Picoğlu Osman (gerçek adıyla Osman Gökçe; 1901 - 31 Mayıs 1946), Çepni-Türkkemençe sanatçısı ve bestekârı. Kısa bir süre TRT Ankara Radyosunda çalışmıştır.
Hayatı
Osman Gökçe, Giresun ilinin Görele ilçesine bağlı Daylı(Dayılı) köyünde doğmuştur.Babasının ismi İsmail, annesinin ismi Esma'dır.
Piçoğlu (Bicoğlu) Osman olarak da bilinmektedir.
Ancak annesi de babası da bellidir. Asla 'Piç' değildir! Bu sadece lâkabıdır!
İlkokul öğrenimini Daylı köyünün Avara Kıranı ve Gülle Kıranı mevkilerindeki okullarda görmüştür. Kemençe öğrenimini ilk olarak ağabeyinden ve Tuzcuoğlu Osman'dan, sonra daha uzun süreli olarak da Halil Kodalak 'tan görmüştür.
15 Eylül 1924 tarihinde Trabzon'u ziyareti sırasında Atatürk'e kemençe çalmıştır. Atatürk'ün icrayı çok beğenmesi üzerine "Bu delikanlıyı iyi saklayın, büyük bir sanat dehasıdır." diye söylediği rivayet edilir.
1937 yılında TRT Ankara Radyosunda türkülerinden bazılarını taş plağa kaydetmiştir.
Lâkabının kökeni
Kemençe hocası Halil Kodalak'ın -öğretmek istemediği- bir eseri çalmasından ve Kodalak'ın da içinde "piç oğlu" lakabı geçen bir söz söyleyip, o kızgınlıkla da silahını ateşlemesinden sonra bu lakabı almış ve kendisi de kullanmıştır.
Ölümü
31 Mayıs 1946 tarihinde Cumhuriyet Vapuru'nda, Amasra-Zonguldak suları arasında zatürre (veya veremden) ölmüştür. Kabri, İstanbul Kasımpaşa/Kulaksız mezarlığındadır.
Dünya Açlıkla Mücadele Günü her yıl 28 Mayıs'ta kutlanır. 2011 yılında uluslararası kuruluş The Hunger Project tarafından kronik açlık ve gıda güvenliği sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunu çözmeye yönelik sürdürülebilir çözümler teşvik etmek amacıyla kurulmuştur.
Amaçlar ve Hedefler
Bu günün ana amacı, açlıkla mücadelede bütünsel bir yaklaşımın gerekliliğini vurgulamaktır. Bu yaklaşım şunları içermelidir:
* sürdürülebilir tarım;
* eğitim ve farkındalık;
* sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi;
* ekonomik kalkınma ve eşitlik.
Kırsal alanlardaki kadınlar ve gençlere özel bir önem verilmektedir çünkü onlar, gıda güvenliğinin sağlanmasında temel bir rol oynamaktadır.
Küresel Açlık Nedenleri
Gıda güvensizliğine yol açan başlıca faktörler şunlardır:
* çatışmalar ve savaşlar;
* iklim değişikliği;
* ekonomik krizler ve yoksulluk;
* tarım ve altyapı yatırımlarının eksikliği.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünya çapında 780 milyondan fazla insan kronik açlıkla karşı karşıyadır.
Nasıl Katılabilirsiniz?
Herkes açlıkla mücadelede katkıda bulunabilir:
* yerel çiftçileri ve sürdürülebilir tarımı desteklemek;
* gönüllü programlarına ve hayır etkinliklerine katılmak;
* sosyal medya ve eğitim etkinlikleri aracılığıyla açlık sorunu hakkında bilgi yaymak;
* açlık ve yoksullukla mücadele eden organizasyonları desteklemek.
