3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



DÜNYA SEREBRAL PALSİ GÜNÜ

 

Dünya Serebral Palsi Günü
Dünya Çocuk Serebral Palsi Günü, her yıl 6 Ekim’de kutlanan uluslararası bir gündür. Bu günün amacı, çocuklarda serebral palsi (SP) hakkında farkındalığı artırmak, bu durumla yaşayan insanlara destek olmak ve eşit fırsatlar ile kapsayıcılık hakkını teşvik etmektir.


Dünya Çocuk Serebral Palsi Günü ilk kez 2012 yılında, engelli bireylerle çalışan kuruluşların, özellikle Cerebral Palsy Alliance ve United Cerebral Palsy’nin girişimiyle düzenlenmiştir. Amacı, SP’li bireyleri, ailelerini, araştırmacıları, doktorları ve insan hakları savunucularını bir araya getiren küresel bir hareket oluşturmaktı.



* SP hakkında toplumsal farkındalığı artırmak ve bu durumla ilgili yanlış inanışları ortadan kaldırmak.
* Serebral palsili bireylerin bağımsızlık ve eşit fırsatlar arayışına destek olmak.
* Bilimsel araştırmaları ve yenilikçi tedavi yöntemlerini teşvik etmek.
* Hükûmetlerin ve toplumun dikkatini erişilebilir ortam ve tıbbi desteğin önemine çekmek.



* Bilgilendirme kampanyaları, konferanslar ve yardım etkinlikleri düzenlenir.
* SP ile yaşayan kişilerin hikâyeleri medya ve sosyal ağlarda paylaşılır.
* Umut ve desteğin sembolü olarak binalar yeşil renkle aydınlatılır.
* Engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımını teşvik eden kapsayıcı etkinlikler düzenlenir.



* SP, dünyadaki en yaygın çocukluk çağı nörolojik bozukluklarından biridir.
* Bayramın sembolü, büyümeyi, yenilenmeyi ve umudu simgeleyen yeşil renktir.
* Her yıl 100’den fazla ülke, kendi etkinlikleriyle bu harekete katılmaktadır.

DÜNYA HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ

 

Dünya Hayvan Günü

 

Dünya Hayvanları Koruma Günü her yıl 4 Ekim’de kutlanır. Bu gün hayvan haklarının korunmasına, kötü muamele sorunları hakkında farkındalık yaratılmasına ve vahşi yaşam ile evcil hayvanların korunması gerekliliğine adanmıştır. Bayram, dünyadaki insanları hayvanlara bakmak ve onlara insancıl muameleyi teşvik etmek için birleştirmeyi amaçlar.


Dünya Hayvanları Koruma Günü fikri, 1931 yılında İtalya’nın Floransa şehrinde düzenlenen uluslararası bir hayvan hakları konferansında önerildi. 4 Ekim tarihi kasıtlı olarak seçildi. Bu gün Katolik Kilisesi, hayvanların ve doğanın koruyucusu olan Aziz Francis of Assisi’nin Bayramını kutlar. O zamandan beri bu bayram uluslararası hale gelmiş ve her yıl hayvan koruma konularına dikkat çekmektedir.


* Hayvan koruma, evcil hayvan hakları ve vahşi yaşam hakkında eğitim kampanyaları ve konferanslar düzenlenir.
* Hayvan koruma kuruluşları sergiler, bağış toplama etkinlikleri ve barınak etkinlikleri düzenler.
* Okullarda ve çocuk merkezlerinde tematik dersler ve etkinlikler yapılır, hayvanlara saygı teşvik edilir.
* Gönüllüler ve aktivistler flashmoblar, gösteriler ve hayvan koruma kampanyaları düzenler.


Dünya Hayvanları Koruma Günü, hayvan hakları ve ihtiyaçları konusunda halkın bilinçlenmesine, barınak ve doğa rezervlerinin desteklenmesine yardımcı olur ve insanların çevreye karşı sorumluluk anlayışını güçlendirir. Bu bayram, küçük dostlarımıza özen göstermenin ve doğayla uyum içinde yaşamanın önemini hatırlatır.

