3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



OKURLARIMIN PAYLAŞIMLARI


Ocak ayı okuduklarım 😊

Bu ayı
1- Ali Gökçe hocamızın İran hududunda bir Tilki
2- Oya Çetin Meftun çığlıklar
3- İsmail Demirtaş hocamızın Madenin soğuk teni
4- Nejla Arslan hocamızın Sanmak
5- Rıdvan Işık beyin hediye olan Çağatay Ergör'ün Mer kitabı
6- Yavuz Atmaca yazarımızın Yalnızlığın başka adı ve yokluğunu sevemedim kitaplarıyla tamamladım 😊



 ***

Banu Ayalp Sezer'in Gönderisi

Gölköy Betik (Kitap) Evi

Ocak Ayı Okuduklarım:

Güzel bir ay oldu benim için, öncelik okumak istediklerim …📚☕️

1-Deniz İşçileri-Victor Hugo,447 sayfa

2-Sırların Sırrı-Dan Brown,656 sayfa

3-Barış-Ali Gökçe,232 sayfa

4-Karanlık Oda-Osman Balcıgil,120sayfa

5-Petey-Ben Mikaelsen,272 sayfa

6-Tanrı’nın Unutulan Çocukları-Craig Silvey,400 sayfa

7-Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe-Ayşe Kulin-176 sayfa

8-Wedding Barikatları-Klaus Neukrantz,208 sayfa

9-Bize Yalan Söylediler-Ellen Marie Wiseman,448 sayfa

10-İran Hududunda Bir Tilki-Ali Gökçe,520 sayfa

11-Sessiz Göl-Leslie Wolfe,345 sayfa

12-Doğu’nun Limanları-Amin Maalouf,183 sayfa

13-Swastika Geceleri,-Katharine Burdekin,232 sayfa

14-Pembe Şehrin Sırları-Alka Joshi,416 sayfa

Toplam:4.655 sayfa




AFRİKA BOĞA KURBAĞASI

 


Toprak Çatladığında Kaçmayan Kurbağa
Toprak yarılıp su tamamen çekildiğinde, çoğu amfibi için bu durum ölüm anlamına gelir.
Ancak Afrika boğa kurbağası bambaşka bir strateji uygular: kaçmak yerine toprağa gömülür.
Söz konusu tür, Pyxicephalus adspersus olarak bilinen Afrika boğa kurbağasıdır.
Kuraklığa Karşı Radikal Bir Strateji
Yağışlar kesilmeden hemen önce, nemli çamura derin bir çukur kazar. Toprak tamamen kurumadan yerin altına çekilir. Ardından vücudu olağanüstü bir dönüşüm sürecine girer:
• Derisinin katmanlarını döker
• Bu deri, salgıladığı mukusla birleşir
• Neredeyse su geçirmez bir koruyucu koza oluşturur
Adeta kendi “hayatta kalma kapsülünü” üretir.

Estivasyon: Sıcakta Hayatta Kalma Modu
Bu kapsülün içinde metabolizmasını en düşük seviyeye indirir.
Solunumu ve kalp atış hızı dramatik biçimde yavaşlar.
Bu duruma estivasyon denir — sıcağa ve kuraklığa karşı geliştirilen bir tür yaz uykusu.
Afrika boğa kurbağası bu halde:
• Aylarca
• Hatta uygun koşullarda yıllarca
yağmuru bekleyebilir.

Yağmur Geri Döndüğünde
İlk büyük yağmurla birlikte toprak yumuşar.
Koruyucu koza parçalanır.
Kurbağa yer altından çıkar ve:
• Beslenmeye
• Üremeye
• Bölgesini yeniden savunmaya
hazır hale gelir.
O kuraklıktan kaçmaz.
Kuraklığın içinden geçer.
Kaynaklar
• National Geographic – Afrika boğa kurbağası ve estivasyon davranışı
• Smithsonian National Zoo – Amfibi adaptasyonları
• Encyclopaedia Britannica – Estivasyon tanımı ve biyolojik mekanizmalar
Doğa bazen kaçmayı değil, dayanmayı seçen canlılarla doludur.