Dansöz Zennube ilk defa 1960'ta, İzmir Basmane pavyonlarında 'peştamal kuşandı', ablasının jübilesinde. Ablası çadır tiyatrolarında yıllarca göbek atmıştı. Dansözlük kariyerini o alemde küçümsenmeyen bir mertebe sayılan pavyonlarda tamamlamıştı. Artık bayrağı ufaklığından beri yanında çırak gezdirdiği kardeşine teslim etmenin zamanıydı. Yaşını üç yaş büyüterek Emniyet'ten belgesini çıkarmış ve ona "günahkar kadın" anlamına gelen Zennube adını yakıştırmıştı. "Eniştenin Yeri"nde bir prova vakti, eski tüfek dansözlerden Emine Kuran ile Feriha Tekgül'den (Özcan Tekgül'ün annesi) oluşan jüriden aferin alan Zennube, kalabalık ailesinin umut kapısı, geçim kaynağı, en genci, en güzeli, kısaca medar-ı iftiharıydı. Uzun boylu, esmer, kadife tenli, değirmen taşı gibi büyük oval kalçalı, kara kaş kara göz bir kızdı.
1942'de Milas'ta doğdu. Gerçek adı Memnune. Bugün üçü hayatta olan beş kardeşten biriydi. Çocukluğu Aydın ve Nazilli' de geçti. 13 yaşında Şükrü Etioğlu adında eşraftan bir tüccarla evlendirildi. Hülya adında bir kızı oldu. 14 yaşında boşandı. Çocuklu "dul bir çocuk"tu artık. Bu tarihten itibaren ayna karşısında kendi kendine dans etmeye başladı. Devrin ünlü dansözlerinden Babuş'un etkisindeydi. Bir de "Çift Motorlu" Pamela'nın. Ki bu kadının ilginç yanı, meme uçlarında ve kalçasının iki kanadında asılı püskülleri fıldır fıldır döndürerek dans etmesiydi. Bunu yaparken kendi dururdu, sadece memelerini ve kalçasını oynatırdı. Önce sağa, sonra sola. Bitmedi, sonra sağdan sola, soldan sağa. Bu yüzden ona, dudak uçuklatan kinayeler yüklü bir isim takmışlardı: Çift Motorlu Pamela.
On beş yaşında İzmir pavyonlarında neonlu dansözdü. Aralıksız on yıl sürecek 'Zennubeli yıllar' işte böyle başladı. Adana, İzmir, Bursa, İskenderun, Ankara pavyonlarında üç yıl süren stajyerliğini tamamladıktan sonra 1963'te İstanbul' a geldi. Önceleri kostümlerini Tahtakale bijuterilerinden aldığı incik boncukla kendi dikerken, artık Bella'dan giyinip kuşanıyordu. İstanbul' dan önce takılıp kaldığı İzmir ve Ankara' da ikinci ve üçüncü evliliklerini yaptı. Cengiz Turan adlı İzmirli bir delikanlıya gönlünü kaptırmıştı. Az çekmedi ondan, bu adam "kadir kıymet bilmez" çıkmıştı. Bir Ankara turnesinde ise Şükrü Köseoğlu Paşa'nın oğlu Rasim'le tanıştı. Bu da "hayırsızın biriydi."
İstanbul'a gelip de Zeki Müren'in kadrosunda turistik-sosyetik kulüplere terfi edince, memlekette onu tanımayan kalmamıştı. Ciddi rakipleri vardı. Bir kere o devirde, 9 /8 zil çalarak oynamasını bilmeyen dansözden sayılmıyordu, keza tülle dans edemeyenler de. En çok Özcan Tekgül, Aysel Tanju ve Ayşe Nana ile çekişti. Bu üçü o sıralar piyasayı adamakıllı tutmuştu. Dansta onlardan bir eksiği yoktu. Özcan Tekgül alkol enerjisiyle deli dolu bir 'performans' sergileyen uçuk bir dansözdü. Aysel Tanju ile Nana ise coştukça soyunanlardandı. İstanbulluydular ne de olsa, striptize uyanmışlardı. Zennube ise sahneden kostümünden fire vermeden inerdi.
1960'tan 1970'in hemen başına kadar süren bu devirde, Anadolu kocaman bir panayır yeri gibiydi. Millet fıskiyeli havuzlu püfür püfür yaz bahçelerinde çay-kahve içiyor, çekirdek çitleyip sinema seyrediyordu. Demir, tütün, pamuk, incir, kereste tüccarları, kabadayılar, mekancılar, kimi müzisyenler, bazı emniyet mensupları ile bazı gazeteciler ve tabiatıyla kimi futbolcular hep bu kadınların peşindeydi. Zennube de bunların içinde en kolay kandırılanıydı. Hemen her turnede kendine yeni bir adam buluyor ve çoğu zaman da hüsrana uğruyordu.