MEVLANA


MEVLEVİLİĞİ İSLAM ZANNEDENLERE!


"Ben ne Hristiyan, ne Yahudi, ne Zerdüşt,
ne de Müslüman'ım," diye başlayan dizelerinde Mevlana kendi yolunu açıklamıştır.…

Mevlana'nın kitabı Kur'an değil Mesnevi'dir.

Mabedi cami değil dergahtır.

İbadeti namaz değil semahtır.

Kanunu Şeriat değil Mevleviliktir.

Mevlana'nın talebeleri mürit değil sufîdir.

Mevlana ibadet ettirmez, meditasyon yaptırırdı.

Sufiler kendi etrafında dönerek huzura ererdi.


(Alıntıdır.)



GOOGLE'UN DOĞUM GÜNÜ

 


Google'ın Doğum Günü, dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin kuruluş tarihine adanmış yıllık bir etkinliktir.

Larry Page ve Sergey Brin tarafından kurulan Google, milyonlarca kullanıcının hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş ve arama teknolojileri, bulut hizmetleri, haritalar, e-posta ve birçok diğer hizmeti sunmaktadır.

Kutlama, şirketin yeniliklerini, başarılarını ve küresel dijital kültür üzerindeki etkisini onurlandırır.

 Kutlama tarihi

Google'ın Doğum Günü, resmi olarak her yıl 27 Eylül'de kutlanmaktadır. Önceden tarih, yıla ve şirketin tercihine bağlı olarak değişiyordu, ancak 2006'dan beri Google 27 Eylül'ü resmi doğum günü olarak belirlemiştir.

 Ana hedefler

* şirketin kuruluşunu ve tarihi başarılarını kutlamak;

* Google'ın teknoloji ve internetin gelişimine katkısını vurgulamak;

* kullanıcılar arasında yenilik ve dijital çözümleri teşvik etmek;

* çalışanları ve kullanıcıları yaratıcılığa ve yeni gelişmelere ilham vermek.


Kutlama çeşitli etkinliklerle birlikte gerçekleşir:

* şirketin doğum gününe adanmış Google Doodle özel logoları;

* şirketin gelişimi, kurucuları ve önemli projeleri hakkında hikayelerin yayınlanması;

* dünya genelinde Google çalışanları için kurumsal etkinlikler;

* teknoloji ve internet tarihine adanmış sergiler ve çevrimiçi etkinlikler;

* yenilikle ilgili eğitim girişimleri, yarışmalar ve bilgi yarışmaları.


Toplum için önemi

Google'ın Doğum Günü, modern dünyada teknoloji ve inovasyonun önemini vurgular. Kutlama, şirketin küresel dijital kültür, eğitim, iş dünyası ve kullanıcıların günlük yaşam üzerindeki etkisini yansıtır ve teknoloji alanında daha fazla başarıya ilham verir.


Ben de, Blogger "Ali Gökçe" Bloguma destek veren GOOGLE'a  teşekkür ediyor,

Doğum Gününü Kutluyorum.

https://aligokce56.blogspot.com

ORMAN

 

Sayın Hiç kimseye,

boşu-boşuna, öylesine, lâf olsun torba dolsun babından karaladığım naçizane dilekçemdir.

Ülkemizde, bildiğiniz gibi Or-Generaller var, Or-Amiraller var. Bir de Or’lukları hiç bitmeyenler var, yüzyıllarca hem de!

He ya, bravo bildiniz, Or-Man.

Hepsinin ortak özelliği dünyadaki canlılar olması.

Üstteki Or lar el üstünde tutuluyor ama alttaki Or lar ateşler içinde, alev-alev, son on yılda gözyaşları hiç dinmiyor. Onlara saygı duyulmuyor.

