3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



VEDAT TÜRKALİ

 


Abdülkadir Pirhasan (13 Mayıs 1919, Samsun - 29 Ağustos 2016, Yalova), Türk roman, senaryo yazarı ve şairdir.

Asıl adı Abdülkadir Demirkan'dır. Daha sonra mahkeme kararıyla Pirhasan soyadını almıştır. Samsun Lisesinde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.

Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası; Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin de dedesiydi. 

Türk edebiyatının usta isimlerinden olan Vedat Türkali, 29 Ağustos 2016'da Yalova'da tedavi gördüğü hastanede 97 yaşında hayatını kaybetti. Naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.


İSTANBUL

"Sis" şairine ithaf edilmiştir.

Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın
 
Vedat Türkali






TURHAN OĞUZBAŞ

 


Şair (D. 1933, Mersin - 15 Mayıs 1997, İstanbul). İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenimini yarıda bırakarak reklam şirketlerinde yapımcı olarak çalıştı.

Daha sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuştur. İstanbul Barosu'na kayıtlı bir avukat olan Oğuzbaş, şiirleriyle tanınmış ve pek çok eseri bestelenmiştir. 

1992-94 yılları arası Kültür Bakanlığı müşavirliği görevinde bulundu. İlk şiiri henüz on iki yaşında iken Akdeniz gazetesinde yayımlandı. İspanyol Meyhanesinde adlı şiiriyle ün kazandı. ABC gazetesinde kendi köşesini yönetti.

1997 yılındaki vefatının ardından anısına çeşitli anma törenleri düzenlenmiştir.


İSPANYOL MEYHANESİ

Bu akşam
Bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un
Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde
Sonra akvaryumlu meyhanede balıklara sordum seni
Canım kıyasıya sarhoş olmak istiyordu
Yokluğun bir karanlık gibiydi içimde
Ağır ve dayanılmaz
İspanyol meyhanesinde
Seni içtim toprak kadehlerden yudum yudum
önce bir serinlik sardı kanımı
İliklerime kadar üşüdüm
Sonra bir orman yangınında eridi dudaklarım
Ve bütün sokaklarında İstanbul'un
Gece sabahlara dek seni aradım
Ne yana baksam karanlıktı
Oysa güzel kadınlar vardı masamda
Kendinden emin kadınlar
İnce uzun parmaklı, beyaz kadınlar vardı.
Şarap bir yerde o kadınlar gibiydi
İçtikçe başım dönüyordu
Şimdi bütün meyhanelerde kadehler
Senin için uzanır yıldızlara
Bir gitar alaca karanlıkta ilk seranadı
Senin için yapar Madrid'te
Madrid'te şarap renkli horozlar ötüyordu
Seni görür gibi oluyordum
Boğazıma bir şeyler düğümleniyordu
Üşüyordum, yorgundum üstelik
Soğuktu İspanyol Meyhanesi, loştu.
Ve şimdi bütün meyhanelerinde İstanbul'un
Sevenler sarhoştu.
İstanbul meyhanesinde
Ne şömine vardı, ne beyaz halılar
Ama içtiğim her kadehe kokun sinmişti
Başım dönüyordu
İstanbul'u yıkmak geliyordu içimden
İstanbul meyhanesi şarap şarap kokuyordu
Ben gayesizliğin böyle korkunç olduğunu
Bilmezdim... Meyhaneye düşmeden önce
Bir garson halime bakıp
Anladı yıkılmış olduğumu
Canım yeşil şarap istedi-sordum;
'Yok' dediler
Sonra gözlerin aklıma geldi
Oturup ağladım
İspanyol meyhanesinde kadehlerde seni yaşadım
En güzeli seni sevmekmiş meğer
Ölesiye, delice, korkunç
Fırınlarda seni aramakmış ekmek diye
Seni beklemekmiş en iyisi
Ölümü bekleyen hastalara inat
Eski bir meyhane şarkısı vardı
Bir türlü anımsayamadım
Sonra gözlerini düşünüp
Kadehlerde yeşil yeşil yandım
Biliyorum...
Bir gün sen de geleceksin İspanyol Meyhanesi'ne
Bir gün sen de çılgıncasına sarhoş olacaksın
Sevdiğimiz şarkıları söyliyeceksin sabahlara dek
Yeşilköy'de bir güneş doğacak
Şarapsı gecelerimizden
Ama yanımda kadınlar varmış
Ama inceymiş, ama beyazmış, üstelik güzelmiş
Sen yoksun ya, ellerini tutmuyorum ya!
Şarabı aynı kadehten içmiyorum ya!
İspanyol Meyhanesinde seninle ölmek varmış
Vız gelir dünya!
Yorgunum şimdi, bitkinim
Beni unut artık
Söyle garsonlara
Kırılmış bir kadeh gibi bıraksınlar beni
Şimdi ispanyol meyhanesinde bir tahta masada kaldı adım
Yere dökülmüş şaraplara güneş doğuyordu,
Seni unutmadım! ...

