3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



SEVGİLİLER GÜNÜ

Aşkın simgesi "kalp"

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamı için ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.

Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır. 

Alınan hediyelerde Ali Gökçe'nin "İran Hududunda Bir Tilki" isimli romanı ile "Barış" isimli anı-öykü kitabı üst sıralardaki yerini hâlâ korumaktadır. Kitapların isminin üzerine tıklayıp, açılan sitelerden satın alabilir, sevgilinize sürpriz bir Sevgililer Günü hediyesi verebilirsiniz!


Tarihçe

Şubat ayı bereket festivalleri

 1712 yılına ait İsveç almanağında 14 Şubat Valentine olarak belirtilmiş.

Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktadır. Antik Yunan takvimlerinde, ocak ayı ortası ile şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyon ayı olarak adlandırılmıştı ve Zeus ile Hera'nın kutsal evliliğine adanmıştı.

Antik Roma'da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus'un onuruna, Lupercalia Günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus'un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.

Lupercalia Bayramı'nın arifesi olan 14 Şubat'ta genç erkeklerin genç kızların isimleri yazlı kura çekerek bayram boyunca çift olma alışkanlığı vardı. 469'da Papa bu gayriHristiyan bayramını yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların değil, azizlerin isimlerini yazılıydı.

Valentine

1908 tarihli Katolik Ansiklopedisi'ndeki eski şehitler listesinde, 14 Şubat gününe kayıtlı, inancı yüzünden öldürülmüş üç tane Aziz Valentine geçmektedir:

Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı tarihi dokümanlarda hiç geçmemektedir ve kimi tarihçilere göre sadece bir efsanedir. Valentine'nin onuruna kutlama günü, 14 Şubat 496 tarihinde Papa Gelasius tarafından ilan edilmiştir.

1969 yılında kilise, takviminden Aziz Valentine Günü'nü çıkarmıştır.

Orta Çağ

Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda görülmektedir. 1381 tarihli Parlement of Foules adlı kitaba göre, Fransa'da ve İngiltere'de 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak bilinmekteydi. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler.

Hristiyan olduğu için öldürülmüş Din Adamı Valentine ile romantik aşk arasındaki ilişkiyi anlatan efsanelerin 14. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu efsanelerde geçen başlıcaları şöyledir:

Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine "Valentine'den" imzalı bir aşk notu vermişti.

Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde gizlice evlenmelerine yardım etmişti.

Günümüzde Sevgililer Günü

14 Şubat, 1800 yıllarda Amerikalı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok fazla önem kazanmış; Sevgililer Günü, tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem hâline gelmiştir.

Sevgililer Günü âdetleri

Sevgililer Günü çikolataları Sevgililer Günü için kalp simgeleriyle süslenen bir ağaç

Sevgililer Günü'ndeki en yaygın uygulama, eşe ya da sevgiliye verilen karttır. Bu kartlara sevgi mesajları, aşk şiirleri vs. yazılır.

Özellikle Batı medeniyetlerinde sevgilisi olmayanlar, hoşlandıkları kişilere kart gönderir. Alıcı kişi, içinde genellikle "Sevgilim olur musun?" yazan bu imzasız kartın kimden geldiğini bulmaya çalışırmış.

Sevgililer Günü'nde hemen herkes sevgililerine veya eşlerine bu günün ruhu ile bütünleşen, karşı tarafa sevgilerini anlatan hediyeler verir. Bu hediyelerin başında çiçekler, çikolata ve kitaplar gelir.

Sevgililer Günü'nü çiftler genellikle baş başa geçirirler. Baş başa gidilen romantik bir yemek ya da evde hazırlanan romantik bir sofra en yaygın kutlamalardandır.

Çiftler, Sevgililer Günü'nün gecesinin de özel olması için çaba gösterirler. Kimi çiftler, bu güne has, cinselliği ön plana çıkarıcı kıyafetler ve iç çamaşırları alırlar. En çok tercih edilen renk, tutkuyu sembolize eden kırmızıdır.

Bunların yanı sıra, Sevgililer Günü çok sayıda evlenme teklifinin de edildiği bir gündür.

Dünyada Sevgililer Günü

Suudi Arabistan'da resmî olarak Sevgililer Günü kutlamasında kullanılan ürünlerin satışı yasaktır. Özbekistan, Türkmenistan, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan; Sevgililer gününü kutlamayan ülkelerdir.

OTOMATİK ŞANZIMAN

Otomatik Vitesin Mucidi - Amerikalı Sanılan Mucit Aslında Kayserili!

