3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



İSMET İNÖNÜ


ATATÜRK’ün VEFATINDAN sonra İSMET İNÖNÜ DÖNEMİNDE YAPILANLAR.

1939 - Bursa Merinos Fabrikası üretime başladı.
1939 – Ergani Bakır madenleri İşletmesi hizmete girdi.
1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay ve Tünel tesisleri devralındı.
1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
1939 – Sivas’ta Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
1939 – İstanbul’da kent içi ulaşım, havagazı ve elektrik dağıtımı yapacak İETT kuruldu.
1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.
1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.
1939 - Malatya iplik fabrikası hizmete girdi .
1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
1939 – İlk Türk denizaltısı Atılay Haliç’te denize indirildi.
1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. 15 yılda yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı
1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.
1939 - TBMM binasının inşaatına başlandı.
*
1940 – Raman dağında Petrol bulundu.. Milli Türk Petrol Şirketi kuruldu.
1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında kapatıldı)
1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu. Ereğli kömür ocakları devlete bağlandı.
1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.
1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.
1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
1940 - Antalya - Manavgat - Konya karayolu açıldı
1940 - Şile enerji santralı hizmete açıldı
*
1941 –Anıtkabir’in temeli atıldı
1941 – Gebere Barajı açıldı.
1941 – Türkiye ilk milli petrol şirketi Petrol Ofisi kuruldu.
1941 – Türk Hava Kurumu Ankara Etimesgut’ta uçak fabrikası kurdu.
1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.
*
1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
1942 – İlköğretim seferberliği başladı.
1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
*
1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.
1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.
1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.
1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.
1943 – Seyhan barajı ve Regülatörü faaliyete geçti.
1943 – Sivas Çimento Fabrikası üretime başladı.
1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.
1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.
*
1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
1944 – İzmit Selüloz ve kağıt Fabrikaları işletmeye alındı.
1944 – Ankara Etimesgut uçak fabrikasında çeşitli tiplerde 200 özgün uçak üretildi.
1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.
1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.
1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.
1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.
1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
*
1945 - Köy Enstitüleri ilk mezunlarını verdi. 1996 mezun öğretmenden 1878 inin ataması yapıldı
1945 – Şirketi Hayriye (İst. Şehir Hatları vapur işl.) devlet tarafından satın alındı.
1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.
1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.
1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.
1945 – İlk yerli uçak motoru fabrikasının temeli AOÇ’de atıldı..
1945 – Etimesgut Uçak fabrikası bünyesinde oluşturulan ARGE –Etüd Bürosu 16 ayrı tipte özgün uçak projesi üretti
*
1946 - Türkiye çok partili sisteme geçti. Demokrat parti kuruldu.
1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.
1946 – İşçi Sigortaları Kurumu kanunu yürürlüğe girdi.
1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.
1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
1946 - İkinci Türk denizaltısı YILDIRAY hizmete alındı
1946 - Raman-8 kuyusundan günde 450 varil petrol üretimine başlandı
*
1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi. İşçi ve işverenlerin örgütlenmesinin önü açıldı..
1947 – Palu-Genç demiryolu hizmete girdi.
1947 – Rize Çay Fabrikası üretime başladı.
1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.
1947 – Etimesgut uçak fabrikasında üretilen uçakların aerodinamik testlerini yapacak Ankara Rüzgar tünelinin kurulmasına başlandı
*
1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.
1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.
1948 - Ankara Etimesgut’ta kurulan ilk yerli Uçak Motor fabrikası hizmete girdi.
1948 - Paris’te yapılan dünyanın en büyük havacılık fuarında Türk uçakları da sergilendi
*
1949 – Porsuk Barajı açıldı..
1949 – Emekli Sandığı kuruldu.
1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hizmete girdi..
1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.
1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.
1949 - Etimesgut uçak fabrikasında üretilen uçakların aerodinamik testlerini yapacak Rüzgar tünelinin inşaat ve montajı bitirildi.

İşte Atatürk’ün vefat ettiği 10 kasım 1938’den Demokrat Partinin iktidara geldiği 1950 yılına kadar geçen 11 yılda CHP’nin yaptıkları..

Bu dönem aynı zamanda İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemdir.
Bu dönemin ilk 6 yılı dünyayı kasıp kavuran ll. Dünya savaşının sürdüğü, Türkiye’nin bu uğurda 2 Milyon Mehmetçiği silah altında bulundurmak zorunda olduğu yıllardır.

Bu dönemin son 5 yılı ise Stalin canavarının Türkiye’den toprak talep ettiği, tehdit ve korku dolu yıllarıdır..
Bu dönem, Türkiye’nin dış borç alamadığı, fakat Osmanlı borçlarını son kuruşuna kadar ödediği yıllardır..
Bu dönem, savaşa giren girmeyen hemen tüm gelişmiş ülkelerin yoksulları korumak için temel gıda maddelerini karneye bağladığı yıllardır.

