1928 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı; liseye geçtiği yıllarda ilk yelkenli teknesine sahip oldu.
1952'de Ling adlı 11 metrelik yelkenliyle İngiltere'den İrlanda'ya olan ilk açık deniz seyahatini bir İngiliz ile gerçekleştirdi. Aynı tekneyle Karayip Adaları'na kadar uzanan okyanus aşırı seyahati ise Sadun Boro'nun ilk okyanus aşırı seferi oldu.
Sadun Boro'nun dünya seyahati için yaptırdığı kendi teknesi Kısmet, 1963 yılında Salacak'ta Athar Beşpınar'ın atölyesinde kızağa kondu. Sadun Boro, Alman eşi Oda Boro ile 1965'te dünya seyahatine çıktı. Onlara Kanarya Adaları'nda aldıkları ünlü kedileri Miço eşlik etti. Üç yıl süren seyahatin anıları Hürriyet gazetesinde yayımlandı. Bu anılar, daha sonra Pupa Yelken başlıklı bir kitapta toplandı.
Boro ailesi 1977 ile 1979 arasında, o zaman sekiz yaşında olan kızları Deniz ile, Karayip Adaları'nı ve Amerika'nın doğu sahillerini gezdi.
1980'den itibaren Bodrum'da yaşayan Sadun Boro, Gökova, Göcek gibi Ege koylarının muhafaza edilmesi için çaba harcadı. Okluk Koyu'nun ortasına bir deniz kızı heykelinin konulmasını sağladı. Boro, gazete ve dergilere deniz ve doğa sevgisini aşılayan yazılar yazdı.
Sadun Boro'nun 46 yıl boyunca bindiği ve yaklaşık 150 bin deniz mil yaptığı Kısmet adlı teknesi, İstanbul/Hasköy'deki eski Haliç Tersanesi'nin olduğu yerde, Rahmi Koç Müzesi'nde sergilenmektedir.
Sadun Boro, 2001 yılında Eralp Akkoyunlu ile Yosun adlı tekneleriyle yeniden denizlere açıldı ve Büyük Okyanus turu gerçekleştirdi.
Teknesiyle dünya turu yapan ilk Türk olan 87 yaşındaki Sadun Boro'ya mesane kanseri teşhisi kondu. İlk olarak yaşadığı Marmaris'te tedavi gördü ve daha sonra İstanbul'daki Amerikan Hastanesi'ne transfer edildi. Hayatının geri kalanını yelkenli teknesinde geçirmek istediğinden, 14 Mayıs 2015'te helikopterle Muğla'ya geri döndü.
5 Haziran 2015 tarihinde, Marmaris'te tedavi gördüğü hastanede öldü. Son arzusu, yelkenli teknesinin Gökova Körfezi'nde İngiliz limanı denilen mevkide demirlediği çam ağacının altına gömülmekti. Lakin bu defin işlemi için gerekli olan müsaade alınmadı. Sahil Güvenlik Komutanlığı'na ait tekneler ile Türk Deniz Kuvvetleri'ne mensup bir fırkateynin eşlik ettiği katamaran tipi teknesi Son Bahar'a konulan naaşı, Sadun Boro'nun hayranı olduğu Ege koylarında sembolik bir hatıra turunun ardından, Marmaris'te Karacasöğüt Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Sadun Boro - Kısmet isimli yelkenlisi ile
Eserleri
· Pupa Yelken: Kısmet'in Dünya Seyahati, 1969, Kendi yayını, İstanbul
· Maviturkuaz: Ege'den Akdeniz'e Kıyıların Efsanesi, Şadan Gökovalı ve Gökçen Adar ile, 2000, Türkiye Ekonomi Bankası
· Legendary Coasts: From the Aegean to the Mediterranean, Şadan Gökovalı ve Gökçen Adar ile, 2000, Türkiye Ekonomi Bankası
· Vira Demir: Kuşadası'ndan Antalya'ya Denizciler İçin Rehber, 2000, Türkiye Ekonomi Bankası
· Vira Demir: Çanakkale'den Antalya'ya Denizciler İçin Rehber, 2002, Türkiye Ekonomi Bankası
· Vira Demir: İstanbul'dan Antalya'ya Denizciler İçin Rehber, 2005, Türkiye Ekonomi Bankası
· Kısmet'in Dümen Suyunda: Kısmet'in Karadeniz ve Akdeniz Türkiye Sahilleri, İyon Denizi, Kuzey ve Güney Adaları, Adriyatik Gezilerinin Anıları, 2006, Ege Yayınları
· Yeni Dünya'ya Fora Yelken: Kısmet'in Atlantik ve Amerika Seyahati, 2007, Ege Yayınları, İstanbul
· Bir Hayalin Peşinde: Yarım Asır Evvel Bir Atlantik Serüveni, 2008, Ege Yayınları, İstanbul
Sadun Boro'nun 22 Ağustos 1965'te başlayıp 15 Haziran 1968'de tamamlanan dünya seyahatinin rotası aşağıdaki şekilde gerçekleşmiştir:
Dünya Kalp Günü her yıl 29 Eylül’de kutlanır ve dünyada önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kardiyovasküler hastalıklar hakkında farkındalık yaratmaya adanmıştır. Bu gün, Dünya Sağlık Örgütü’nün desteğiyle Dünya Kalp Federasyonu tarafından kurulmuştur.