1895'de Kayseri'nin Muncusun (Güneşli) köyünde fakir bir Ermeni ailesinden doğan, 1979 tarihinde Amerika'nın Ohaio eyaletinin Clevland kentindeki evinde vefat eden Asadur Sarafyan'ın dikkat çeken yaşam hikayesi…

Amerika'da Oscar Banker olarak bilinen Sarafyan, otomobillerin otomatik vitesinin mucididir…
Asadur Sarafyan
Kayserili mucit Asadur Sarafyan, Anadolu'nun Kayseri iline bağlı eski adıyla Muncusun olan şuan ise Güneşli Mahallesi olarak bilinen köyde doğup büyüyen bir yetenek. Genç yaşta eğitim için Talas'taki Ermeni okuluna yazılan Asadur, İzmir'de öğretmenlik yapan ablasının yanına gitmek istese de annesinin ısrarıyla eğitimini tamamlamaya karar verir.
1913'te, sadece 50 dolarla Amerika hayallerini gerçekleştirmek üzere İzmir'den ayrılan Asadur, Panonia adlı göçmen gemisiyle uzun bir yolculuktan sonra 1914'te New York'a ulaşır. İlk olarak Brooklyn'de kalan genç mucit, daha sonra Chicago'ya yerleşir ve marangozluk yaparak geçimini sağlamaya başlar.
Asadur, iş dünyasına desinatör olarak adım atar ve Mitchell Motor Company tarafından fark edilerek çırak olarak işe alınır. Makine mühendisliği konusundaki ilgisini sürdüren Asadur, Racine Tool & Machine Company'de çizimler yaparak başlar. Bir olay, genç mucidin hayatını değiştirir; bir makineyi çalıştıramayan firma zor durumda kalınca, Asadur devreye girer ve başarılı bir şekilde problemi çözer.

Bu olay, Asadur Sarafyan'ın makine mühendisliği kariyerine yön verir. Otomatik araba vitesini icat eden Asadur, bu buluşuyla General Motors'un dikkatini çeker ve otomatik vites, önce otobüslerde sonra tüm araçlarda yaygın olarak kullanılmaya başlar. Ayrıca, helikopter vitesi gibi bir dizi önemli icada imza atan Asadur, Amerikan Ordusu için de çeşitli sistemler geliştirir.
Sarafyan'ın buluşları arasında havalı direksiyon, gaz pompası, hidrolik fren sistemi gibi pek çok otomotiv yeniliği bulunmaktadır. Ayrıca, portatif elektrikli testere, pres sistemleri, matbaa makineleri ve kompresörle çalışan otomatik şırınga gibi sağlık sektöründe de devrim niteliğinde buluşlar yapar.

Hayatının sonuna kadar orta halli bir yaşam süren Asadur Sarafyan, 2 Ocak 1979'da Ohio'daki evinde kanserden hayatını kaybederken, adına 400'e yakın patent kayıtlıdır. Dünya, onu Oscar Banker olarak tanısa da, o mütevazılığını kaybetmeyen gerçek bir Anadolulu deha olarak hatırlanır.

Zeki Güleröz'den alıntıdır.



MEVHİBE İNÖNÜ



Dünyadan bir melek geçti!

Ölüm Yıldönümünde
Cumhuriyetin Hanımefendisi:
Mevhibe İnönü
7 Şubat 1992 sabahı bütün Türkiye bir kadın için ağladı. Cenazesine, devlet töreni olmadığı halde, cumhurbaşkanından temizlik işçisine kadar toplumun her kesiminden insan katıldı. Cami avlusunu dolduranlar, imamın, “Merhumeyi nasıl bilirdiniz” sorusuna kalplerinden gelen bir içtenlikle, çoğunun gözlerinde bir damla yaş, “İyi bilirdik!” diye tek ağızdan yanıt verdiler. Orada bulunanların rütbeleri, sınıfları, siyasi fikirleri kalmamıştı, hepsini aynı kadına duydukları saygı birleştirmişti...
Mevhibe İnönü, ‘Cumhuriyet’in Hanımefendisiydi.
1897’de Osmanlı İmparatorluğu’nda doğan küçük kızın beşiğine sanki o gün gökten melekler inmiş ve her biri çeşitli dileklerde bulunmuşlardı. Bir tanesi güzellik, zarafet, iyilik; diğeri sabır, cesaret ve zekâ, en sonuncusu ise olağanüstü bir hayat sunmuştu. Babasını küçük yaşta kaybeden Mevhibe, annesi ile büyükbabasının İstanbul’daki evinde, muhafazakâr bir ortamda büyümüştü. 1916’da, Süleymaniye semtinde, kendisini bir anahtar deliğinden görerek beğenen Miralay (Albay) İsmet Bey’le evlendi ve eşinin Milli Mücadele’ye katılmasıyla hayatı birdenbire değişti. Birçok vatansever gibi ailesiyle birlikte Anadolu’ya geçti. Sakarya Savaşı sırasında ilk çocuğu İzzet’i Malatya’da kaybettiğini aylarca cephedeki eşinden sakladı. Kurtuluş Savaşı’nı Malatya, Konya ve İzmir’de yaşayan Mevhibe Hanım, 24 Temmuz 1923’te Lozan’da imzalanan Barış Antlaşması imza töreninde yeni kurulacak Türkiye devletinin ilk örnek kadını olarak yer aldığında, 26 yaşındaydı.
Mevhibe Hanım, savaşla geçen dokuz yılın ardından, Cumhuriyet’in ilk başbakan eşi olarak 1925 yılında Ankara’ya geldi ve Çankaya’da Pembe Köşk diye adlandırılan eve yerleşti. İzmir’de doğan oğlu Ömer’den sonra, 1926’da Erdal ve 1930’da Özden burada dünyaya geldiler. 1938’e kadar başbakan ve 1938-1950 arası cumhurbaşkanı eşi olarak toplum önünde sürekli ‘en önemli kadın’ görevini üstlenen Mevhibe İnönü, gösterişten uzak sade kişiliği, zarafeti ve iyi kalbiyle Türk halkının gönlüne yerleşti. Türkiye Yardım Sevenler Derneği ve Türk Kadınlar Birliği gibi sosyal amaçlı kuruluşlarda kurucu olarak çalışan Mevhibe Hanım, gelenek, görenek ve inancına bağlılığını sürdüren çağdaş bir Cumhuriyet hanımefendisi olarak tanındı. Başkentin sürücü ehliyetine sahip ilk kadınlarından oldu, iyi bir biniciydi, kar kayağı yaptı, uçak bile kullandı! Kaç-göç alışkanlığıyla yetişen dönemin kadınları için, toplumda eşi ile el ele yer alan bir rol model, önder oldu. Hayatı boyunca siyaset ve devlet işlerine karışmaktan özenle kaçınan Mevhibe Hanım, kendisine büyük bir aşkla bağlı olan İsmet İnönü ile 57 yıllık mutlu bir evlilik yaşadı, sevgi dolu bir anne ve sevimli bir büyükanne olarak 1992 yılında vefat ettiğinde arkasında unutulmayacak bir isim, pek çok anı, belge, mektup ve titizlikle sakladığı özel eşyalarını bıraktı. Bunların arasında yıllarca Türk kadınının şıklığını yansıtmış giysileri önemli bir yer tutuyordu.
Saygıyla Ve Rahmetle Anıyoruz
Mekânın CENNET Olsun

