yangınında eridi dudaklarım
Ve bütün sokaklarında İstanbul'un
Gece sabahlara dek seni aradım
Ne yana baksam karanlıktı
Oysa güzel kadınlar vardı masamda
Kendinden emin kadınlar
İnce uzun parmaklı, beyaz kadınlar vardı.
Şarap bir yerde o kadınlar gibiydi
İçtikçe başım dönüyordu
Şimdi bütün meyhanelerde kadehler
Senin için uzanır yıldızlara
Bir gitar alaca karanlıkta ilk seranadı
Senin için yapar Madrid'te
Madrid'te şarap renkli horozlar ötüyordu
Seni görür gibi oluyordum
Boğazıma bir şeyler düğümleniyordu
Üşüyordum, yorgundum üstelik
Soğuktu İspanyol Meyhanesi, loştu.
Ve şimdi bütün meyhanelerinde İstanbul'un
Sevenler sarhoştu.
İstanbul meyhanesinde
Ne şömine vardı, ne beyaz halılar
Ama içtiğim her kadehe kokun sinmişti
Başım dönüyordu
İstanbul'u yıkmak geliyordu içimden
İstanbul meyhanesi şarap şarap kokuyordu
Ben gayesizliğin böyle korkunç olduğunu
Bilmezdim... Meyhaneye düşmeden önce
Bir garson halime bakıp
Anladı yıkılmış olduğumu
Canım yeşil şarap istedi-sordum;
'Yok' dediler
Sonra gözlerin aklıma geldi
Oturup ağladım
İspanyol meyhanesinde kadehlerde seni yaşadım
En güzeli seni sevmekmiş meğer
Ölesiye, delice, korkunç
Fırınlarda seni aramakmış ekmek diye
Seni beklemekmiş en iyisi
Ölümü bekleyen hastalara inat
Eski bir meyhane şarkısı vardı
Bir türlü anımsayamadım
Sonra gözlerini düşünüp
Kadehlerde yeşil yeşil yandım
Biliyorum...
Bir gün sen de geleceksin İspanyol Meyhanesi'ne
Bir gün sen de çılgıncasına sarhoş olacaksın
Sevdiğimiz şarkıları söyliyeceksin sabahlara dek
Yeşilköy'de bir güneş doğacak
Şarapsı gecelerimizden
Ama yanımda kadınlar varmış
Ama inceymiş, ama beyazmış, üstelik güzelmiş
Sen yoksun ya, ellerini tutmuyorum ya!
Şarabı aynı kadehten içmiyorum ya!
İspanyol Meyhanesinde seninle ölmek varmış
Vız gelir dünya!
Yorgunum şimdi, bitkinim
Beni unut artık
Söyle garsonlara
Kırılmış bir kadeh gibi bıraksınlar beni
Şimdi ispanyol meyhanesinde bir tahta masada kaldı adım
Yere dökülmüş şaraplara güneş doğuyordu,
Seni unutmadım! ...