MOTORLU TESTERE
KENE
Kene cilde sadece “ısırarak” tutunmaz… adeta deriye sabitlenir.
Keneler, saatler hatta günler boyunca fark edilmeden beslenmelerini sağlayan özel bir mekanizmaya sahiptir.
Peki bunu nasıl yaparlar?
Önce ağız parçalarıyla derinin yüzeyini keserler. Ardından, kanca benzeri özel bir yapıyı cildin içine yerleştirip kendilerini sabitlerler.
Ama olay bununla da bitmez…
Kene, biyolojik bir “yapıştırıcı” benzeri madde salgılar. Ayrıca ağrıyı ve iltihap tepkisini azaltan salgılar üretir. Bu yüzden birçok insan, üzerinde kene olduğunu uzun süre fark etmez.
Kene cilde tutunduğu süre boyunca:
• Kanla beslenir
• Giderek şişer ve büyür
• Bazı hastalık etkenlerini bulaştırabilir
Neden erken fark edilmesi önemli?
Kene ne kadar uzun süre ciltte kalırsa, enfeksiyon bulaştırma riski o kadar artabilir. Özellikle Lyme hastalığı gibi kene kaynaklı hastalıklar bu şekilde ortaya çıkabilir.
Kene görülürse ne yapılmalı?
• Ani şekilde koparmaya çalışma
• İnce uçlu cımbız kullan
• Deriye en yakın yerden tut
• Yavaş ve sabit şekilde çek
• Sonrasında bölgeyi dezenfekte et
Özellikle otluk ve ormanlık alanlardan sonra cildi kontrol etmek önemlidir.
Bazen en küçük canlılar bile sağlık üzerinde büyük etki oluşturabilir.
Kaynaklar:
• Centers for Disease Control and Prevention — Tick Removal and Tickborne Diseases
• Mayo Clinic — Tick bites
• National Library of Medicine — Tick attachment mechanisms
#Kene #Sağlık #LymeHastalığı
İHTİYAR
Ekspres Trenle Gelen İhtiyarlık
Yaşlanmak…
Eskiden uzak sanırdık.
Hani haritada küçücük yazan kasabalar vardır ya…
“Oraya bana sıra gelmez” dersin.
Geliyor.
Hem de aktarmasız.
Ekspres trenle.
Business class.
Ameliyat masasında yatarken,
hayat film şeridi gibi geçiyor gözünün önünden.
Fragman güzel.
Final biraz problemli.
Eskiden sabah kalkınca ilk iş telefona bakardık.
Şimdi ilk iş…
“Bugün diz mi protestoda, bel mi grevde?” kontrolü.
Eskiden fotoğraf çektirirdik.
Şimdi röntgen.
Eskiden “Neredesin?” diye sorarlardı.
Şimdi “Hangi hastanedesin?”
Teknoloji ilerledi.
Biz geriledik.
Gençken hayallerimiz vardı.
Şimdi tahlillerimiz.
Gençken aşk acısıyla sabahlardık.
Şimdi tansiyonla.
Romantik şiir yazardık.
Şimdi ilaç saatlerini ajandaya işliyoruz.
Defter aynı defter.
İçindekiler değişti.
Ama kimse şunu söylemiyor:
Yaşlanmak sadece bedenin paslanması değildir.
Aynı zamanda…
İnsanların yavaş yavaş silinmesidir.
Telefon rehberi dolu.
Arayan yok.
Cenazeler çoğalıyor.
Doğum günleri azalıyor.
“Bir ara görüşelim” diyenler kayboluyor.
“Başın sağ olsun” mesajları artıyor.
Bu da hayatın istatistiği.
Gençken dünyayı kurtaracaktık.
Şimdi site yönetiminden kurtulamıyoruz.
Memleketi düzeltecektik.
Şimdi kolesterolle mücadele ediyoruz.
Devrim hayalleri vardı.
Şimdi tuz yasak.
Hayat böyle terbiye ediyor insanı.
Önce omuzdan vuruyor.
Sonra dizden.
En son moralden.
Ama…
Kim ne derse desin.
Yaşlanmak bir ayrıcalıktır.
Çünkü…
Herkese nasip olmaz.
Bazıları yarım kalır.
Bazıları daha başlarken biter.
Biz…
Devam edebildik.
Düştük.
Yaralandık.
Kaybettik.
Ama kalktık.
Hâlâ sabah kalkıp çay koyabiliyorsak,
Hâlâ bir yazıyı okuyup “Hmm” diyebiliyorsak,
Hâlâ “Bu doğru değil” deme cesaretimiz varsa…
Bitmemişiz demektir.
Gençlik hızdı.
Yaşlılık derinliktir.
Gençlik bağırmaktı.
Yaşlılık susup anlamaktır.