Buna rağmen dünyada yüzbinlerce kişinin açlıktan öldüğü yıllardır..
Türkiye bu zor yılları hasarsız atlatmış nadir ülkelerden biridir..
Benim doğduğum Dörtyol’un Ocaklı-Kuzuculu köyleri hacı-hoca takımının yoğun olduğu yerlerdi.
Çocuk da olsam 1950’li yılların sonlarını hatırlarım.. Hısımlarım dahil çevremizdeki herkes Demokrat Partiliydi.

Atatürk’e BETON MUSTAFA derlerdi..
Sevmezlerdi Atatürk’ü.. Atatürk’ü neden sevmediklerini sonraki yıllarda sordum, öğrendim..
En önemli sebep HARF devrimiydi..
Arap harflerinden Latin harflerine geçişle birlikte sadece Medrese Hocaları değil.. tüm eğitim ve dini kurumlardaki on binlerce hoca bir gecede işsiz, mesleksiz, ekmeksiz kaldıklarını düşünmüşler..
Harf devrimine karşı tavır alanlardan biri yörede sözü dinlenen CİNCİ HOCA’dır..
Anne tarafımdan bize de uzaktan akraba olan Cinci Hoca, İstiklal mahkemeleri tarafından yargılanır ve idam edilir.

Bu kesim Atatürk’e olan düşmanlıklarını içlerinde yıllarca saklamış, unutmak bir yana büyüttükçe büyütmüşlerdir..
1950 yılında Demokrat partinin iktidara gelmesiyle çekiç ve baltaları kapıp, PUT olarak gördükleri Atatürk heykellerine saldırmışlar..
Atatürk heykel ve büstlerine saldırılar , Türkiye’nin hemen her yerinde yaygınlaşmaya başlayınca, Demokrat Parti, olayların önünü alabilmek için ATATÜRK’Ü KORUMA YASASI çıkarmak zorunda kalmıştır.
Koruma yasası nedeniyle Atatürk’e eskisi gibi saldıramayan bu cenah Atatürk ve Cumhuriyetine olan tüm öfke ve kinini İsmet İnönü’ye yönlendirmiştir.

1950 sonrasında İsmet Paşa muhalefettir.. Sahipsizdir.. Savunmasızdır..
Ona vurmanın bir bedeli, bir yaptırımı yoktur.
Her kimin Atatürk ve onun Cumhuriyeti ile bir sorunu varsa, bunu İsmet İnönü üzerinden yaptığı dönemleri yaşadık.
Eline geçirdiği medya ile cahil kalmış halk kesimlerine bu konuyu işler de işler..
Hele bir de bu konuyu DİN sosuna bulayarak sundunuz mu.. Kaybetme ihtimaliniz hiç yoktur.. Sıfır sermaye.. maksimum kar garanti.

Bizim sağ bunu bilir, bunu kullanır.. Taa, Adnan Menderes’ten itibaren sağ bunu kullanmıştır..
Ama ben bir vicdan taşıyorum.. Halkımızın bu denli yanlış bilgilendirilmesine isyan ediyorum..
Bu vatan için 20 yılını savaş meydanlarında geçirmiş bir insanın, günahları yanında sevaplarıyla da anılmasından yanayım.

Yanlış bilgilendirilmiş olsa da, benim gibi vicdan taşıyan milyonlarca insanın varlığına ve konuyu akıl mantık süzgecinden geçirip yorumlayacağına inanıyorum..

Mehmet Kurthan 28.09.2018

Alıntıdır.


SU


“Bu beyaz su klorlu mu?”

Hayır. Musluktan akan bembeyaz su klor değildir. Klor olsaydı su sarı-yeşil tonlu olur, keskin bir koku yapar ve göz yakardı. İçme sularında bulunan klor ise zaten renksizdir; genellikle hipokloröz asit (HOCl) ve hipoklorit halinde, çok düşük miktarlarda bulunur.
Gördüğümüz beyazlık, suyun içine karışmış kimyasal bir madde değil; basınç altında çözünmüş havanın (azot, oksijen ve bir miktar karbondioksit) musluktan çıkınca mikro kabarcıklar hâlinde serbest kalmasıdır. Bu çok küçük kabarcıklar ışığı dağıtır ve suyu süt gibi beyaz gösterir. Birkaç saniye bekleyince kabarcıklar yukarı çıkar, su tekrar berraklaşır.
Bu durum özellikle bakım, klorlama veya hat yenileme sonrası daha belirgin olur; çünkü borulardaki basınç ve gaz dengesi yeniden kuruluyordur. Yani gördüğümüz şey “yeni klor” değil, suyun basınçtan çıkarken aldığı nefesidir.


ŞENAY




Doğum tarihi: 1951, İstanbul

Ölüm tarihi ve yeri: 4 Ocak 2013, İstanbul
Tam adı: Şenay Ekiz
Etkin yıllar: 1969-1982
Albümler: Sev Kardeşim (Hayat Bayram Olsa), Unutmak Zorundayım, Şenay, Native Son, Honki Ponki

MİLYONLAR DİNLEDİ
“50 KİŞİ” UĞURLADI!