“Türkiye Çöl Olmasın” diye diye çabalayıp, ömrünü tüketen ikinci bir (merhum) Hayrettin Karaca’mız da maalesef yok. (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı -TEMA- kurucularından)

Ormanlarımız her yıl artarak yanmaktadır. Yanan ormanlarımıza da uluslararası kabul görmüş standartlarda yer almayan yeni bir ölçü birimi uydurdu sayın basın-yayın üstatlarımız. Şu bölgedeki yanan ormanlarımız; “şu kadar sayıdaki ‘futbol sahası’ büyüklüğünde!” Hepimiz anladık, hepimiz futbolseveriz ya, futbol sahasının en-boy oranını da zaten necip halkımız santimi-santimine adı gibi biliyor ya. Bazen ölçü birimi olarak “hektar” da kullanılıyor. Hektarın da ne kadar bir alan ölçüsü olduğunu bilmeyen mi var canım?

Ya hu, sayısız sokak röportajlarıyla da sabittir ki, gerçekler göz önüne serilmektedir ki; zır cahillerle dolu bir ülkede yaşıyoruz. (Lütfen hemen araya girmeyin ama, tamam siz ‘prof’ sunuz, bi dinleyin hele) Vatandaşın biri Güneş’in Almanya’dan daha yakında olduğunu söylerken bir diğeri, Mısır Piramitlerinin Anadolu’dan Mısır’a kaçırıldığını -gırgır geçerek- söyleyen muhabire, “güvenlik önlemlerinin arttırılması” önerisinde bulunuyor, iyi mi? Pek çok sayıda kişi kan’a kırmızı rengini vişnenin verdiğinde hemfikir. Bunu da yazacağım ama gülersiniz diye yazmıyorum! Gülmeyin lütfen ağlanacak cehaletimize. Her şey zamanla rayına oturacak. Şunun şurasında birkaç yüz yıl gibi kısa bir zaman kaldı, acık sabredin, göz açıp-kapanıncaya kadar geçer zaman, oturun oturduğunuz yerde.

Yanan-yakılan orman alanlarının “asla ve kat’a” imara açılmayacağını, buna müsaade edilmeyeceğini, gelmiş-geçmiş hatta gelecek sayın bakanlarımız, milletvekillerimiz ilgili kamu görevlilerimiz yıllardır vurgulayıp kararlılıkla-sertçe beyan ediyorlar. Çok etkileniyoruz tabi. Duygulanıyoruz bile. (Turizme-ranta elverişli olmayan, gelecekte de olmayacak olan yerlere dikilen çam fidanlarının beş yıl içinde filizlendiğini medyadaki fotoğraflardan gözümüze sokuyorlar, elbette görüyoruz.) Siz hiç Ege, Akdeniz kıyı şeridinde yanan ormanların yerinde bir tek filiz gördünüz mü? O sizin gördüğünüz Filiz den söz etmiyorum, o komşu Melahat Hanım’ın kızı. Vatandaşı, kör-ahmak yerine koyup; genellikle fiyakalı yabancı lisanlarda isimler konulan, hotel (artık otel denmiyor, İngiliz’iz ya o bakımdan, daha havalı oluyor herhalde)  tatil köyü, ultra lüks villaları da körüz ya o bakımdan görmüyoruz. Medyada yayınlanan fotoğraflarla da ispatlanıyor ki;  en güzide turizm merkezlerindeki yanan-sipariş üzerine yakılan orman alanlarında boy-boy mantar gibi biten devasa boyutta tesisler var, aslında onları da haberleriyle, fotoğraflarıyla boşu boşuna yayınlayıp duruyorlar. Biz hâlâ körüz, bunu öğrenemediler. Birileri “yazık ya” falan-filan bile diyor numaradan, duyuyoruz da ne işe yarıyor.

Tam da sipariş verilen alan kadar ormanın yakıldığını da görmüyoruz. Körüz dedik ya.

Atalarımızın bir lafı var, duymayanınız yoktur sanırım; “ölenle ölünmez” demişler. Olan olmuş bir defa, ormanlarımız yanmış-yakılmış-yaktırılmış, ülkemizin ciğerleri yanmış dolayısıyla insanlarımızın da ve de orman ahalisinden olan yerleşik hayvan nüfusun da…

Bunları neden yazmaya çalıştım: Artık, yanan yerlere bir tek bile çam ve türevi fidanın dikilmemesini istiyorum!

Millet olarak bu sarı çamlardan, kızıl çamlardan salınan oksijenin artık ciğerlerimize fazla geldiğini, doz aşımı olduğunu, oksijen zehirlenmesine maruz kaldığımızı düşünüyorum.