Günün temel amacı, insanları kalp ve damar hastalıklarıyla ilgili riskler konusunda bilgilendirmek ve bu hastalıkların gelişme olasılığının nasıl azaltılabileceğini göstermektir. Sağlıklı yaşam tarzı ve önleyici tedbirlerin önemi vurgulanmaktadır.
* Doğru beslenmenin teşviki ve zararlı alışkanlıklardan kaçınma
* Tuz ve şeker tüketiminin azaltılması
* Düzenli fiziksel aktivite
* Kolesterol, tansiyon ve kan şekeri düzeylerinin kontrolü
* Stres yönetimi
Farklı ülkelerde kalp sağlığıyla ilgili konferanslar, seminerler, maratonlar ve etkinlikler düzenlenir. Sağlık kuruluşları genellikle ücretsiz muayene ve danışmanlık sağlar. Okullarda ve üniversitelerde, çocuklar ve gençler için sağlık bilinci oluşturmak amacıyla eğitim etkinlikleri düzenlenir.
Dünya Kalp Günü, önlemlerin ve vücuda gösterilen dikkatin milyonlarca hayat kurtarabileceğini hatırlatır. Doktorlar, hastalar ve kamu kuruluşları arasında kalp bakımını her birey için öncelik haline getirme amacıyla dayanışma günü olarak kutlanır.
Atlas Okyanusu'nun derinliklerine düşen yalnızca bir enkaz değildi, bir sanatçının notaları da dalgaların arasında kayboldu...
1973'te İstanbul'un Pendik ilçesinde dünyaya gelen Fatma Ceren Necipoğlu, hayatını arpın zarif sesine adadı. İlk öğreniminin ardından Özel Alman Lisesi'nde eğitim gördü.
İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda arp eğitimi aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü'nü tamamladı.
Bilginin ve sanatın peşinden okyanuslar aşan Necipoğlu, yüksek lisans eğitimini Amerika Birleşik Devletleri'nde Louisiana Devlet Üniversitesi ve Indiana Üniversitesi'nde sürdürdü. İngilizce, Fransızca ve Almancayı iyi derecede bilen sanatçı, yalnızca sahnelerde değil, akademik alanda da iz bıraktı.
Yüzü aşkın konsere imza attı. Solo ve ortak projelerde arpın büyülü sesini dinleyicilerle buluşturdu. Uluslararası yarışmalarda ödüller kazandı, burslar aldı, genç müzisyenlere ilham verdi.
Dünya Arp Kongresi Birliği ve Arp Sanatı Derneği üyesi olarak çalışmalarını sürdürürken, Anadolu Üniversitesi'nde arp ve piyano dersleri veriyordu.
Anne Adams Ödülleri’nde finalistlik, Villecroze’de burs, Slovenya’da madalya, İngiltere’de alkış aldı. Ama hiç sahne tozu kalkmadı ayaklarının altından. Mütevazıydı. İnceydi. Gerçek bir sanatçıydı.
Ancak onun hikâyesi, trajik bir şekilde yarım kaldı. Rio de Janeiro konserinden dönerken bindiği Air France uçağının Atlas Okyanusu üzerinde düştü.