SİVRİSİNEK

 


Bir Sivrisinek Isırığı Sandığından Çok Daha Karmaşık

Tek bir iğne batması gibi hissettiğin şey aslında…

6 parçalı biyolojik bir sistemin kusursuz çalışmasıdır.

Sivrisineğin “iğnesi” nasıl çalışır?

Sivrisineğin hortumu (proboscis):

• 2 kesici iğne → Deriyi keser

• 2 sabitleyici yapı → Cihazı yerinde tutar

• 1 tükürük kanalı → Pıhtılaşmayı önleyen madde enjekte eder

• 1 beslenme kanalı → Kanı emer

Tüm bu parçalar aynı anda çalışır

Kaşıntının gerçek nedeni

Sivrisinek ısırığında kaşıntıya neden olan şey:

Antikoagülan içeren tükürüktür

• Bu madde kanın pıhtılaşmasını engeller

• Bağışıklık sistemi reaksiyon verir

• Sonuç: kızarıklık, şişlik ve kaşıntı

Yani aslında ısırık değil, kimyasal reaksiyon kaşındırır

İnanılmaz tasarım

• Tüm sistem bir insan saç telinden daha incedir

• Ama:

Deriyi deler

Damarı bulur

Kendi ağırlığının katları kadar kan emer

Sadece dişiler ısırır

Sivrisinek dişileri:

• Kanı beslenmek için değil yumurta gelişimi için protein almak amacıyla kullanır

Küçük ama ölümcül

Bir beslenmede sadece:

0.001 – 0.01 ml kan emer

Ama buna rağmen:

Hastalık taşıma yoluyla

dünyada en fazla ölüme neden olan canlıdır

Kaynaklar:

• World Health Organization

• Centers for Disease Control and Prevention

• Entomoloji

Bazen en büyük tehditler… gözle zor görülen detayların içinde saklıdır.