DRACULA PAPAĞANI

 



Dracula Papağanı: Doğanın Gotik Mühendisliği
İlk bakışta adeta bir korku hikayesinden fırlamış gibi görünebilir, ancak Pesquet Papağanı (Dracula Papağanı), evrimin en şaşırtıcı ve zekice hayatta kalma stratejilerinden birini sergiler.

Neden Bu Kadar Farklı Görünüyor?

Bu gizemli görünümün arkasında tamamen bilimsel nedenler ve hayatta kalma stratejileri yatıyor:
• Kel Kafa Yapısı: Çoğu papağanın aksine bu türün yüzü tüysüzdür. Sebebi diyetidir! Sadece yapışkan incirlerle beslenir. Eğer yüz tüylerle kaplı olsaydı, meyve özleri tüylerine yapışır ve hijyen sorunları oluşurdu. Doğal seçilim, temiz kalması için onu bu şekilde “tıraş” etmiştir.
• Korkutucu Çığlık: Pesquet Papağanı, diğer papağanlar gibi melodik şarkılar söylemez. Ormanın derinliklerinde yankılanan, hırıltılı ve köpek havlamasını andıran sert bir sesi vardır.
• Kırmızı ve Siyahın Uyumu: Kömür karası gövdesi ve kanat altındaki parlak kırmızı tüyleri, uçuş sırasında güçlü bir görsel sinyal oluşturur.
Nesli Tehlike Altında!
Maalesef bu eşsiz tür, Yeni Gine’deki yerel kabileler tarafından geleneksel kıyafetlerinde kırmızı tüyleri için avlanmakta ve bu yüzden “Hassas” (Vulnerable) kategorisinde yer almaktadır.
Özet: Bizim “gotik” veya “korkutucu” bulduğumuz bu görünüm, aslında milyonlarca yıllık hayatta kalma sanatıdır. Doğada hiçbir detay tesadüf değildir.