1 Haziran 2009'da, henüz 36 yaşındayken hayatını kaybetti.
İki buçuk yıl sonra bulunan bedeni Kanlıca Mezarlığı’na defnedildi.
Ardında, dünyanın farklı sahnelerinde yankılanan arp ezgilerini, yetiştirdiği öğrencileri, uluslararası başarılara uzanan ilham verici bir yaşam öyküsünü ve sanatın sınır tanımayan sesini bıraktı.
Picoğlu Osman (gerçek adıyla Osman Gökçe; 1901 - 31 Mayıs 1946), Çepni-Türkkemençe sanatçısı ve bestekârı. Kısa bir süre TRT Ankara Radyosunda çalışmıştır.
Hayatı
Osman Gökçe, Giresun ilinin Görele ilçesine bağlı Daylı(Dayılı) köyünde doğmuştur.Babasının ismi İsmail, annesinin ismi Esma'dır.
Piçoğlu (Bicoğlu) Osman olarak da bilinmektedir.
Ancak annesi de babası da bellidir. Asla 'Piç' değildir! Bu sadece lâkabıdır!
İlkokul öğrenimini Daylı köyünün Avara Kıranı ve Gülle Kıranı mevkilerindeki okullarda görmüştür. Kemençe öğrenimini ilk olarak ağabeyinden ve Tuzcuoğlu Osman'dan, sonra daha uzun süreli olarak da Halil Kodalak 'tan görmüştür.
15 Eylül 1924 tarihinde Trabzon'u ziyareti sırasında Atatürk'e kemençe çalmıştır. Atatürk'ün icrayı çok beğenmesi üzerine "Bu delikanlıyı iyi saklayın, büyük bir sanat dehasıdır." diye söylediği rivayet edilir.
1937 yılında TRT Ankara Radyosunda türkülerinden bazılarını taş plağa kaydetmiştir.
Lâkabının kökeni
Kemençe hocası Halil Kodalak'ın -öğretmek istemediği- bir eseri çalmasından ve Kodalak'ın da içinde "piç oğlu" lakabı geçen bir söz söyleyip, o kızgınlıkla da silahını ateşlemesinden sonra bu lakabı almış ve kendisi de kullanmıştır.
Ölümü
31 Mayıs 1946 tarihinde Cumhuriyet Vapuru'nda, Amasra-Zonguldak suları arasında zatürre (veya veremden) ölmüştür. Kabri, İstanbul Kasımpaşa/Kulaksız mezarlığındadır.
Dünya Açlıkla Mücadele Günü her yıl 28 Mayıs'ta kutlanır. 2011 yılında uluslararası kuruluş The Hunger Project tarafından kronik açlık ve gıda güvenliği sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunu çözmeye yönelik sürdürülebilir çözümler teşvik etmek amacıyla kurulmuştur.
Amaçlar ve Hedefler
Bu günün ana amacı, açlıkla mücadelede bütünsel bir yaklaşımın gerekliliğini vurgulamaktır. Bu yaklaşım şunları içermelidir:
* sürdürülebilir tarım;
* eğitim ve farkındalık;
* sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi;
* ekonomik kalkınma ve eşitlik.
Kırsal alanlardaki kadınlar ve gençlere özel bir önem verilmektedir çünkü onlar, gıda güvenliğinin sağlanmasında temel bir rol oynamaktadır.
Küresel Açlık Nedenleri
Gıda güvensizliğine yol açan başlıca faktörler şunlardır:
* çatışmalar ve savaşlar;
* iklim değişikliği;
* ekonomik krizler ve yoksulluk;
* tarım ve altyapı yatırımlarının eksikliği.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünya çapında 780 milyondan fazla insan kronik açlıkla karşı karşıyadır.
Nasıl Katılabilirsiniz?
Herkes açlıkla mücadelede katkıda bulunabilir:
* yerel çiftçileri ve sürdürülebilir tarımı desteklemek;
* gönüllü programlarına ve hayır etkinliklerine katılmak;
* sosyal medya ve eğitim etkinlikleri aracılığıyla açlık sorunu hakkında bilgi yaymak;
* açlık ve yoksullukla mücadele eden organizasyonları desteklemek.