Gençlik koşmaktı.
Yaşlılık yürüyebildiğine şükretmektir.
Son söz mü?
Yaşlanmak…
Çöküş değildir.
Bir direniştir.
Sessiz…
İlaçlı…
Biraz ağrılı…
Ama onurlu.
Ve en önemlisi: İnsan kalbinin sınavıdır.
Ercüment Çalışlar
(Alıntıdır.)
NURİ CONKER
Atatürk’ün manevi kardeşi..
Erkek kardeşi yoktu ama... Kardeşten öte arkadaşı vardı.
"Nuri Conker"
Çocukluk arkadaşı, mahalle, okul, silah ve kader arkadaşıydı.
Annesi ve eşinden başka “Kemal” diye hitap edebilen tek kişiydi.
Bir yaş küçüktü. Can yoldaşıydı, sırdaşıydı.
Ömrü boyunca her yerde olduğu gibi Conkbayırı’nda da Mustafa Kemal’le omuz omuzaydı, orada şakağından ağır yaralandı. Mustafa Kemal Paşa'nın göğsünden vurulduğunda saatinin parçalandığı olayı birlikte yaşamışlardı..
Conker; soyadını Mustafa Kemal Paşa verdi. Conkbayırı muharebesinin kazanmasından vermişti..
(Conkbayırı’ndaki conk kelimesi “bir araya gelip sohbet edip gülüşmek” anlamına geliyordu. Çanakkale ve Balıkesir yörelerinde “conguldaşmak, conklaşmak” şeklinde kullanılıyordu.
Çanakkale’nin en kanlı çarpışmalarından birine sahne olan, Nuri’nin büyük kahramanlık gösterdiği Conkbayırı, elbette sohbet edip gülüşmek kavramlarından çok uzaktı ama… Daima neşeli ve hoşsohbet olan Nuri Conker’in karakterini tanımlıyordu da.)
Hareket ordusu, Trablusgarp, Çanakkale, Muş cephesi, Kurtuluş Savaşı… Mustafa Kemal Paşa nerede, Nuri oradaydı. Manifesto'sunda adı geçmiyor, acep Bandırma'nın kaçak yolcusu muydu? 19 mayıs 1919'da nerede olduğunun kayıtları da yok.
Paşa olabilirdi. Bakan olabilirdi. TBMM başkanı bile olabilirdi.
İstemedi. Arkadaş kalmayı tercih etti.
Arkadaşlığını hiç suistimal etmedi.
Bulundukları ortamda elektrik kesilirse, ışıklar tekrar geldiğinde hep aynı manzara görülürdü…
Nuri ayakta, tabancası elinde, gövdesini Mustafa Kemal’e siper etmiş olurdu.
50 yaşına girdiği gece, kapı çalındı, açtılar, arkadaşı Mustafa Kemal gelmişti. Önceden haber vermemiş, sürpriz yapmıştı. “Yaş gününü kutlamaya geldim” dedi, oturdu. Sonra da bütün gece boyunca, “benim ihtiyarlarla alakam yok, ben artık ihtiyarlarla konuşmuyorum” diyerek Nuri’yi çıldırttı…
Aile fertleriyle neşeyle sohbet etti, gülmekten kırıldılar, Nuri’yle tek kelime konuşmadı, söylediklerine cevap bile vermedi, geldiği gibi kıkırdaya kıkırdaya gitti.
Nuri’yi kızdırmayı çok severdi. asla darılmazlar, gücenmezlerdi birbirlerine..
Poker oynarken kimsenin parasını almaz, Nuri kaybederse mutlaka kuruşu kuruşuna alırdı, sonra da alay ederdi.
Bir gece… Nuri evine geldi, sırtında siyah bir pardösü, kolları neredeyse dirseklerinde, omuzları daracıktı.
Eşi dayanamadı sordu, ne bu hal? Meğer gene poker oynamışlardı, Nuri gene kaybetmişti, parayı ödemişti ama, Mustafa Kemal Paşa’nın kahkahaları eşliğinde öfkeyle Köşk’ten ayrılırken “ben de senin pardüsönü alırım, elbet, ödeşiriz” demişti. Aradaki kilo farkı ve göbek nedeniyle anca bu kadar uymuştu.
Nuri’siz sofraya oturmazdı. Sadece Nuri’nin nazını çekerdi.
Sadece Nuri’nin sesini yükseltme imtiyazı vardı.
Zaten davudiydi, gümbür gümbür bağırırdı, çok kafası bozulduğunda masaya yumruğunu vura vura konuşurdu.
Birlikte eğlenir birlikte şarkı söylerlerdi.