MİMAR SİNAN



Mezarında Başsız Yatan Mimar Sinan'ın Hikayesi

22 yaşında girdiği Yeniçeri ocağından Osmanlı İmparatorluğu'nun baş mimarlığına yükselen ve bir ömre 92 cami, 52 mescit, 55 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 hastane, 6 su yolu, 10 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamam olmak üzere 365 eser sığdıran bir deha.
Yaşadığı dönem Osmanlı ve dünya mimarisinde "Sinan Çağı" olarak adlandırılan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mimarı. Kayseri'nin Ağırnas köyünden bir devşirme olarak çıkan Mimar Sinan'ın hikayesi.
Abdulmennan oğlu Sinan, 1490 yılında Ağırnas köyünde doğdu. Ailesinin kökeni ile ilgili tartışmalar bugün bile sürmektedir. Ermeni veya Rum olduğunu iddia edenler olduğu gibi, Hristiyan Peçenek Türklerinden olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır.
Mimar Sinan'ın yaşamı ve ailesine ilişkin belgeleri bulup ayrıntılı olarak inceleyip yayımlayan tarihçi, müzeci ve gazeteci İbrahim Hakkı Konyalı'ya göre Mimar Sinan'ın ailesi Selçuklulardan kalma, Müslüman olmayan Şaman inançlı Türk toplumlarındandır.
Gerek dedesinin, babasının ve annesinin gerekse belgelerde adı geçen diğer akraba isimlerinin Türkçe isimler olması, onun bu iddiasını doğrulamaktadır. Tarihçi yazar Necdet Sakaoğlu da aynı noktaya dikkat çekerek, Sinan'ın devşirildiği zaman Türkçe bildiği için diğer devşirmelere verilen Türkçe eğitimi almasına gerek görülmediğini belirtir. Yavuz Sultan Selim döneminde sadece dışarıdan değil, Anadolu'dan da asker devrilmeye başlanmıştı.
Bu uygulama sonucunda Sinan 1511 Yılında devşirilerek Yeniçeri ocağına alındı ve İstanbul'a getirildi.
Mimar Sinan, Yeniçeri ocağında eğitimlerden geçerek 5 yıl sonra Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine katılır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Belgrad seferinde, Rodos seferinde ve Mohaç Meydan Savaşı'nda bir yeniçeri olarak bizzat savaşır.
1533 yılında Kanuni'nin İran seferi esnasında, ordunun Van Gölü'nü geçmesi için 2 hafta gibi bir sürede 3 kadırga yapması ona büyük bir itibar kazandırır. Kara Boğdan Seferi seferinde ordunun Prut Nehri'ni geçmesini sağlamak için bataklık alanda günlerce uğraşmasına rağmen kurulamayan köprüyü görev kendisine verilince 10 günde kurmayı başarması üzerine Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1538 yılında Saray Baş Mimarlığı'na getirilir.
Artık yeniçerilik dönemi bitmiş, ömrünün sonuna kadar sürecek olan Baş Mimarlık dönemi başlamıştır.
Mimar Sinan, yetiştiği Anadolu topraklarında Selçuklu mimarisine zaten aşinaydı. İstanbul'a gelince Bizans mimarisini de yakından tanıma fırsatı buldu. Bir yeniçeri olarak Osmanlı ordusuyla seferlere katılması yeni yerler, yeni eserler görmesi ve bunları yakından inceleme fırsatı bulması, Mimar Sinan'ın mimari görgüsünü ve dağarcığını daha da zenginleştirdi.
Böylece, bunların hepsini birleştirip yeniden yorumlama suretiyle yepyeni bir Osmanlı Mimarlık anlayışı geliştirdi.
Mimarlığının yanı sıra usta bir şehircilik uzmanı ve dahi bir mühendisti. Mühendislik harikası olan Süleymaniye ve Selimiye gibi eserlerden Şemsi Paşa gibi en küçük külliyesine kadar, Mimar Sinan'ın yaptığı eserlerin hepsinde aynı ciddiyet, dikkat ve özen gözlenmektedir.
Her birinde ayrı ayrı hayranlık duyulacak taraflar bulunmaktadır. Mimar Sinan, baş mimar olarak Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat'ın padişahlık dönemlerinde arka arkaya muhteşem eserler yarattı mimarlık dönemini kendi tabiriyle çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemi olarak üçe ayıran Mimar Sinan, çıraklık dönemi eserleri için Kanuni döneminde yaptığı Şehzade Camii, kalfalık dönemi için yine Kanuni dönemindeki Süleymaniye Camii'ni, ustalık dönemi içinse II. Selim döneminde yaptığı Edirne'deki Selimiye Camii'ni gösterir.
Ustalık eserim dediği Selimiye Camii'si Türk-Osmanlı sanatının ve dünya mimarlık tarihinin baş eserlerinden kabul edilmiş ve UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştır.