O yüzden fazla salınan oksijene yıllardır maruz kalan pek bir muhterem halkımızın beyninde galiba uyuşturucu etkisi olmuş. Herkes sonsuz bir uykuda gibi. Bu sonsuzluğun neticesinde donsuz kalacaklarını öngörüyorum şahsen.

Ormanlarımızla ilgili olarak hasreten bir ricada bulunmak istiyorum da kimden ricada bulunacağıma karar veremiyorum. Zaten sorunum da bu.

Lütfen yanan-yakılan-yaktırılan tüm orman alanlarına bir tek bile çam fidanı dikmeyiniz, diktirmeyiniz!

Emperyalistlerin yıllar önce ülkemize çam tohumu diye empoze edip soktuğu

gerçekte nifak tohumu olduğu artık anlaşılan, bu ‘saatli bombalardan’ kurtulmayı bir fırsata çevirip, yanan tüm alanlara, sonsuz sayıda,  uçsuz bucaksız ZEYTİN FİDANI, MEYVE FİDANI dikilmesini öneriyorum.

Halk çoluk-çocuğuna pazardan çürük-çarık bile olsa meyve alamaz duruma gelmiş. Kozalak mı yiyecek bu millet? Lütfen.

Ali Gökçe, 25 Ağustos 2025

JAPON BALIĞI




10 yaşındaki Japon balığı George, başındaki tümör nedeniyle Avustralya'daki Lort Smith Hayvan Hastanesi'nin cerrahi servisinde ameliyat oldu.

George'u ameliyat etmek için Veteriner Tristan Rich üç kova su hazırladı. Birinde anestezik su, diğerinde idame dozunda anestezik ve üçüncüsünde temiz, taze su vardı.
Veterinerin yaptığı ilk şey, George'u anestezik kovada bırakmak ve uyuduktan sonra sedyeye yatırıp idame anestezik kovasından oksijenli sıvı dolu bir tüpü ağzına yerleştirmek oldu.
45 dakika sonra, ameliyat bittiğinde, Dr. Rich George'u temiz su dolu kovaya koydu, ağrı kesici ve antibiyotik verdi ve birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi yüzüyordu.
George ameliyatı başarıyla tamamladı ve tümörü çıkarılarak 10 yıl daha yaşadı.
Kaynak Cienciatum Sorpréndete
BBC world News



SİL GİTSİN




40 yaşından Sonra Hayatımızdan Silinecek Kişiler Listesi:

1- Sen aramayı, yazmayı bıraktığın an
bakarsın ki o aramıyor, yazmıyor.
Bütün ilişkiyi sen devam ettiriyorsun...
SİL GİTSİN
2- Bir insandan bir şey öğrenemiyorsan,
o insan gereksizdir...
SİL GİTSİN
3- Başkalarının sırlarını sana anlatan senin sırlarını da başkalarına anlatır...
SİL GİTSİN
4- Tartışmayı bilmeyen, dinlemeyen,
kendi fikrini dayatan insanla konuşacak
bir şeyin yok...
SİL GİTSİN
5- “Yoğunum” kelimesini ağzına sakız etmiş, sürekli zamansızlıktan dem vuranı...
SİL GİTSİN
Unutma!. Zaman hiçbir zaman bulunmaz, yaratılır…
6- “Ben buyum” deyip sıyrılan insanla asla anlaşılmaz...
SİL GİTSİN
7- Saatlerce kendi derdini anlatıp durur, bencillikten burnunun ucunu görmez...
SİL GİTSİN
8- Ne yaparsan yap gülmez. Bazıları mutsuzluktan beslenir...
SİL GİTSİN
9- Senden alır, alır, alır… Vermeye gelince beklentisiz sevgiden dem vurur...
SİL GİTSİN
Değer veriyorsan değer görmelisin.
Aksi aptallıktır…
10- Kendi yapamadığı için senin başarılarını küçümser. Hatta dürüstlük adı altında kıskançlığını kusar. Sıkma canını, onun derdi kendi acizliğiyle...
SİL GİTSİN
11- Hayallerini dinlemeyenleri, acını ve mutluluğunu paylaşmayanları...
SİL GİTSİN.
Alıntı