Dansöz Zennube ilk defa 1960'ta, İzmir Basmane pavyonlarında 'peştamal kuşandı', ablasının jübilesinde. Ablası çadır tiyatrolarında yıllarca göbek atmıştı. Dansözlük kariyerini o alemde küçümsenmeyen bir mertebe sayılan pavyonlarda tamamlamıştı. Artık bayrağı ufaklığından beri yanında çırak gezdirdiği kardeşine teslim etmenin zamanıydı. Yaşını üç yaş büyüterek Emniyet'ten belgesini çıkarmış ve ona "günahkar kadın" anlamına gelen Zennube adını yakıştırmıştı. "Eniştenin Yeri"nde bir prova vakti, eski tüfek dansözlerden Emine Kuran ile Feriha Tekgül'den (Özcan Tekgül'ün annesi) oluşan jüriden aferin alan Zennube, kalabalık ailesinin umut kapısı, geçim kaynağı, en genci, en güzeli, kısaca medar-ı iftiharıydı. Uzun boylu, esmer, kadife tenli, değirmen taşı gibi büyük oval kalçalı, kara kaş kara göz bir kızdı.
1942'de Milas'ta doğdu. Gerçek adı Memnune. Bugün üçü hayatta olan beş kardeşten biriydi. Çocukluğu Aydın ve Nazilli' de geçti. 13 yaşında Şükrü Etioğlu adında eşraftan bir tüccarla evlendirildi. Hülya adında bir kızı oldu. 14 yaşında boşandı. Çocuklu "dul bir çocuk"tu artık. Bu tarihten itibaren ayna karşısında kendi kendine dans etmeye başladı. Devrin ünlü dansözlerinden Babuş'un etkisindeydi. Bir de "Çift Motorlu" Pamela'nın. Ki bu kadının ilginç yanı, meme uçlarında ve kalçasının iki kanadında asılı püskülleri fıldır fıldır döndürerek dans etmesiydi. Bunu yaparken kendi dururdu, sadece memelerini ve kalçasını oynatırdı. Önce sağa, sonra sola. Bitmedi, sonra sağdan sola, soldan sağa. Bu yüzden ona, dudak uçuklatan kinayeler yüklü bir isim takmışlardı: Çift Motorlu Pamela.
On beş yaşında İzmir pavyonlarında neonlu dansözdü. Aralıksız on yıl sürecek 'Zennubeli yıllar' işte böyle başladı. Adana, İzmir, Bursa, İskenderun, Ankara pavyonlarında üç yıl süren stajyerliğini tamamladıktan sonra 1963'te İstanbul' a geldi. Önceleri kostümlerini Tahtakale bijuterilerinden aldığı incik boncukla kendi dikerken, artık Bella'dan giyinip kuşanıyordu. İstanbul' dan önce takılıp kaldığı İzmir ve Ankara' da ikinci ve üçüncü evliliklerini yaptı. Cengiz Turan adlı İzmirli bir delikanlıya gönlünü kaptırmıştı. Az çekmedi ondan, bu adam "kadir kıymet bilmez" çıkmıştı. Bir Ankara turnesinde ise Şükrü Köseoğlu Paşa'nın oğlu Rasim'le tanıştı. Bu da "hayırsızın biriydi."
İstanbul'a gelip de Zeki Müren'in kadrosunda turistik-sosyetik kulüplere terfi edince, memlekette onu tanımayan kalmamıştı. Ciddi rakipleri vardı. Bir kere o devirde, 9 /8 zil çalarak oynamasını bilmeyen dansözden sayılmıyordu, keza tülle dans edemeyenler de. En çok Özcan Tekgül, Aysel Tanju ve Ayşe Nana ile çekişti. Bu üçü o sıralar piyasayı adamakıllı tutmuştu. Dansta onlardan bir eksiği yoktu. Özcan Tekgül alkol enerjisiyle deli dolu bir 'performans' sergileyen uçuk bir dansözdü. Aysel Tanju ile Nana ise coştukça soyunanlardandı. İstanbulluydular ne de olsa, striptize uyanmışlardı. Zennube ise sahneden kostümünden fire vermeden inerdi.