Sayısız eserlerinden biri de bir mühendislik harikası olan Kırkçeşme Su Tesisidir. İstanbul'da su sıkıntısının başladığı dönemlerde Kanuni Sultan Süleyman'ın talimatıyla çevredeki su kaynaklarını araştırıp bularak Mimar Sinan, İstanbul'a 55 kilometre mesafeden suyu ulaştırmıştır.
Bu şekilde, 16. yüzyılda İstanbul'da yaşanan su sorunu çözülmüştür. Hiçbir enerji kaynağı kullanmadan, santimlerle ifade edilebilecek bir meyille suyu İstanbul'da 40 ayrı noktaya sevk etmeyi başarmıştır. Dünya çapında bir proje olan bu su hattı günümüzde bile hâlâ çalışmaktadır.
Mimar Sinan, yaşamı boyunca yepyeni mimarlar yetiştirmek için de büyük çaba harcadı. Hindistan'da bulunan Tac Mahal ile İstanbul'da bulunan Sultanahmet Camii gibi nefes kesen mimari yapıların arkasında da bir öğretmen olarak Mimar Sinan vardır.
Sultanahmet Camii'nin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa ile Tac Mahal'in mimarları Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi, Mimar Sinan okulunun öğrencileridir.
Tac Mahalı yapan ustaların Mimar Sinan'ın öğrencisi olduğunu birçok kişi ilk defa burada öğrenmiş olacak bundan kesinlikle eminim.
1584'te hacca giden Mimar Sinan, hac dönüşünde neredeyse yüz yaşlarındaydı ama o görevini büyük bir coşkuyla vefat ettiği 1588 yılına kadar sürdürdü. Cenazesi, yaşarken bizzat kendisinin yaptığı Süleymaniye Camii'nde mütevazi bir türbeye defnedildi.
Tüm dünyanın saygısını kazanmış Mimar Sinan'a hiç de hak etmediği iki büyük saygısızlık yapılmıştı. Birincisini bizzat kendisi yaşadı, ömrünün son günlerinde saray tarafından evinin suyu kesildi. İstanbul'a binbir zahmetle suyu getiren Mimar Sinan, susuz bir evde vefat etti.
Gerekçesi ise son derece ilginçti. Kanuni Sultan Süleyman döneminde büyük paralar harcanarak getirilen ve 40 çeşmeden halkın kullanımına sunulan suyun özel hatla evlere çekilmesi yasaklanmıştı. Kanuni Sultan Süleyman, sadece istisna olarak bu konudaki emeğini takdir etmek amacıyla bu yönde bir talebi olmamasına rağmen, Mimar Sinan'ın evine su hattı çekilmesine izin vermişti .
Fakat yıllar sonra hükmü veren Kanuni Sultan Süleyman da vefat edince, bu ayrıcalık saray çevresinde göze battı ve bazı saray erkânı da kendi evlerine su hattı çekilmesi konusunda talepçi olmaya başladılar. Bu kadar çok eve ayrı ayrı su hattı çekilmesi mümkün olmadığından çözüm olarak Mimar Sinan'ın evine çekilen su hattının kesilmesi uygun görüldü.
Bu muameleye karşı Mimar Sinan'ın verdiği cevapsa şu oldu:
"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz..."
Mimar Sinan'a yapılan ikinci büyük saygısızlık, vefatından 347 yıl sonra cenazesine karşı yapılan saygısızlıktır.
1935 yılına gelindiğinde Avrupa'da ırkçılık yükselmişti. Avrupalılar beyaz ırkı üstün olarak görüyorlar, beyaz ırktan olmayan kimselerin uygarlık tarihinde yüksek noktalara ulaşamayacağını iddia ediyorlardı ve kendilerince Türkleri aşağılamak için Türklerin beyaz ırk değil sarı ırka mensup olduklarını iddia ediyorlardı.
Böyle bir ortamda, aslında çok da gereksiz bir şekilde devlet katında bizim de beyaz ırka mensup olduğumuzu kanıtlama ihtiyacı hissedildi.
Anadolu'da aralarında Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat II. Kılıçarslan gibi sultanların da bulunduğu on binlerce eski Selçuklu ve Osmanlı mezarları açılarak kafatasları incelenmek üzere toplandı.
Aynı dönemde Mimar Sinan'ın da Türk olup olmadığının tespiti için mezarı açılarak kafatası alındı, ölçülüp biçildi ve bizzat Atatürk'e sunulan raporda Türk olduğu belirtildi. Bundan büyük memnuniyet duyan Mustafa Kemal Atatürk, hemen orada yazdığı bu talimatla, Mimar Sinan'ın heykelinin yapılmasını emretti.
Bu emir ancak 22 yıl sonra yerine getirildi ve Mimar Sinan'ın ilk heykeli Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin bahçesinde 1957 yılında açıldı. Ancak Mimar Sinan'ın mezarından alınan kafatası bir daha yerine konulmadı. O dönem yapılan açıklamalara göre kafatasının ileride kurulacak olan antropoloji müzesine konulacağı söylenmişti.
Ancak böyle bir müze hiçbir zaman kurulmadı. Yıllar sonra yapılan restorasyon esnasında mezar tekrar açıldığında da Mimar Sinan'ın kafatasının yerinde olmadığı görüldü. Şu an nerede, kim kaybetti, nasıl kayboldu maalesef bilinmiyor.


(Alıntıdır.)