İYİLİK SAĞLIK




Türkiye de Kalp alanında büyük başarılara imza atmış ve en önemli Kalp Doktoru olan Prof. Dr. Bingür Sönmez hocadan çok önemli bir anı;

Değerli Meslektaşlarım,
84 yaşında olan ağabeyim
3 gün önce inme geçirdi. Ben yetişene kadar komşuları ambulans çağırmışlar ve 112 ben yetişene kadar Anadolu yakasındaki bir eğitim araştırma hastanesine götürmüş.
Kırmızı çizgiden acil servise ulaşınca kapıda bulunan kılıksız bir güvenliğe tane tane “Ben Profesör Doktor Bingür Sönmez, kalp cerrahıyım, ağabeyim acil gelmiş, durumu hakkında bilgi almak istiyorum” dedim.
Güvenlik lakayt bir şekilde içeri girdi ve “BT ve MR çekilince bilgi verecekler” dedi. “Yavrum doktor arkadaşlara -bir hoca gelmiş- der misin” dedim.
Tekrar içeri girdi ve “Sonuçlar çıkınca bilgi verecekler” dedi.
O sırada bu kapının önünden geçen formalarından cerrah olduğunu anladığım 3 genç doktorun önünü kollarımı kucaklar bir şekilde açarak kendimi detaylı bir şekilde tanıttıktan sonra “Doktor beyler ağabeyim içeride acilde, bana yardım eder misiniz” dedim.
Önde en kıdemli olan (muhtemelen benim yarım yaşındaydı) “Nesi var” diye sordu, “İnme geçiriyor” dedim.
Cevap olarak biz ortopedi asistanlarıyız dedi ve üçü de arkalarına bakmadan yürüyüp gittiler.
Bunun üzerine güvenliğe “Doktor arkadaşlara söyler misiniz hastayı kendi hastaneme götürmek istiyorum” dedim.
İnanmayacaksınız ama 30 saniye içinde bu defada başka kılıksız bir personel sedye ile ağabeyimi getirip acilin ambulans girişindeki büyük koridora bırakıp küstah bir şekilde “Buyurun” dedi. “Oğlum bir tedavinin reddi tutanağı, bir imza yok mu” dedim.
Cevap “Biz onu ayarlarız” oldu. “Evladım bir ambulans çağırmam” lazım dedim. Arkasını dönüp gitti.
Bu sırada ağabeyimin üstü açık olduğu için paltom ile örttüm ve yarım saat özel ambulansın gelmesini bekledim.
Değerli meslektaşlarım bu esnada acilde bir yoğunluk yoktu.
Ara, ara ambulans sakin bir şekilde başka odalara hasta bırakıp gidiyordu.
Sakın yanlış anlamayın doktor şikayet etmek haddim değil ama meslekte etik değerler bu kadar mı erozyona uğramış.
Bu genç doktorları hangi hocalar yetiştiriyor şaşkınlık içindeyim..
Kalp Doktoru Prof. Dr. Bingür Sönmez

(Alıntıdır.)

YAŞLANMA




YAŞLANMA BU KADAR MI GÜZEL ANLATILIR...

“Sanıyorum merdiven yapımlarında giderek daha sert malzeme kullanılıyor; eskisine göre hem basamakları çoğalttılar hem boylarını yükselttiler.

Her şeyden öte ikişer ikişer çıkılmaz oldu, tek tek çıkmak zorunda kalıyor insan.

Bir de yazıları küçülttüler her ne hikmetse. 

Burnumu gazeteye dayamak zorunda kalıyorum iki satır okumak için. 

Geçen gün avucumdaki bozuklukların üzerinde kaç kuruş yazdığını görmek için telefon kulübesinin dışına çıktım. 

Hani gözlük kullanmayayım, yanımdakine okutayım gazeteyi diyorum ama insanlar o kadar alçak sesle konuşuyorlar ki okuduklarında da tam anlayamıyorum ne okuduklarını. 

Her yer eskisinden daha uzak sanki. 

