DÜNYA SEREBRAL PALSİ GÜNÜ
DÜNYA HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ
MEVLANA
MEVLEVİLİĞİ İSLAM ZANNEDENLERE!
GOOGLE'UN DOĞUM GÜNÜ
Google'ın Doğum Günü, dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin kuruluş tarihine adanmış yıllık bir etkinliktir.
Larry Page ve Sergey Brin tarafından kurulan Google, milyonlarca kullanıcının hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş ve arama teknolojileri, bulut hizmetleri, haritalar, e-posta ve birçok diğer hizmeti sunmaktadır.
Kutlama,
şirketin yeniliklerini, başarılarını ve küresel dijital kültür üzerindeki
etkisini onurlandırır.
Google'ın Doğum Günü, resmi olarak her yıl 27 Eylül'de kutlanmaktadır. Önceden tarih, yıla ve şirketin tercihine bağlı olarak değişiyordu, ancak 2006'dan beri Google 27 Eylül'ü resmi doğum günü olarak belirlemiştir.
* şirketin kuruluşunu ve tarihi başarılarını kutlamak;
* Google'ın teknoloji ve internetin gelişimine katkısını
vurgulamak;
* kullanıcılar arasında yenilik ve dijital çözümleri teşvik
etmek;
* çalışanları ve kullanıcıları yaratıcılığa ve yeni gelişmelere ilham vermek.
Kutlama çeşitli etkinliklerle birlikte gerçekleşir:
* şirketin doğum gününe adanmış Google Doodle özel logoları;
* şirketin gelişimi, kurucuları ve önemli projeleri hakkında
hikayelerin yayınlanması;
* dünya genelinde Google çalışanları için kurumsal
etkinlikler;
* teknoloji ve internet tarihine adanmış sergiler ve
çevrimiçi etkinlikler;
* yenilikle ilgili eğitim girişimleri, yarışmalar ve bilgi yarışmaları.
Toplum için önemi
Google'ın Doğum Günü, modern dünyada teknoloji ve
inovasyonun önemini vurgular. Kutlama, şirketin küresel dijital kültür, eğitim,
iş dünyası ve kullanıcıların günlük yaşam üzerindeki etkisini yansıtır ve
teknoloji alanında daha fazla başarıya ilham verir.
Ben de, Blogger "Ali Gökçe" Bloguma destek veren GOOGLE'a teşekkür ediyor,
Doğum Gününü Kutluyorum.
https://aligokce56.blogspot.com
ORMAN
Sayın Hiç kimseye,
boşu-boşuna, öylesine, lâf olsun torba dolsun babından karaladığım
naçizane dilekçemdir.
Ülkemizde, bildiğiniz gibi Or-Generaller var, Or-Amiraller
var. Bir de Or’lukları hiç bitmeyenler var, yüzyıllarca hem de!
He ya, bravo bildiniz, Or-Man.
Hepsinin ortak özelliği dünyadaki canlılar olması.
Üstteki Or lar el üstünde tutuluyor ama alttaki Or lar
ateşler içinde, alev-alev, son on yılda gözyaşları hiç dinmiyor. Onlara saygı
duyulmuyor.
“Türkiye Çöl Olmasın” diye diye çabalayıp, ömrünü tüketen ikinci
bir (merhum) Hayrettin Karaca’mız da maalesef yok.
Ormanlarımız her yıl artarak yanmaktadır. Yanan ormanlarımıza da uluslararası kabul görmüş standartlarda yer almayan yeni bir ölçü birimi uydurdu sayın basın-yayın üstatlarımız. Şu bölgedeki yanan ormanlarımız; “şu kadar sayıdaki ‘futbol sahası’ büyüklüğünde!” Hepimiz anladık, hepimiz futbolseveriz ya, futbol sahasının en-boy oranını da zaten necip halkımız santimi-santimine adı gibi biliyor ya. Bazen ölçü birimi olarak “hektar” da kullanılıyor. Hektarın da ne kadar bir alan ölçüsü olduğunu bilmeyen mi var canım?