Mustafa Kemal Paşa bazen muhalifleriyle dalga geçmek için “görevimi bırakmayı düşünüyorum, yerime Nuri’yi aday göstereceğim, mükemmel reisicumhur olur” diyordu. Conker de “göreve hazırım, üstelik Kemal’in aldığı maaşın yarısına yaparım” diyordu!
Mustafa Kemal Paşa’ya sık sık “çocukluğu”yla ilgili sorular sorarlardı. “Kim bilir çocukken ne müstesna insandınız, kim bilir ne olağanüstü, ne harikulade hatıralarınız vardır’ diye merak ederlerdi.
Bu tür durumlarda hep Conker’i işaret ederdi.
“Nuri anlatsın” derdi.
Conker de her zamanki alaycı üslubuyla anlatırdı:
“Bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi!”
İkisinin arasındaki şifreydi…
Conker’in “karga çobanı” lafını duyanlar “aman efendim olur mu hiç öyle” filan demeye kalkışınca, Mustafa Kemal Paşa tekrar söze girerdi. “Bana insanüstü bir çocukluk yakıştırmaya kalkışmayınız” derdi.
“Ben de hepiniz gibi çocuktum” derdi.
Neredeyse bütün Atatürk biyografilerinde yer alan “çocukken bakla tarlasında kargaları kovalardı” klişesinin kaynağı, işte buydu.
Mustafa Kemal Paşa ile Nuri Conker’in danışıklı dövüşünün sonuçlarıydı.
Mustafa Kemal’in gerçekten “karga kovaladığını” değil, “herkes gibi bir çocuk” olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Yağcılık yaparak abartılmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorlardı.
Conker’in bu alaycı lafı döndü dolaştı…
Somut gerçekmiş gibi tarihi biyografilere girdi!
1937… Nuri kalp kriziyle vefat etti.
Mustafa Kemal Paşa yıkıldı. Hatay üzüntüsüne Conker'in ölümü acısı karıştı.. İki sıkı arkadaş ilkokul yıllarından ölene değin hiç ayrılmamışlardı, ölüm ayırmıştı onları..
Derin üzüntüsü öylesineydi ki cenazesine katılamadı.
Evini görmemek için taziyeye bile gidemedi.
Bir daha asla Nuri Conker'in oturduğu semte bile uğrayamadı.
Nuri Conker’i anımsatan her şeyden uzak durmaya çalıştı.
Bir akşam sofrada derin düşünceler içinde yemek yemeye çalışıyordu.
Aniden yerinden fırladı, otomobile bindi, şoföre nereye gidileceğini söylemeden “sağa dön, şurdan sola dön” diyerek yolu tarif etti.
Cebeci’ye geldiler, “burada dur” dedi.
Can arkadaşı Nuri’nin kabrine gelmişti.. Mezarın başına yürüdü, sessiz sessiz durdu.
Sonra da sadece bir cümle kurdu; “Beni niçin yalnız bıraktın Nuri” dedi.
Bir süre daha sessizce durdu, bitkin halde otomobile döndü. Bir daha asla kabirine de gidemedi.
Mustafa Kemal Paşa’nın söylemiyle; Nuri…
“Anıları, kalp ve vicdanından çıkmayacak kardeşi”ydi.
Mehmet Nuri Conker, Türk asker ve siyasetçi.
Doğum tarihi: 29 Eylül 1882, Selanik, Yunanistan
Ölüm tarihi ve yeri: 11 Ocak 1937, Ankara
Defnedildiği yer: Devlet Mezarlığı, Ankara
Eğitim: Manastır Askerî İdadisi
Sıra: Miralay
Muharebeler ve savaşlar: Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları,
I. Dünya Savaşı, Türk Kurtuluş Savaşı
Alıntıdır.
KARGA
Kargaların insan yüzlerini yıllarca hatırlayabildiğini ve kin beslediklerini biliyor muydunuz? Tehdit edildiklerinde, kişiyi hatırlar ve hatta diğer kargaları uyararak bu bilgiyi nesilden-nesile aktarabilirler!
ERDEM
“Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.
SADUN BORO
1. İstanbul
2. Cebelitarık
3. Kanarya Adaları
4. Barbados
5. Karaip Adaları
6. Panama Kanalı
7. Galapagos Adaları
8. Markiz Adaları
9. Tuamotu Adaları
10. Tahiti ve Rüzgaraltı Adaları
11. Tonga Adaları
12. Fiji Adaları
13. Yeni Hebrid Adaları
14. Yeni Gine Adası
15. Torres Boğazı
16. Timor Adası
17. Endonezya
18. Singapur
19. Bengal Körfezi
20. Seylan Adası
21. Arap Denizi
22. Kızıldeniz
23. İsrail
DÜNYA KALP GÜNÜ

CEREN NECİPOĞLU



.jpg)