LOBOTOMİ





James Peterson, eşcinsel olduğu için 1948'de lobotomi ameliyatı geçirdi.
Ailesi, başka bir erkekle ilişkisini keşfettikten sonra onu akıl hastanesine yatırdı.
Akıl hastanesinin teşhisi: "cinsel sapkınlık."
Tedavi: transorbital lobotomi—göz yuvalarından frontal lob'a buz kıracakları sokuldu.
Sadece on beş dakika sürdü.
Bir insanı yok etmek için on beş dakika.
Doktor ebeveynlere şöyle dedi:
"Oğlunuzun sapkınlığı düzeltildi."
Geri aldıkları şey "iyileşmiş" bir adam değildi.
Boş bir kabuktu.
James canlı, sanatsal, tutkulu bir insandı.
Lobotomiden sonra duvarlara baktı.
Basit talimatlara uydu.
Artık erkekleri istemiyordu.
Artık hiçbir şeyi istemiyordu.
Bu fotoğraf—bir tintype—James'i işlemden iki saat sonra gösteriyor. Aletlerin giriş izleri hala gözlerinin üzerinde görülebiliyor. Bir zamanlar canlı olan bakış, şimdi çorak bir alan. Arka planda doktor şunları not ediyor:
“Hasta sakin görünüyor. Artık sapkın cinsel ilgi göstermiyor. İşlem başarılı.” James'in “sapkınlığı” başka bir erkeği sevmesiydi.
“Sakinlik” bir beyin lezyonuydu.
“Başarı” ise kişiliğinin öldürülmesiydi.
James bir daha asla resim yapmadı.
Bir daha asla şiir okumadı.
Bir daha asla bir şakaya gülmedi.
Lobotomi, insanlığını yok ederek eşcinselliğini “iyileştirdi”.
Kırk altı yıl daha yaşadı.
Kim olduğunu asla geri kazanamadı.
Lobotomi hastaları için bir kurumda yaşadı.
Rutinleri izledi.
Hiçbir tercih belirtmedi.
Hiçbir seçim yapmadı.
Hiçbir arzusu yoktu. 1994 yılında, 74 yaşında öldü —
46 yıl boyunca artık içinde insan olmayan bir kabuk olarak yaşadıktan sonra.
Anne babası onu sadece bir kez, 1949'da ziyaret etti.
İzin verdikleri şeyi gördüler.
Bir daha asla geri dönmediler.
Eşcinsel olmayan bir oğul istiyorlardı.
Hiçbir şey olmayan bir oğul aldılar.
Ve bu onlara kabul edilebilir geldi.
James'in partneri bu fotoğrafı ve tıbbi kayıtları sakladı.
Ölümünden sonra, her şeyi bir LGBTQ+ arşivine, şu notla birlikte verdi:
"Bu, beni sevdiği için lobotomiyle mahvolmadan önceki James.
28 yaşındaydı. Zeki, nazik, sanatçı ruhlu biriydi.
Ailesi aşkımızı sapkınlık olarak adlandırdı.
Akıl hastanesi bunu hastalık olarak adlandırdı.
Tedavi, gözlerden buz kıracakları geçirmekti.
James 46 yıl bitkisel hayatta kaldı." Ben de 46 yıl boyunca onun kim olduğunu hatırlayarak hayatta kaldım.
Buna tıbbi tedavi dediler.
Bu cinayetti.
İyileştiğini söylediler.
Ölmüştü.
Vücut sadece çalışmaya devam etti.
James 1948'de öldü.
Sevdiğimiz için bize bunu yaptılar.

Alıntıdır.


* Prefrontal lökotomi veya lobotomi, kafatasında delikler açılmasını ve ardından beyini kesmek için tel döngülerin veya bıçakların kullanılmasını içerir. Lobotomide amaç, beyine ve frontal lob keselerine ulaşmak olduğu için oraya gidişte kullanılan malzemeler kırıcı ve kesici etkiye sahip olan materyallerdir.

ZÜBEYDE HANIM


Makbule Hanım - Zübeyde Hanım ve Mustafa Kemal


Zübeyde Hanım (1857, Langaza - 14 Ocak 1923, İzmir), Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi.

Ali Rıza Efendi ile evliliğinden altı çocuk sahibi oldu, dördünü çocukluk çağında kaybetti. Eşini kaybettikten sonra Mustafa Kemal ve Makbule'yi yetiştirdi. I. Dünya Savaşı sırasında Selanik'ten ayrılıp İstanbul'a geldi. Millî Mücadele'yi başlatmak üzere Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal'i 16 Mayıs 1919 günü İstanbul'dan uğurladı. Oğlu Mustafa Kemal'i üç yıl sonra yeniden görebildi.


Yaşamı

Ailesi ve çocukluğu

1857'de Langaza'da doğdu. Toprak işleri ile uğraşan "Sofuzadeler" ailesinden Feyzullah Ağa ile onun üçüncü eşi Ayşe Hanım'ın (Ayşe Molla) tek kızıdır.

Aile kökeni, II. Mehmed zamanında Karaman'dan Rumeli'ye göçüp Selanik ile Manastır'ın arasındaki Vodina Sancağı'na bağlı "Sarıgöl" bucağına yerleşen ve "Konyar" olarak da bilinen Yörük Türkmenlere dayanır.

Zübeyde Hanım, Langaza'da Rapla Çiftliği'nde büyüdü. Çocukluğunda okuma yazmayı öğrendi. Okuryazar olduğu için annesi gibi "molla" lakabı ile anıldı. Muhafazakâr, geleneklerine bağlı, dindar bir kadın olarak yetişti.

İlk evliliği

Genç kızlık döneminde ailesi ile Selanik'e yerleşti. Osmanlı Rüsumat (Gümrük) İdaresinde memur olarak çalışan Ali Rıza Efendi ile Selanik'te evlendi. Bu evliliğin tarihi kesin olarak bilinmez.

Çift, evlendikten sonra bir süre Ali Rıza Efendi'nin ailesinin yaşadığı Selanik'te Yenikapı mahallesindeki evlerinde yaşadı. Burada yaşadıkları dönemde Fatma, Ömer ve Ahmet adlı üç çocukları oldu ve Fatma'yı 1875'te difteriden kaybettiler.