Turhan Oğuzbaş


DİDEM MADAK

 


Didem Madak (8 Nisan 1970, İzmir - 23 Temmuz 2011, İstanbul), 

Türk şair. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Şiirleri Öküz, Ludingirra ve Sombahar dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı olan Grapon Kağıtları, İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Kanser nedeniyle 41 yaşında ölen şair Didem Madak'ın naaşı Edirnekapı Şehitliği'ndeki Mısır Tarlası Mezarlığı'na defnedildi.


SAMSON VE DALİLA

Heceleme beni artık Allah’ım
Bırak okunaksız kalayım
Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın
Bak, ömrüm eriyor işte
Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda
Bak, ilkokul talebesi kalbimden
Yine karne parası istiyorlar
Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa
Yağmur yağdıkça
Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor

Saçlarımda dolunay taneleri eriyor
Saçlarımda bir Kızılderili reisi
Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor
İsmi: Mehtapta öpüşen iki sevgili
Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy
Nedense şimdi evinden çok uzakta

Saçlarım düşler görüyor
Rengarenk uçan balonlar havalanıyor her telinden
Saçlarımda kiraz bahçeleri
Salıncak kuruyor dallarına çocuklar
Hep ben düşüyorum, hep ben,
Ben:
İsmim kara bereli iki çocuktan biri
Ben çocuklardan biri,
Fazla yaramaz.
Ne zaman ağlasa
İskambil kupası damlıyor gözlerinden
Rest diyor hep, rest. Ne demekse?
Ben çocuklardan biri,
Fazla yaşamaz
Ne bir sarmanı var okşayacak
Ne zamanı.
Zamanı sarışın bir kedi olarak yarat baştan Allah’ım
Bırak okşayayım.
Esirge ve bağışla beni gerçekten
Bırak düşlerimde kaybolayım.

Bir boş beşik hikayesinin olmayan çocuğuyum.
Kanadı kırılan kartal da benim beddua etsem.
Bir ağıt olarak yak beni Allah’ım
Parmaklarına kına olayım hayatın.
Affet bu siyah ve transparan duayı.
Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım.

Didem Madak

HASRET GÜLTEKİN

 


Hasret Şükrü Gültekin (1 Mayıs 1971, İmranlı, Sivas - 2 Temmuz 1993, Sivas), Alevi Kürt kökenli Türk, halk ozanı, halk şairi, Türk halk müziği ses sanatçısı, müzisyen, bestekar, söz yazarı ve bağlama virtüözüydü.

Sivas'ta, Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente geldi. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Binlerce kişiden oluşan karşıt grup, Kültür Merkezinden yeniden Hükûmet Meydanı'na geldi. Hükûmet Konağını taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı.

Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak öldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 gösterici öldü. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.


BAK NE HALE GELDİM

Bak ne hale geldim senin elinden

Sen benim başıma neler getirdin

Kurtulamaz oldum elin dilinden

Sen benim başıma neler getirdin

Şirin idin cefa çektirdin cana

Cefa çektim sitem ettim sultana

Bunca zulüm çile zordur insana

Sen benim başıma neler getirdin

Ne meşkin çekilir ne de hasretin

Bunca zulme nerden gelir kudretin

Çok çektim de bu bitmeyen zahmetin

Sen benim başıma neler getirdin

Hasret Gültekin


CEVAT ÇAPAN




Cevat Çapan (d. 18 Ocak 1933, Darıca), Türk akademisyen, şair, yazar ve çevirmen.

1933 yılında Kocaeli'nin Darıca ilçesinde doğdu. Darıca İlkokulu'ndan sonra 1945'te girdiği Robert Kolej’i 1953’te bitirdi. Cambridge Üniversitesi İngilizce edebiyat bölümünden 1956 yılında mezun oldu. Bir yıl Londra’da BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne asistan olarak girdi. Aynı üniversitede 1968'de doçent, 1975'te profesör oldu. 1980 yılında, o zaman adı "Güzel Sanatlar Akademisi" olan Mimar Sinan Üniversitesi'nin tiyatro bölümüne geçti. Değişik dönemlerde Boğaziçi, Anadolu, Marmara Üniversitelerinde ders verdi.


KİRLİ BİR PENCEREDEN

Herifçioğlu Zaloğlu Rüstem'in gürzü gibi

havale ediyor ilk soruyu üstüne,

sen, diyor, Orhan Kemal'in cenazesine gitmişsin?

Hafif yana çekilerek karşılıyorsun

dürzünün gürzünü, aklında "Baba Evi", "Avare Yıllar",

bereketli toprakların sevdiğim bir yazarıydı, diyorsun.

Gözün pencereden görünen Şirket-i Hayriye vapurlarında.

İkinci soru da ölülerle ilgili,

Lütfi Erişçi'nin cenazesine de?

Evet, birlikte Aşiyan'a gitmiştik

Tevfik Fikret'i anma gününde,

deftere yazdıklarımızın da bir fotoğrafı olmalı sizde.