1960'tan 1970'in hemen başına kadar süren bu devirde, Anadolu kocaman bir panayır yeri gibiydi. Millet fıskiyeli havuzlu püfür püfür yaz bahçelerinde çay-kahve içiyor, çekirdek çitleyip sinema seyrediyordu. Demir, tütün, pamuk, incir, kereste tüccarları, kabadayılar, mekancılar, kimi müzisyenler, bazı emniyet mensupları ile bazı gazeteciler ve tabiatıyla kimi futbolcular hep bu kadınların peşindeydi. Zennube de bunların içinde en kolay kandırılanıydı. Hemen her turnede kendine yeni bir adam buluyor ve çoğu zaman da hüsrana uğruyordu.
Yalnız bir keresinde Hasan Atak adında bir polis Zennube'ye fena çarpıldı. İskenderun'da, bir pavyonda dans ederken tanıştı onunla. Babası yaşında, evli barklı bir adamdı. Aşkları ayyuka çıkınca Ankara'dan İçişleri Bakanlığı müfettişleri geldi, polisi görevden aldılar. Zennube'yi de İskenderun' dan kovdular. Bir daha bu kente adımını atmasını yasakladılar. Zennube İskenderun'dan İzmir'e geçti. Fuar başlamıştı. Mogambo' da göbek atarken bestekar ve kanuni Coşkun Erdem'le tanıştı. İki yıl beraber kaldılar. Bu sıralar Arap aleminden Ferit el Atraş, Abdülvahap, Sabbah, Abdülhalim Hafız gibi müzisyenler saltanat sürüyordu. Özellikle Ferit el Atraş "Habina" adlı şarkısıyla ortalığı kasıp kavuruyordu.
Nasıl Hamdi Beliğ'in şarkısı Bülent Ersoy tarafından "Maazallah" diye söylendiyse, Coşkun Erdem de bu şarkının melodisini aynen almış, yeni sözler yazarak Zennube'ye ithaf etmişti: "Zennube hayatım, gel bana gel sevgilim, kaçma benden, gel beraber gezelim" şarkısı herkesin dilindeydi. (Bu şarkı 2000'lerin başında tekrar Atilla Taş tarafından yeniden söylendi.) Bu şarkının rüzgarıyla şöhreti ikiye katlanan Zennube dört de film çevirdi. Nefesini Keseceğim' de başrol, Şahane Kadın' da Sevim Çağlayan ile yine başrol oynadı.
Oynamaz olaydı. Çünkü gençliğinin en güzel beş yılını karartacak olan Berker İnanoğlu ile bu sırada tanıştı. Vaktiyle Aysel Tanju'yu 'himayesine' alan abisi (Türker Inanoğlu) gibi o da zavallı Zennube'yi 'himayesine' almıştı. Bu ilişki sırasında çok eziyet çekti, hem de hiç çekmediği kadar. Aysel Tanju'nun ve Zennube'nin çekilmesiyle nefes alan piyasada tuhaf isimli dansözler türemişti; Tahiyye Salem, Pandora, Türkan Şamil, Tamara, Salome, Semira Semir gibi. Zennube'nin bir de belalısı vardı; ünlü babalardan Arap Burhan!
Bir gece bir gazinoda Berker İnanoğlu ve Zennube demlenirken birden peydah oldu. İki taraf da silahlarına davrandı. Çıkan arbedede Arap Burhan'ın adamları Zennube'yi bacaklarından, kalçasından bıçakladılar, dans edemesin diye. Zavallı aylarca yatalak kaldı. Tam da bu sıra gazetelerden kocası bildiği adamın evlendiğini öğrendi. Müjde gibi geldi ona bu haber; beş yıllık "hapis hayatı" bitti, tekrar piyasadaydı.
Hasat mevsimi Adana'ya gitti. Niyeti "para yemeye gelen" pamuk tüccarlarını söğüşlemekti. Ama kısmetine bir hacıağa değil de bir futbolcu çıkmıştı: Adanademirsporlu Özden! Gelgelelim Kartal Yaşar'lı, Füze Selami'li "Lacivert-Mavililer"in -ki o ekip o günlerde büyük takımların korkulu rüyasıydı- raket ayaklı solaçığı Özden bu aşktan fena halde zararlı çıktı. Zennube'yi ona yar etmemeye yeminli yeraltı aleminin en boktan herifleri Özden'i bacaklarından kurşunladılar. Özellikle sol taraftan.