Yalnız bir keresinde Hasan Atak adında bir polis Zennube'ye fena çarpıldı. İskenderun'da, bir pavyonda dans ederken tanıştı onunla. Babası yaşında, evli barklı bir adamdı. Aşkları ayyuka çıkınca Ankara'dan İçişleri Bakanlığı müfettişleri geldi, polisi görevden aldılar. Zennube'yi de İskenderun' dan kovdular. Bir daha bu kente adımını atmasını yasakladılar. Zennube İskenderun'dan İzmir'e geçti. Fuar başlamıştı. Mogambo' da göbek atarken bestekar ve kanuni Coşkun Erdem'le tanıştı. İki yıl beraber kaldılar. Bu sıralar Arap aleminden Ferit el Atraş, Abdülvahap, Sabbah, Abdülhalim Hafız gibi müzisyenler saltanat sürüyordu. Özellikle Ferit el Atraş "Habina" adlı şarkısıyla ortalığı kasıp kavuruyordu.
Nasıl Hamdi Beliğ'in şarkısı Bülent Ersoy tarafından "Maazallah" diye söylendiyse, Coşkun Erdem de bu şarkının melodisini aynen almış, yeni sözler yazarak Zennube'ye ithaf etmişti: "Zennube hayatım, gel bana gel sevgilim, kaçma benden, gel beraber gezelim" şarkısı herkesin dilindeydi. (Bu şarkı 2000'lerin başında tekrar Atilla Taş tarafından yeniden söylendi.) Bu şarkının rüzgarıyla şöhreti ikiye katlanan Zennube dört de film çevirdi. Nefesini Keseceğim' de başrol, Şahane Kadın' da Sevim Çağlayan ile yine başrol oynadı.
Oynamaz olaydı. Çünkü gençliğinin en güzel beş yılını karartacak olan Berker İnanoğlu ile bu sırada tanıştı. Vaktiyle Aysel Tanju'yu 'himayesine' alan abisi (Türker Inanoğlu) gibi o da zavallı Zennube'yi 'himayesine' almıştı. Bu ilişki sırasında çok eziyet çekti, hem de hiç çekmediği kadar. Aysel Tanju'nun ve Zennube'nin çekilmesiyle nefes alan piyasada tuhaf isimli dansözler türemişti; Tahiyye Salem, Pandora, Türkan Şamil, Tamara, Salome, Semira Semir gibi. Zennube'nin bir de belalısı vardı; ünlü babalardan Arap Burhan!
Bir gece bir gazinoda Berker İnanoğlu ve Zennube demlenirken birden peydah oldu. İki taraf da silahlarına davrandı. Çıkan arbedede Arap Burhan'ın adamları Zennube'yi bacaklarından, kalçasından bıçakladılar, dans edemesin diye. Zavallı aylarca yatalak kaldı. Tam da bu sıra gazetelerden kocası bildiği adamın evlendiğini öğrendi. Müjde gibi geldi ona bu haber; beş yıllık "hapis hayatı" bitti, tekrar piyasadaydı.
Hasat mevsimi Adana'ya gitti. Niyeti "para yemeye gelen" pamuk tüccarlarını söğüşlemekti. Ama kısmetine bir hacıağa değil de bir futbolcu çıkmıştı: Adanademirsporlu Özden! Gelgelelim Kartal Yaşar'lı, Füze Selami'li "Lacivert-Mavililer"in -ki o ekip o günlerde büyük takımların korkulu rüyasıydı- raket ayaklı solaçığı Özden bu aşktan fena halde zararlı çıktı. Zennube'yi ona yar etmemeye yeminli yeraltı aleminin en boktan herifleri Özden'i bacaklarından kurşunladılar. Özellikle sol taraftan.
Onun futbolcu aşıklarından biri de "Güvercin Nuri" namıyla maruf milli solhaf Nuri'ydi. Hacettepe' de yetişip Eskişehirspor'un Es-Es-Es-Ki-Ki-Ki'li zamanında "Kırmızı Şimşekler"in formasını giyen Nuri, lakabını bir Beşiktaş maçı öncesinde çimlere konan güvercinlerden birini kramponlarıyla telef etmesi 'sayesinde' kazanmıştı. Zennube'nin Nuri'yle olan aşkı da o güvercinle aynı kaderi paylaştı.