Öfkesi bir mitralyözün tarakasına dönüşüyor uzaklaşarak,

senin gözlerinin izlediği vapur

tam Kızkulesi'ne sürtünmek üzereyken.

Kızkulesi, Kız Kalesi, cıvıl-cıvıl kız sesleriyle

bir başka uykudan uyanır gibi,

bilmezdim, diyorsun, kendi kendine,

bu muhteremlerin makinelerinde

bu kadar fotojenik olduğumu

bir ölünün ardından yürürken bile.


Cevat Çapan

CHARLES BUKOWSKI

 



Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 - 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şairdir. 

Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir. Yazıları, benimsediği memleketi Los Angeles'ın sosyal, kültürel ve ekonomik ortamından etkilenmiştir. Bukowski'nin çalışmaları yoksul Amerikalıların sıradan yaşamlarını, yazma eylemini, alkolü, kadınlarla ilişkileri ve işin angaryasını ele alır.

Bukowski, son romanı Pulpı tamamladıktan kısa bir süre sonra, 9 Mart 1994'te San Pedro'da lösemi nedeniyle öldü. Dul eşi tarafından düzenlenen cenaze töreni, Budist rahipler tarafından yönetildi. Rancho Palos Verdes'teki Green Hills Anıt Parkı'na gömüldü.

Türkiye'de ise ilk kez Sokak dergisi'nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.


GÜNEŞİN YÜZÜ

günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar

ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,

bogadir atesi yakan,

her ne kadar korkak bogalar da varsa da

korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,

genel olarak boga saftir

ve saf ölür

sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,

ve onu sürükleyip götürdüklerinde

ölen bir sey olmaz,

bir sey geçmistir

ve neticede kokusmus olan,

dünyanin kendisidir.

 

Charles Bukowski





BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

 


Behçet Kemal Çağlar (23 Temmuz 1908, Erzincan - 24 Ekim 1969, İstanbul), Türk şair ve siyasetçi. Faruk Nafiz Çamlıbel ile birlikte Onuncu Yıl Marşı'nı yazmıştır.

1925 senesinde sınavla Zonguldak Maden Mühendis mektebine girmiş ve 1929 senesinde yüksek maden mühendisi olarak birincilikle bu mektepten mezun olmuştur.

Türk şair ve siyasetçi Behçet Kemal Çağlar, 24 Ekim 1969 tarihinde İstanbul'da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. 61 yaşında vefat eden Çağlar, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir.


ATATÜRK'Ü DİNLERKEN

Yay yine gerilmede, fırlayacak yine ok;
Yine vatanımızın yeryüzünde eşi yok;
Bozkurt, Ergenekon'u yeni delmiş gibidir:
Her biri ihtiraını seyre gelmiş gibidir.
Kalpler ellerde çarpar gibi alkış kopuyor;
Her ruh bir tutam ışık ve her göz bir damla kor:
En büyük, en sevgili, en genç, en mert geliyor;
Dünya imtihanını veren tek fert geliyor;
Kürsüye her çıkışta, Türk daha yükselecek...
Dinle: Her cümlesinde doğuyor bir "gelecek";
Aslan, insan ve Tanrı bir arada bu başta...
Kıvılcımlar doğuyor bastığımız her taşta,
Önümüzde mesafe ve zaman çökmekte diz;
Bir İnönü azmiyle ardındayız hepimiz...
Yerine getirmeye yeni dileklerini,
Koymuş on yedi milyon, yola yüreklerini,
"Marş! Marş! " Öz yurdu fethe! " Şimdi manen, yeniden:
Deliyor dağı taşı öncümüz gibi tren,
Fabrikalar kalemiz, kanallar siperimiz
Ve bu fetih olacak bizim şaheserimiz...

 

Behçet Kemal Çağlar



EDİP CANSEVER

 



Edip Cansever, tam adıyla Ömer Edip Cansever, (8 Ağustos 1928, İstanbul - 28 Mayıs 1986, İstanbul), Türk şairdir. Tam adı Ömer Edip Cansever olsa da, Ömer adını ilk şiirleri ve ilk şiir kitabı dışında hiç kullanmadı.

Akdeniz'in doğasının hem ruhuna hem de sanatına yansıttığı olumlu etkiler sebebiyle 1986 yılında Bodrum’a yerleşti. Ancak Bodrum'a geldikten sadece yirmi gün sonra bir beyin kanaması geçirdi ve İstanbul’a getirildi. Acilen alındığı ameliyattan sağ çıkamayarak, 28 Mayıs 1986’da İstanbul’da öldü. 30 Mayıs 1986’da Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

MENDİLİMDE KAN SESLERİ

- 1 –

 

Her yere yetişilir

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama

Çocuğum beni bağışla

Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer

İçimden öyle geldiği için değil

Ama hiç değil

Ah güzel Ahmet abim benim

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına

Öylesine benzer ki

Ve avlularına

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

Ve sözlerine

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

 

- 2 –

 

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına

Minibüslerine, gecekondularına

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da şimdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

 

- 3 –

 

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

 

- 4 –

 

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

 

Edip Cansever