Ali Rıza Efendi, 1876'da Osmanlı-Sırp Savaşı'nın başladığı günlerde kurulan Selanik Askerî Milliye Taburu adlı gönüllü taburda askerlik yaptı. Aynı yıl, Ali Rıza Efendi'nin babası Kızıl Hafız Ahmet Efendi Selanik Olayının ele başlarından olmakla suçlandı ve dağa çıkarak Firarî Ahmet Efendi oldu.

Zübeyde Hanım ile Ali Rıza Efendi, Selanik'ten ayrılarak Ali Rıza Efendi'nin tayin olduğu, Türk-Yunan sınırındaki "Papaz Köprüsü" ya da "Çayağzı" denilen bölgede yaşamaya başladılar. Burası bir yerleşim yeri değil, sadece görevlilerin ailelerinin kaldığı birkaç ev ile gümrük kontrol noktasından ibaret bir yerdi; yaşam şartları çok ağırdı.

Bir süre sonra memurluktan ayrılarak kereste ticareti ile uğraşmaya başlayan Ali Rıza Efendi, Selanik'te Koca Kasım Paşa Mahallesi'ndeki pembe boyalı evi yaptırdı. Dördüncü çocuklarına hamile Zübeyde Hanım, rahat bir doğum yapmak için Selanik'e gitti ve 1881'de Selanik'te bir oğlan doğurdu. Ali Rıza Efendi bebeğe, çocukken ölen kendi kardeşi Mustafa'nın hatırasını yaşatmak için "Mustafa" adını verdi.

1883'te Mustafa iki yaşındayken sekiz ve dokuz yaşındaki abileri Ömer ve Ahmet, Papazköprüde difteriden öldü. Defnedildikten sonra Ahmet'in cesedinin çakallar tarafından parçalanması Zübeyde Hanım'ı derinden etkiledi.

Bu yıllarda yöredeki Yunan eşkıyasının saldırıları yüzünden kereste ticaretinde büyük zarar gören, bir iki defa da eşkıyalar tarafından rehin alınan Ali Rıza Bey, kereste ticaretini bıraktı ve aile tekrar Selanik'te yaşamaya başladı. Zübeyde Hanım ile Ali Rıza Efendi'nin iki çocukları daha oldu. Makbule 1885'te, Naciye 1889'da doğdu.

Kereste işinden sonra tuz ticareti yapan Ali Rıza Efendi, satışlar iyi gitmeyip tuzlar depoda eriyince dükkânı kapadı ve içine kapandı. Memurluğa tekrar girme girişimi başarısız oldu.[9] Kimi kaynaklara göre 1888'de, kimine göre 28 Kasım 1893 tarihinde bağırsak veremi nedeniyle öldü.

Zübeyde Hanım, eşinin kaybından sonra çocukları Mustafa, Makbule ve Naciye'yi büyütme görevini tek başına üstlendi.

 

İkinci evliliği

Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi'yi kaybettikten sonra pembe boyalı evin yanındaki küçük bir eve geçti.[11] Pembe Ev'i kiraya vererek bu gelir ile yaşamını sürdürdü. Üvey kardeşi Hüseyin Bey'in Langaza'daki bir çiftlikte kâhyalık yaptığı dönemde çocuklarıyla çiftliğe gitti. Bir süre sonra Mustafa'nın okulu nedeniyle Selanik'e döndü.

Kardeşi Hüseyin'in aracı olması ile Teselyalı Lalot oğlu Ragıp Bey, birkaç defa Zübeyde Hanım ile evlenmek istediyse de o, oğlu Mustafa'nın tepkisi nedeniyle önce reddetti. Ardından teklifi kabul etti ve dört çocuklu dul bir bey olan reji memuru Ragıp Hayri Bey ile evlendi. Evlilikten sonra pembe boyalı eve yerleştiler.

Mustafa, annesinin evlenmesine baştan tepki göstermiş; hatta evi terk edip Horhorsu mahallesinde oturan Emine halasının yanında kalmıştı. Zamanla üvey babası ile olumlu ilişkiler kuran Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy'a, Ragıp Bey hakkında "Bana karşı hep çok saygılı davranmış, büyük adam muameleleri etmiştir. Nazik ve kibar bir insandır." demiştir.

En küçük çocuğu olan 12 yaşındaki Naciye'nin 1901'de veremden ölümü ile Zübeyde Hanım dördüncü çocuğunu da kaybetti.

Hayatta kalan tek oğlu Mustafa Kemal'in 1905'te Harp Akademisi’ni bitirip kurmay yüzbaşı olduktan sonra arkadaşlarıyla "gizli örgüt kurmak, bu amaçla para toplamak, Sultan Abdülhamid’e bombalı bir saldırı planlamak" gibi suçlamalarla tutuklanıp bir süre Bekirağa Bölüğü'nde hapsedilmiş olduğunu öğrendiğinde derhal İstanbul'a gitti ve birkaç gün görebildiği oğlunu ilk görev yeri olan Şam'a uğurladı.