Evden durağa olan mesafe iki katına çıktı neredeyse. 

Önceleri hiç fark etmediğim bir de yokuş varmış evle durak arasında. 

Vapurlar da vaktinden önce kalkar oldu şimdilerde. 

Hani koşmanın da anlamı yok nasıl olsa benden önce halat alıyorlar. 

Kumaşlar da eski kumaş değil. Kısa sürede dar geliyor ne giysem. 

Ayakkabı bağları da kısaldı mı ne giderek erişilmez oldular. 

Hava bile tuhaflaştı. 

Kışlar daha soğuk yazlar daha sıcak. 

Tatil beldeleri bu kadar uzak ve zahmetli olmasa yolculuk da yapacağım. 

Kar bile ağırlaştı eskisi gibi kolay küreyemiyorsun. 

Kapı pencere çerçeve imalatında da değişiklik yaptılar sanıyorum, daha sert cereyan yapıyor karşılıklı açtığında. 

İnsanlar da sanki ben onların yaşındayken göründüğümden çok daha genç gibiler.                                                         

Eski okul arkadaşlarımla üniversitede bir buluşma günü ayarladık, hayretler içinde kaldım bebek yaşta öğrencileri görünce. 

Ama itiraf etmeliyim ki bizim zamanımızdan çok daha terbiyeli yetiştiriliyorlar; birkaçı bana “beyefendi” diye hitap etti; hatta aralarından biri caddede karşıdan karşıya geçmeme yardımcı oldu. 

Fakat buna mukabil hayret ediyorum yaşıtlarım benden çok daha yaşlılar. 

Tamam bizim jenerasyona yaşını başını almış gözüyle bakılıyor ama bunaklıklarına ve takıla topallaya yürümelerine ne demeli?

Aynı akşam üniversitenin barında bir sınıf arkadaşıma rastladım. 

Nasıl bir değişim geçirmişse artık beni tanıyamadı bile!!!"


Philippe Noiret

Çeviri: 

Mehmet Teoman


SOKAK KÖPEKLERİ




Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz…

Evlerde telaşla sofraların kurulduğu, lüks lokantalarda kahkahaların çınladığı, karanlığın ve hüznün şehir üzerinde ağır bir kadife perde gibi indiği saatlerde, onlar gün boyu saklandıkları kovuklardan dışarı çıkarlar…

Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz…
Uyku kara bir çarşaf gibi bedenleri sarıp sarmalarken, onlar gün ışıyana dek süren amansız bir ekmek maratonuna başlarlar.
Tehlikelerle dolu bu bin çehreli kentte, nasır bağlamış patileriyle çöp yığınlarının bulunduğu sokakları arşınlarken, düşlerini süsleyen tek bir şey vardır. Bir parçacık kemik bulabilmek…

Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz…
Uyuz illetinden can veren onlardır. Kuduz yaygarasıyla çoğu kez boş yere öldürülen, acımasızca çöp gibi toplattırılarak kafeslere tıkılan bir türlü anlaşılamayan nedenlerden ötürü toplu katliamlara hedef olan hep onlardır…

Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz…
Tanrı’nın heybesinden paylarına düşen 15 yıllık ömürlerini asla tamamlayamazlar. İtile kakıla, horlana taşlana geçen kısacık bir zaman diliminde bir güncük bile köpek tadında yaşayamadan, göç edip gidiverirler bu dünyadan.

Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz.
Duygulu, sadık ve sevecendirler. Bir lokmacık ekmek uğruna, kulunuz köleniz olurlar. Dövseniz de, sevseniz de, uğruna her şeyinizi verdiğiniz hayırsız insanoğlu gibi terk edip gitmezler sizi.

Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz.
Tek bir suçları vardır, köpek olmak. Bu suçu da asla isteyerek işlememişlerdir. O sıcacık kebap kestanelerine benzeyen, hüzün dolu gözleriyle özür diler gibi bakmaları, işte bu yüzdendir. Eğer ta içine bakmasını bilirseniz o gözlerin, ısınıverir içinizin bütün üşümüşlükleri.

Siz sokak köpeklerini bilmezsiniz,
bilseniz seversiniz onları…

Bekir COŞKUN