1970'lere gelindiğinde son kez gittiği İzmir Fuarı'nda dansözlük hayatını tamamladı. Dördüncü evliliğini yaptığı Kazım Ay adında bir deri tüccarı onu "evinin kadını" olmaya ikna etmişti. Zaten kilosu 60'ın üstüne çıkmış, bacaklarında kurşun, bıçak façaları; Zennube sessizce piyasadan çekildi.
(ÜMİT BAYAZOĞLU, "Uzun, İnce Yolcular", Aras Yayıncılık, 2014)
Dünya Kaplumbağa Günü her yıl 23 Mayıs'ta kutlanan bir farkındalık günüdür. Bu özel gün, kaplumbağaların ve onların yaşam alanlarının korunması gerektiğine dikkat çekmek amacıyla düzenlenir. İlk olarak 2000 yılında American Tortoise Rescue (ATR) kuruluşu tarafından başlatılmıştır. Amacı, kaplumbağalar hakkındaki bilgi birikimini artırmak ve kaplumbağa bakımına dair farkındalığı yükseltmektir.
Kaplumbağaların Önemi
Kaplumbağalar, dünya ekosistemi için önemli bir role sahiptirler. Hem karada hem de denizde yaşayan kaplumbağalar, deniz ekosistemlerinde yosun dengesini sağlamak, karasal çevrede ise bitki çeşitliliğini artırmak gibi roller üstlenir. Ancak habitat tahribatı, kirlilik, avlanma ve iklim değişikliği gibi nedenlerle kaplumbağaların nüfusları dünya genelinde azalış göstermektedir.
Hedef ve Amaç
Dünya Kaplumbağa Günü'nün başlıca hedefleri şunlardır:
- Kaplumbağaların yaşamları ve karşılaştıkları tehditler hakkında farkındalık yaratmak.
- Özel ya da yabani türlerin uygun şekilde yaşamalarını teşvik etmek.
- Kaplumbağa bakımını bilen sorumlu sahiplenmeleri teşvik etmek.
- İnsanların kaplumbağaları doğal ortamlarında koruma girişimlerinde bulunmalarını sağlamak.
Kaplumbağaların Korunması İçin Bireysel Adımlar
Kaplumbağaları korumak adına birey olarak alabileceğiniz bazı basit önlemler şunlardır:
- Tek kullanımlık plastik ürünlerden kaçının, çünkü bunlar genellikle deniz kaplumbağaları için tehlike oluşturur.
- Doğal yaşam alanlarına zarar verebilecek atıkları sınıflandırarak geri dönüştürün.
- Egzotik evcil hayvan ticareti yapmayın ve desteklemeyin.
- Kaplumbağaların doğal yaşam alanlarını koruyan projelere gönüllü olarak katılın.
Dünya Kaplumbağa Günü'ne Katılmanın Önemi
Dünya Kaplumbağa Günü yalnızca kaplumbağaların korunması için değil, aynı zamanda gezegenimizin biyolojik çeşitliliği hakkında daha geniş bir farkındalık yaratmak için de fırsat sunar. Bu özel gün aracılığıyla toplumun her kesimi kaplumbağaların karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekebilir ve daha sürdürülebilir çözümlere katkıda bulunabilir.
Kaplumbağaların yaşamlarını daha güvenli kılmak, sadece bu güzel canlıları değil, aynı zamanda geleceğimizi de korumak anlamına gelir. Daha bilinçli bireyler ve topluluklar olarak, Dünya Kaplumbağa Günü'nün ruhuna uygun şekilde hareket etmeyi unutmayalım.
Dünyadaki Müslüman sayısının %6’sı Türkiye'de iken,
cami sayısının %65’i bu ülkede...
Diyanet'in bütçesi 12 milyar TL,
İmam sayısı 275 bin
Cami sayısı 85 bin
Sağlık Bakanlığı bütçesi2.7 milyar TL
Doktor sayısı 107 bin
Hastane sayısı 1.250
Doktor açığı105 Bin
İmam fazlası 115 Bin
Her yıl mezun olan doktor sayısı 9 bin
Her yıl mezun olan imam sayısı 60 bin
Kültür düzeyimizin fotoğrafını çekersek, hem bulunduğumuz
noktanın ne olduğu, hem de IQ (zeka) durumumuz ortaya çıkar.