Yaşadığı Selanik kenti, Balkan Savaşları'ndan sonra Osmanlı toprağı olmaktan çıktı; 10 Ağustos 1913'te imzalanan Bükreş Antlaşması ile resmen Yunanistan'a bırakıldı. Aile bu dönemde Selanik'te kalmaya devam etti.

 

I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yılları

Zübeyde Hanım, I. Dünya Savaşı sırasında Ragıp Bey'den ayrıldı; kızı Makbule ve üvey kızı Ruhiye ile İstanbul’a göç etti. Mustafa Kemal'in Haziran 1915'te kiraladığı Beşiktaş Akaretler ’deki 76 numaralı eve yerleşti.

Mustafa Kemal Paşa, Doğu Cephesi’nde görevliyken tanıyıp evlat edindiği öksüz çocuklardan biri olan Abdurrahim’i ona bıraktı. Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal'in emaneti Abdürrahim'i yetiştirdi. Ayrıca Zehra, Afife ve İhsan adında başka manevi evlatları da vardı ve Makbule Hanım'ın aktardığına göre Akaretler ‘deki evde hepsi bir arada yaşamaktaydı.

I. Dünya Savaşı sırasında Mustafa Kemal’in cephede sarılık geçirerek Halep'te tedavi olduğu sırada İstanbul'da, Mustafa Kemal'in çöl kumu nedeniyle gözünün kör olduğu söylentisi yayılmıştı. Zübeyde Hanım, oğlunun kör olduğu endişesiyle Halep'e trenle bir hafta süren yolculuk yaptı. Oğlunu ziyaret edip İstanbul'a döndü.

Savaşta mirliva rütbesi alan ve "Paşa" unvanı ile anılmaya başlayan Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesi'nin ardından, İtilaf donanmalarının İstanbul'a demir attıkları gün olan 13 Kasım 1918'de cepheden döndü. Ailesi için Şişli'deki Halaskargazi Caddesi'nde bulunan üç katlı evi kiraladı. Zübeyde Hanım, 28 Kasım 1918'den itibaren kızı Makbule ile bu evin üçüncü katına yerleşti. Millî Mücadele'yi başlatmak üzere Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal'i 16 Mayıs 1919 günü bu evden uğurladı.

Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkarak Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı dönemde Zübeyde Hanım, kızı Makbule Hanım'ı, o sırada ticaretle uğraşan Mustafa Mecdi Bey ile evlendirdi.

Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışından sonra Şişli'deki evden ayrılıp yeniden Akaretler ‘deki eve dönen Zübeyde Hanım, Türk ordusu Anadolu'daki bağımsızlık savaşında başarılar elde ettikçe işgal kuvvetlerinin baskılarına maruz kaldı. 1920'de Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idama mahkûm edilmesi haberinden sonra üzüntüsünden kısmi felç geçirdi.

 

Mustafa Kemal ile buluşması

Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa Kemal ile ancak 14 Haziran 1922'de tekrar buluşabildi. Mustafa Kemal'in Türk ordusunun Başkomutanlık Meydan Savaşı için hazırlık yaptığı dönemde Albay Halit Bey komutasındaki Kocaeli grubunu denetlemek ve Fransız gazeteci ve yazar Claude Farrére ile görüşme yapmak üzere İzmit'e geldiği sırada Zübeyde Hanım, kızı Makbule Hanım ile tebdili kıyafetle Adapazarı'na gitti. Üç yıldır görmediği oğlu Mustafa Kemal ile Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Vehip Bey'in evinde buluştu.

Bu buluşmadan sonra Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal ile Ankara'ya gidip bir bağ evine yerleşti. Büyük Taarruzu başlatmak için Ankara'dan ayrılmadan önce onu ziyaret eden, ancak gizlilik gereği Ankara'da bir çay ziyafetine gittiğini söyleyen oğluna bir mektup yazıp onu şu sözlere savaşa uğurladı.

 

“Oğlum, seni bekledim. Dönmedin. Çay ziyafetine gideceğini söyledin. Ama ben biliyorum, sen cepheye gittin. Sana dua ettiğimi bilesin. Harbi kazanmadan dönme.”

 

Son günleri ve ölümü

Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat Zafertepe'den idare ettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile savaş zaferle sonuçlandı ve vatanın kurtuluşu sağlandı. Zübeyde Hanım, Ankara'nın sert iklim koşulları sağlığını olumsuz etkilediğinden Zafer'den sonra tedavi olmak ve Mustafa Kemal'in evlenmeyi düşündüğü Latife Hanım ile tanışmak amacıyla 18 Aralık 1922'de İzmir'e gitti.

Son günlerini Latife Hanım Köşkü'nde geçiren Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923'te 66 yaşında öldü. Cenazesi, Karşıyaka'daki Ferik Osman Paşa Camii avlusuna defnedildi.