Onun futbolcu aşıklarından biri de "Güvercin Nuri" namıyla maruf milli solhaf Nuri'ydi. Hacettepe' de yetişip Eskişehirspor'un Es-Es-Es-Ki-Ki-Ki'li zamanında "Kırmızı Şimşekler"in formasını giyen Nuri, lakabını bir Beşiktaş maçı öncesinde çimlere konan güvercinlerden birini kramponlarıyla telef etmesi 'sayesinde' kazanmıştı. Zennube'nin Nuri'yle olan aşkı da o güvercinle aynı kaderi paylaştı.
1970'lere gelindiğinde son kez gittiği İzmir Fuarı'nda dansözlük hayatını tamamladı. Dördüncü evliliğini yaptığı Kazım Ay adında bir deri tüccarı onu "evinin kadını" olmaya ikna etmişti. Zaten kilosu 60'ın üstüne çıkmış, bacaklarında kurşun, bıçak façaları; Zennube sessizce piyasadan çekildi.
(ÜMİT BAYAZOĞLU, "Uzun, İnce Yolcular", Aras Yayıncılık, 2014)
Dünya Kaplumbağa Günü her yıl 23 Mayıs'ta kutlanan bir farkındalık günüdür. Bu özel gün, kaplumbağaların ve onların yaşam alanlarının korunması gerektiğine dikkat çekmek amacıyla düzenlenir. İlk olarak 2000 yılında American Tortoise Rescue (ATR) kuruluşu tarafından başlatılmıştır. Amacı, kaplumbağalar hakkındaki bilgi birikimini artırmak ve kaplumbağa bakımına dair farkındalığı yükseltmektir.
Kaplumbağaların Önemi
Kaplumbağalar, dünya ekosistemi için önemli bir role sahiptirler. Hem karada hem de denizde yaşayan kaplumbağalar, deniz ekosistemlerinde yosun dengesini sağlamak, karasal çevrede ise bitki çeşitliliğini artırmak gibi roller üstlenir. Ancak habitat tahribatı, kirlilik, avlanma ve iklim değişikliği gibi nedenlerle kaplumbağaların nüfusları dünya genelinde azalış göstermektedir.
Hedef ve Amaç
Dünya Kaplumbağa Günü'nün başlıca hedefleri şunlardır:
- Kaplumbağaların yaşamları ve karşılaştıkları tehditler hakkında farkındalık yaratmak.
- Özel ya da yabani türlerin uygun şekilde yaşamalarını teşvik etmek.
- Kaplumbağa bakımını bilen sorumlu sahiplenmeleri teşvik etmek.
- İnsanların kaplumbağaları doğal ortamlarında koruma girişimlerinde bulunmalarını sağlamak.
Kaplumbağaların Korunması İçin Bireysel Adımlar
Kaplumbağaları korumak adına birey olarak alabileceğiniz bazı basit önlemler şunlardır:
- Tek kullanımlık plastik ürünlerden kaçının, çünkü bunlar genellikle deniz kaplumbağaları için tehlike oluşturur.
- Doğal yaşam alanlarına zarar verebilecek atıkları sınıflandırarak geri dönüştürün.
- Egzotik evcil hayvan ticareti yapmayın ve desteklemeyin.
- Kaplumbağaların doğal yaşam alanlarını koruyan projelere gönüllü olarak katılın.
Dünya Kaplumbağa Günü'ne Katılmanın Önemi
Dünya Kaplumbağa Günü yalnızca kaplumbağaların korunması için değil, aynı zamanda gezegenimizin biyolojik çeşitliliği hakkında daha geniş bir farkındalık yaratmak için de fırsat sunar. Bu özel gün aracılığıyla toplumun her kesimi kaplumbağaların karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekebilir ve daha sürdürülebilir çözümlere katkıda bulunabilir.
Kaplumbağaların yaşamlarını daha güvenli kılmak, sadece bu güzel canlıları değil, aynı zamanda geleceğimizi de korumak anlamına gelir. Daha bilinçli bireyler ve topluluklar olarak, Dünya Kaplumbağa Günü'nün ruhuna uygun şekilde hareket etmeyi unutmayalım.