Aşağıda vereceğim bilgiler size her şeyi anlatacaktır.
1 Yılda ortalama:
Bir Japon25,
Bir Şilili18,
Bir İsviçreli11
kitap okuyormuş.
Bizde ise;
bir kişi 10 yılda 1 kitap okuyormuş.
Türkiye’de ihtiyaç listesinde kitap 235.sıradadır.
8 milyonluk Azerbaycan’da bir kitap 100 bin basarken, bizde
bu sayı 3 bindir.
Türkiye’de;
Kütüphane sayısı 1412
Kahvehane sayısı570
000.
49.600 kişiye bir kütüphane;
122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.
Bir Norveçli:
Kitap için yılda 147 dolar,
Biz33 sentharcıyoruz.
Türkiye’de bir günde televizyona 5 saat ayıran insanımız
kitaba yılda 6 saat ayırmaktadır.
Kültürü reddeden insanlar, kültürü reddedenleri seçerler ve
ardından yıllarca yakınırlar.
Yalnız bu işlerin iki tehlikesi de vardır:
Birincisi, kitap okuma alışkanlığı edindiğinizde şimdiye dek
ne kadar boş olduğunuzu anlar ve üzülürsünüz,
İkincisi de hemen her sahada sizi kullananların ne çapta
kişiler olduğunu anlar komplekse girersiniz.
Cehalet kader değildir. Lütfen okuyun.
(Alıntıdır.)
Mesela, sizi derin uykudan uyandıracak kitaplar basıldı bu ülkede.
Örneğin: Yazar Ali Gökçe'nin, "İran Hududunda Bir Tilki" ve "Barış" isimli kitapları ufkunuzu açmak için bir kapı aralayabilir belki de, alıp okumanızı öneririm.
Domuz eti İslamiyet'ten, Musevilikten asırlar önce Sümer mitolojisindeki bir hikaye üzerine ilk olarak Samilerde yasaklanmıştır.
Sümer mitolojisinde Aşk, bereket tanrıçası İnanna'nın kocası Tammuz'un diğer adı Domuzi/ Dumuzi'dir ve hayvanların tanrısıdır.
Bu ismin Anadolu'daki ismi Attis, aynı adın Suriye'ye geçtiğinde Adon, Yunan mitolojisinde Afrodit'in sevgilisi Adonis olduğunu görmekteyiz.
İnanna'ın kocası Tammuz/Dumuzi vahşi bir yaban domuzu tarafından öldürülür. Bunun üzerine domuz, lanetlenen ve eti yasaklanan bir hayvan olur.
Domuzu mitolojide günahkar, dinlerde haram yapan bilinçaltında yatan "Tanrı katili" sıfatıdır.
Mezopotamya'da domuz, "katil" sıfatı ile nefret edilen bir hayvan olmuştur.
Sümer kültür ve inançlarının tek tanrılı dinlerin kitaplarını nasıl etkilediğine Tevrat'ın Hezekiel bölümünde "Tammuz" adının geçmesinden anlayabiliriz.
Tevrat'ta şöyle bir cümle geçiyor: "Orada oturup Tammuz için ağlayan kadınları gördüm."
Sümerlerde de Tammuz bir domuz tarafından öldürülünce kadınlar, tüm yeryüzü ağlıyor.
Yunan mitolojisinde de Aşk Tanrıçası Afrodit'in sevgilisi Adonis,bir yaban domuz tarafından öldürülüyor.
Zaten Sümerlerdeki Aşk Tanrıçası İnanna'nın Yunan mitolojisindeki karşılığı Afrodit'tir.
Görüldüğü üzere inançlar farklı şekillerde, farklı isimlerle birbirlerini etkilemişler.
Ayrıca domuzun ekonomik açıdan, ..küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi, yaz aylarında etinin dayanıksız olması, domuzun sulak alanlarda yetişmesi gibi sebepler de domuzun tercih edilmemesinin diğer sebepleri arasında sayılabilir.
At kestanesi, parklarda sıkça gördüğümüz heybetli bir ağaçtır ama adındaki "kestane" kelimesine aldanmamak gerekir; bildiğimiz yenilebilir kestanelerle hiçbir akrabalığı yoktur.