Ya hu, sayısız sokak röportajlarıyla da sabittir ki, gerçekler
göz önüne serilmektedir ki; zır cahillerle dolu bir ülkede yaşıyoruz. (Lütfen hemen
araya girmeyin ama, tamam siz ‘prof’ sunuz, bi dinleyin hele) Vatandaşın biri
Güneş’in Almanya’dan daha yakında olduğunu söylerken bir diğeri, Mısır Piramitlerinin
Anadolu’dan Mısır’a kaçırıldığını -gırgır geçerek- söyleyen muhabire, “güvenlik
önlemlerinin arttırılması” önerisinde bulunuyor, iyi mi? Pek çok sayıda kişi kan’a
kırmızı rengini vişnenin verdiğinde hemfikir. Bunu da yazacağım ama gülersiniz
diye yazmıyorum! Gülmeyin lütfen ağlanacak cehaletimize. Her şey zamanla rayına
oturacak. Şunun şurasında birkaç yüz yıl gibi kısa bir zaman kaldı, acık
sabredin, göz açıp-kapanıncaya kadar geçer zaman, oturun oturduğunuz yerde.
Yanan-yakılan orman alanlarının “asla ve kat’a” imara açılmayacağını, buna müsaade edilmeyeceğini, gelmiş-geçmiş hatta gelecek sayın bakanlarımız, milletvekillerimiz ilgili kamu görevlilerimiz yıllardır vurgulayıp kararlılıkla-sertçe beyan ediyorlar. Çok etkileniyoruz tabi. Duygulanıyoruz bile. (Turizme-ranta elverişli olmayan, gelecekte de olmayacak olan yerlere dikilen çam fidanlarının beş yıl içinde filizlendiğini medyadaki fotoğraflardan gözümüze sokuyorlar, elbette görüyoruz.) Siz hiç Ege, Akdeniz kıyı şeridinde yanan ormanların yerinde bir tek filiz gördünüz mü? O sizin gördüğünüz Filiz den söz etmiyorum, o komşu Melahat Hanım’ın kızı. Vatandaşı, kör-ahmak yerine koyup; genellikle fiyakalı yabancı lisanlarda isimler konulan, hotel (artık otel denmiyor, İngiliz’iz ya o bakımdan, daha havalı oluyor herhalde) tatil köyü, ultra lüks villaları da körüz ya o bakımdan görmüyoruz. Medyada yayınlanan fotoğraflarla da ispatlanıyor ki; en güzide turizm merkezlerindeki yanan-sipariş üzerine yakılan orman alanlarında boy-boy mantar gibi biten devasa boyutta tesisler var, aslında onları da haberleriyle, fotoğraflarıyla boşu boşuna yayınlayıp duruyorlar. Biz hâlâ körüz, bunu öğrenemediler. Birileri “yazık ya” falan-filan bile diyor numaradan, duyuyoruz da ne işe yarıyor.
Tam da sipariş verilen alan kadar ormanın yakıldığını da
görmüyoruz. Körüz dedik ya.
Atalarımızın bir lafı var, duymayanınız yoktur sanırım; “ölenle ölünmez” demişler. Olan olmuş bir defa, ormanlarımız yanmış-yakılmış-yaktırılmış, ülkemizin ciğerleri yanmış dolayısıyla insanlarımızın da ve de orman ahalisinden olan yerleşik hayvan nüfusun da…
Bunları neden yazmaya çalıştım: Artık, yanan yerlere bir tek
bile çam ve türevi fidanın dikilmemesini istiyorum!
Millet olarak bu sarı çamlardan, kızıl çamlardan salınan
oksijenin artık ciğerlerimize fazla geldiğini, doz aşımı olduğunu, oksijen
zehirlenmesine maruz kaldığımızı düşünüyorum.
O yüzden fazla salınan oksijene yıllardır maruz kalan pek
bir muhterem halkımızın beyninde galiba uyuşturucu etkisi olmuş. Herkes sonsuz
bir uykuda gibi. Bu sonsuzluğun neticesinde donsuz kalacaklarını öngörüyorum
şahsen.
Ormanlarımızla ilgili olarak hasreten bir ricada bulunmak
istiyorum da kimden ricada bulunacağıma karar veremiyorum. Zaten sorunum da bu.
Lütfen yanan-yakılan-yaktırılan tüm orman alanlarına bir tek bile çam fidanı dikmeyiniz, diktirmeyiniz!