 

Anıt Mezarı

Zübeyde Hanım'ın mezarı 1940'ta bir anıt mezara dönüştürüldü. Çok sade olan anıt mezar, oğlu Mustafa Kemal Atatürk'ün arzusuna göre tasarlanmıştır.

Zübeyde Hanım Anıt Mezarı, 1940 yılında İzmir Belediyesi tarafından resmen açıldı. Zübeyde Hanım, her yıl 14 Ocak'ta mezarı başında anılmaktadır.

Son günlerini geçirdiği ve son nefesini verdiği Latife Hanım Köşkü, 2008'de bir anı evi olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır.





NESİ MEŞHUR?

 

Türkiye'nin 81 İli ve En Meşhur Oldukları Konular:

01. Adana: Adana Kebap & Sıcakkanlı İnsanlar
02. Adıyaman: Nemrut Dağı & Güneşin Doğuşu
03. Afyonkarahisar: Kaymak & Sucuk
04. Ağrı: Ağrı Dağı (Türkiye'nin Zirvesi)
05. Amasya: Misket Elması & Şehzadeler Tarihi
06. Ankara: Anıtkabir & Başkent Olması

YÖRE AĞZIYLA DERİZ

 



YÖRE AĞZIYLA DERİZ...

AKILLIYA

Arif

KİBARA         

Zarif

KONUMA        

Tarif

ERKEĞE          

Herif, deriz biz...   

MUHTARA       

Ayan

KADINA         

Bayan 

ZARARA        

Ziyan 

KIRKAYAĞA 

Çıyan, deriz biz...

GÖK BONCUĞA

Nazarlık 

EV HARCIN

Pazarlık

BİLGİÇLİĞE -UKALALIĞA

İşgüzarlık deriz biz.

TIRPANA   

Kosa 

BEZ CÜZDANA

Kese 

ASFALTA   

Susa deriz biz...

DÜŞMAN 

Hasım

AKRABAYA

Hısım 

FOTOĞRAFA

Resim, deriz biz...

BAHÇEYE 

Harım

FITIK OLANA 

Yarım

BACADAKİ İSE

Kurum 

SAĞLAM İPE

Sırım 

DEVE YAVRUSUNA 

Dorum

ŞÜKREDERKEN

Allah Kerim deriz biz...

MERMİYE   

Sıkı

ALTINA       

Takı

KOCAKARI SARGISINA

Yakı

EŞKIYAYA   

Şaki deriz biz...

KADIN KILIĞINA GİRMİŞ ERKEĞE

Köçek 

YATAĞA               

Döşek 

HADDİNİ BİLMEZE

Eşşek deriz biz. 

SU YOLUNA

Savak 

SELVİYE       

Kavak 

GÖSTERİŞLİ EVE

Konak 

ÇORBA TASINA

Çanak 

ENAYİYE

Avanak 

AKLI ERMEYEN YAŞLIYA

Bunak deriz biz...

ÜŞÜMEYE

Buymak 

İŞİTMEYE

Duymak 

AKLI BAŞINA GELMEYE

Aymak 

SÜTÜN ÜSTÜNE

Kaymak

KÜFÜRE

Sövmek 

YÜCELTMEYE

Övmek 

ACELEYE

Evmek 

HOŞ DUYGULARA

Sevmek deriz biz...

SU YOLUNA

Arık 

SEBZE SIRASINA

Karık 

DERİDEN BASİT AYAKKABIYA

Çarık 

HAM ÜZÜME

Koruk 

SEVİMSİZ YAŞLIYA

Moruk, deriz biz...

YUFKADAN YAPILAN DÜRÜME

Çomak

USTA YARDIMCISINA 

Yamak

SARILI İPE

Yumak

İP SALINCAĞA

Hamak, deriz biz.

SURAT ASANA

Mandallı

YÖRE KOSTÜMÜNE

Bindallı 

SAF KİŞİLERE

Andavallı, deriz biz.

KOMŞUYA SAYGIYA

Hatır 

ET KIYMA BALTASINA

Satır

GÜVENİLMEZ KİŞİYE

Katır, deriz biz...

PINARIN HATILINA

Yalak 

İNSANIN APTALINA

Salak 

MANDA YAVRUSUNA

Malak 

BOYUN BAĞINA

Dolak 

PATİKAYA

Yolak,  deriz biz...

SEBZE OTU AYIKLAMAYA

Çapa 

ÇAY BARDAĞINA

Kupa 

ÇOCUĞA KIZINCA

Sıpa, deriz biz

HAYVANIN İPİNE

Örük 

KALAYCININ YELLEME ARACINA

Körük 

GÖÇERLERE

Yörük, deriz biz...

SÜLEYMAN'A 

Sülek 

ELİ AÇIĞA       

Selek 

İYİ HUYLUYA    

Melek

GÖMLEĞE       

Yelek 

HAM KAVUNA

Kelek, deriz biz...

ÇİMENE             

Çayır 

YOKUŞA           

Bayır 

KARŞILIKSIZ İYİLİĞE 

Hayır, deriz biz...