Aslen Balkan dağlarına özgü olan bu ağaç, tamamen kendine has şaşırtıcı özelliklere sahiptir.
En ilginç yönlerinden biri, dökülen yaprak saplarının dalda bıraktığı izdir. Bu iz, üzerindeki çivi benzeri noktalarla birlikte tıpkı bir at nalına benzer.
Baharda açan beyaz çiçekleri ise adeta akıllı bir sinyal sistemidir. Çiçeklerin ortasındaki sarı renk, arılara "bende polen var" mesajı verir. Çiçek tozlaştığı an bu renk kırmızıya döner. Arılar kırmızı rengi göremediği için sadece sarı olanlara yönelir ve ağaç boşuna enerji harcamaz.
Tohumları, yani yere düşen o parlak kahverengi kestaneler yüksek oranda sabun özü (saponin) içerir. Ezilip suya atıldığında köpürdüğü için eskiden çamaşır yıkamada kullanılmıştır.
İlkbaharda tomurcukları koruyan yapışkan reçinesi ve sonbaharda tohumları dışarı fırlatan dikenli yeşil kapsülleri de ağacın savunma mekanizmalarıdır.
Unutmamak gerekir ki at kestanesi insanlar ve evcil hayvanlar için zehirlidir; asla çiğ olarak yenmemelidir. Sadece doğadaki bazı sincap ve geyikler bu zehre dayanıklıdır.
Bugün Paris'in dünyaca ünlü Şanzelize Bulvarı'nı (Champs-Élysées) süsleyen o görkemli at kestanesi ağaçlarının kökeni Osmanlı'ya dayanır. Botanikçi ve elçi Ogier Ghiselin de Busbecq, 1500'lü yıllarda İstanbul'da görüp hayran kaldığı bu ağacın tohumlarını Avrupa'ya götürmüştür. 1615 yılında ise Fransa Kraliçesi Marie de Medici'nin isteğiyle, İstanbul'dan Paris'e hediye olarak çok sayıda at kestanesi fidanı gönderilmiş ve Şanzelize'ye dikilmiştir.
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı 19 Mayıs 1919 tarihini anmak amacıyla her yıl 19 Mayıs'ta kutlanan ulusal bir bayramdır. Aynı zamanda bu bayram, gençliğe ve spora adanmıştır.
Tarihi ve Anlamı
Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini başlatmıştır. Bu tarih, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir. Atatürk, bu önemli günü Türk gençliğine armağan etmiş ve gençliğe olan güvenini göstermiştir.
Bayramın Resmi Statüsü
- 1938 yılında "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanmaya başlanmıştır.
- 1981 yılında, Atatürk’ün 100. doğum yılı dolayısıyla "Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" adını almıştır.
- Türkiye'de resmi tatil günlerinden biridir ve kamu kurumları, okullar ve birçok özel sektör kuruluşu bu gün tatil yapar.
Nasıl Kutlanır?
Bayram, Türkiye genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanır. Bu etkinlikler arasında şunlar yer alır:
- Resmi törenler: Valilikler, belediyeler ve okullar tarafından düzenlenen çelenk sunma törenleri yapılır.
- Gençlik yürüyüşleri: Öğrenciler ve gençlik grupları tarafından düzenlenen yürüyüşler gerçekleştirilir.
- Spor etkinlikleri: Atletizm, futbol, basketbol gibi çeşitli spor müsabakaları düzenlenir.
- Gösteriler ve konserler: Halk oyunları, müzik dinletileri ve gençlik konserleri organize edilir.
- Anma programları: Atatürk’ün hayatı ve mücadelesiyle ilgili belgesel gösterimleri, konuşmalar ve paneller düzenlenir.
Atatürk ve Gençlik
Atatürk, gençliğe büyük önem vermiştir. "Ey Türk gençliği!" diye başlayan Gençliğe Hitabe ’si, gençliğe duyduğu güvenin ve verdiği önemin en açık göstergesidir. 19 Mayıs’ı gençliğe armağan etmesi de bu düşüncesinin bir yansımasıdır.
Uluslararası Boyutu
19 Mayıs, sadece Türkiye’de değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de resmi bayram olarak kutlanmaktadır. Ayrıca yurtdışındaki Türk toplulukları da bu günü çeşitli etkinliklerle anmaktadır.