Emperyalistlerin yıllar önce ülkemize çam tohumu diye empoze
edip soktuğu
gerçekte nifak tohumu olduğu artık anlaşılan, bu ‘saatli
bombalardan’ kurtulmayı bir fırsata çevirip, yanan tüm alanlara, sonsuz sayıda, uçsuz bucaksız ZEYTİN FİDANI, MEYVE FİDANI
dikilmesini öneriyorum.
Halk çoluk-çocuğuna pazardan çürük-çarık bile olsa meyve alamaz duruma gelmiş. Kozalak mı yiyecek bu millet? Lütfen.
Ali Gökçe, 25 Ağustos 2025
JAPON BALIĞI
10 yaşındaki Japon balığı George, başındaki tümör nedeniyle Avustralya'daki Lort Smith Hayvan Hastanesi'nin cerrahi servisinde ameliyat oldu.
SİL GİTSİN
40 yaşından Sonra Hayatımızdan Silinecek Kişiler Listesi:
İYİLİK SAĞLIK
Türkiye de Kalp alanında büyük başarılara imza atmış ve en önemli Kalp Doktoru olan Prof. Dr. Bingür Sönmez hocadan çok önemli bir anı;
YAŞLANMA
YAŞLANMA BU KADAR MI GÜZEL ANLATILIR...
“Sanıyorum merdiven yapımlarında giderek daha sert malzeme kullanılıyor; eskisine göre hem basamakları çoğalttılar hem boylarını yükselttiler.
Her şeyden öte ikişer ikişer çıkılmaz oldu, tek tek çıkmak zorunda kalıyor insan.
Bir de yazıları küçülttüler her ne hikmetse.
Burnumu gazeteye dayamak zorunda kalıyorum iki satır okumak için.
Geçen gün avucumdaki bozuklukların üzerinde kaç kuruş yazdığını görmek için telefon kulübesinin dışına çıktım.
Hani gözlük kullanmayayım, yanımdakine okutayım gazeteyi diyorum ama insanlar o kadar alçak sesle konuşuyorlar ki okuduklarında da tam anlayamıyorum ne okuduklarını.
Her yer eskisinden daha uzak sanki.
Evden durağa olan mesafe iki katına çıktı neredeyse.
Önceleri hiç fark etmediğim bir de yokuş varmış evle durak arasında.
Vapurlar da vaktinden önce kalkar oldu şimdilerde.
Hani koşmanın da anlamı yok nasıl olsa benden önce halat alıyorlar.
Kumaşlar da eski kumaş değil. Kısa sürede dar geliyor ne giysem.
Ayakkabı bağları da kısaldı mı ne giderek erişilmez oldular.
Hava bile tuhaflaştı.
Kışlar daha soğuk yazlar daha sıcak.
Tatil beldeleri bu kadar uzak ve zahmetli olmasa yolculuk da yapacağım.
Kar bile ağırlaştı eskisi gibi kolay küreyemiyorsun.
Kapı pencere çerçeve imalatında da değişiklik yaptılar sanıyorum, daha sert cereyan yapıyor karşılıklı açtığında.
İnsanlar da sanki ben onların yaşındayken göründüğümden çok daha genç gibiler.
Eski okul arkadaşlarımla üniversitede bir buluşma günü ayarladık, hayretler içinde kaldım bebek yaşta öğrencileri görünce.
Ama itiraf etmeliyim ki bizim zamanımızdan çok daha terbiyeli yetiştiriliyorlar; birkaçı bana “beyefendi” diye hitap etti; hatta aralarından biri caddede karşıdan karşıya geçmeme yardımcı oldu.
Fakat buna mukabil hayret ediyorum yaşıtlarım benden çok daha yaşlılar.
Tamam bizim jenerasyona yaşını başını almış gözüyle bakılıyor ama bunaklıklarına ve takıla topallaya yürümelerine ne demeli?
Aynı akşam üniversitenin barında bir sınıf arkadaşıma rastladım.
Nasıl bir değişim geçirmişse artık beni tanıyamadı bile!!!"
Philippe Noiret
Çeviri:
Mehmet Teoman
SOKAK KÖPEKLERİ
Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz…