KAHVE ÖĞÜTÜCÜYE

Dibek 

EKİN YIĞININA

Öbek 

DAĞ MANTARINA

Göbek

FIRILDAK KİŞİYE

Şebek 

GÜZELE 

Bebek,  deriz biz...

ÇOCUK YATAĞINA

Beşik 

KAPI GİRİŞİNE       

Eşik 

CİLTTEKİ KIZARIKLIĞA

Pişik, deriz biz...

BAŞ ÖRTÜSÜNE 

Yazma

GÜZEL AHLAKI KAYBETMEYE 

Yozma 

KABA SABA ADAMA

Kazma 

SEYAHATE

Gezip-tozma 

BIKKINLIĞA

Bezme, deriz biz...

YEŞİL GÖZE

Çakır 

YOKSULA   

Fakir 

KALAYLANAN KABA 

Bakır

BOŞ KİLERE

Tamtakır, deriz biz..

ASKER SOMUNUNA

Tayın 

EŞİN ERKEK KARDEŞİNE

Kayın 

SAYGI DUYULANA

Sayın 

HİLEYE, ENTRİKAYA

Oyun 

HERKESE İTAAT EDENE

Koyun, deriz biz...

TAVUĞUN YUMURTLAMA YERİNE

Holluk (folluk)

ÜRÜNÜN BEREKETİNE 

Bolluk

EĞLEŞİ YERİNE

Dulluk 

YOLCU AZIĞINA

Yolluk,deriz biz. 

DÜĞÜN DAVETİYESİNE

Oku 

GÜL SUYU VE YAĞINA

Koku 

TAŞ DİBEĞE

Soku deriz biz...

DEMİR KİRİNE

Pas 

İRİ SAMANA   

Kes

ÇORBA KABINA

Tas 

SÜRÜYÜ SÜRÜKLEYEN KOYUNA

Kös 

MATEME, HÜZNE

Yas, deriz biz...

YEMEĞE     

Aş 

HAYVAN SAYISINA

Baş 

OLMAYACAK İŞE

Yaş 

ACEMİYE, ÇAYLAĞA

Kuş 

RÜYAYA

Düş, deriz biz...

BİRAZA   

Acık 

SALATALIK DOĞRANMIŞ YOĞURDA

Cacık 

DERİ CEKETE 

Gocuk

YAŞININ HAKKINI VERMEYENE

Çocuk, deriz biz...

YÜKSEK YERE 

Tepe

KALIN CEKETE

Kepe 

TUTUK KONUŞANA

Pepe 

KULAK TAKISINA

Küpe deriz biz. 

KÖRPE KUZUYA

Emlik 

KÖTÜLÜĞE         

Kemlik 

ÇAYDANLIK ÜSTÜNE

Demlik 

BAHARLIK OTA

Yemlik, deriz biz

ASMA YAPRAĞINA

Tefek 

KIRDAKİ MOR ÇİÇEKLİ OTA

Efek

ATEŞLİ SİLAHA

Tüfek, deriz biz...

ZENGİNLİĞE, BOLLUĞA

Varlık 

YOKLUĞA, FAKİRLİĞE   

Darlık 

EZİYETE,GÜÇLÜĞE          

Zorluk

HOŞ GEÇİME, HUZURA  

Dirlik 

DAYANIŞMAYA

Birlik, deriz biz. 

TEMELDEKİ KAZIĞA

Söven 

YAMAÇLARDAKİ DİKENLİ BİTKİYE     

Geven 

HARMAN SÜRME ARACINA

Düven 

TATSIZ YİYECEĞE       

Yavan 

UZUN BOYLU, YAKIŞIKLIYA

Civan,deriz biz...

EVLENME TÖRENİNE 

Düğün

YEMEK VAKİTLERİNE

Öğün, deriz biz...

VÜCUTTAKİ ÖZÜRE

Araz 

HASTALIĞA             

Maraz 

KİNLE YAPILAN KÖTÜLÜĞE

Garaz, deriz biz...

YARAMAZA

Şelet 

KÜÇÜK ÇOCUKLARA

Velet 

SU BİRİKİNTİSİN

Gölet 

SALGINA

Ölet, deriz biz...

TAMAHKARA

Aç gözlü 

DOBRAYA 

Açık sözlü, deriz biz…

KEÇİ KILINDAN DOKUNAN ÖRTÜSÜYE

Çul

DEĞERSİZ PARAYA

Pul

BİAT EDENE              

Kul

EVLİLİK YAPIP AYRILMIŞA 

Dul 

GICIK KİŞİYE

Kıl, deriz biz...

ATIN OTURAĞINA

Palan 

GERÇEK OLMAYAN SÖZE

Yalan

SİNSİ KİŞİYE

Yılan, deriz biz...

ÇÖKELEĞE   

Keş 

HAYVAN ÖLÜSÜNE

Leş 

PAY ETMEYE             

Üleş

BEDAVAYA

Beleş, deriz biz...

 

Adem Daşçı

 

(Alıntıdır.)