Çok sigara içiyordu…
Birini söndürüp, diğerini yakıyordu…
Solunum yetmezliği yapışmıştı yakasına…
Yedi yıl önce…
Bugün, hayata gözlerini yumdu…

***

Çok yetenekli bir ses yıldızı ve söz yazarıydı…
Sadece çok özel “iki şarkı” ile…
(Sev Kardeşim ve Hayat Bayram Olsa…)
Ve yine sadece “iki yıl” gibi kısa sürede…
Milyonların hayranı olmuştu…
Hayat arkadaşı Türkiye’nin en ünlü müzisyenlerindendi…
Kendisinden 20 yaş büyük kocasını…
Çok erken kaybetti…
Birlikte topu topu 10 yıl bu hayatın tadını çıkarmışlardı…
Eşinden sonra hep yalnız yaşadı…
32 yıl içine kapandı…
Zaten kalbinin sahibine veda ettikten sonra…
Ne şarkı söyledi, ne de iki satır söz yazdı…
Anıları ile yaşamayı tercih etti…
Sor bugünün gençlerine…
Belki adını bile hatırlamayacaklar ama…
Eşsiz bir sese sahipti…

***

Filmi, biraz geriye saralım ve…
Mutlu günlere gidelim…
İstanbullu Şenay’ın çocukluğu şarkılar söyleyerek geçti…
Bacak kadarken belliydi şarkıcı olacağı…
18 yaşında Erkan Özarman elinden tuttu…
Ankara’da bir gece kulübünde şarkı söylemeye başladı…
Şerif Yüzbaşıoğlu…
Salim Ağırbaş…
Atilla Özdemiroğlu…
Selçuk Başar…
Uğur Başar…
Garo Mafyan ve Asım Erken'den oluşan orkestra…
O günlerde ortalığı kasıp kavuruyordu…
O yaşta…
O özel orkestranın solisti oldu…
Takvimler; 1971’i gösterirken Şerif ile dünya evine girdi…

***

O tarihlerde…
Batı müziği eserlerine Türkçe sözler yazma modası vardı…
“Ben neden yapmıyorum?” dedi…
Sözlerini yazdığı “Benim Olursan / Sev Kardeşim” plağını doldurdu…
Plağın B yüzündeki “Sev Kardeşim”…
Ortalığı yıktı, geçti…
Şenay yılın şarkıcısı ödülünü kaptı…
Ertesi yıl, aynı ödülü…
“Hayat Bayram Olsa” şarkısı ile aldı…
Şenay, bir anda Türk Pop müziğinin en ünlü yıldızı olmuştu…

***

Bir parantez açalım…
Hümanist şarkılar yazıyordu Şenay…
Diğer pop yıldızlarından çok farklıydı…
Nitekim…
Bu özelliği o tarihlerde “Karaoğlan” sloganıyla…
Miting alanlarını dolduran Bülent Ecevit’in dikkatini çekmişti…
1977’de…
Taksim’deki mitingde bir “ilk” gerçekleşti…
Şenay…
Bir siyasi partinin miting alanlarına giden ve…
Buradaki sahnede şarkı söyleyen ilk şarkıcı olarak tarihe geçti…
Defalarca…
Ecevit'ten önce sahne alıp…
“Sev Kardeşim” ve “Hayat Bayram Olsa” şarkılarını söyleyerek…
Mitinge gelenleri coşturdu…
Şenay'ın şarkı sözleri…
“Buram buram sol kokuyor” gerekçesiyle…
TRT tarafından yasaklandı…

***

Bir defasında, miting sahnesinden inerken…
Şöyle seslenmişti, binlerce sevenine:
“Hangi dinden, hangi dilden, hangi ırktan, hangi kültürden, hangi mezhepten ve hangi inançtan olursak olalım birbirimizi Bismillah diyerek sevelim…”

***

Uluslararası festivallerin yıldızı oldu…
Tam yedi ödül topladı…
Dünya Şenay’ı tanıdı…
Türkiye’nin 1975’te ilk kez katıldığı Eurovision için…
Sözlerini yazdığı “Umut” ile elemelere katıldı; finale kaldı…
Ama…
Kocası Şerif Yüzbaşıoğlu jüride olduğu için…
Dedikodu olmasın diye, çekildi…
O’nun yerine…
Semihe Yankı, “Seninle Bir Dakika” ile Türkiye’yi temsil etti…

***

Ve, hiç beklenmedik bi’şi oldu…
Şerif Yüzbaşıoğlu, 49 yaşında kalp krizi geçirdi…
Hayata ve Şenay’ına veda etti…
O sırada takvimler 1981 yılının18 Şubatı’nı gösteriyordu…
Şenay…
O günden sonra resmen “hayatını” dondurdu…
Şerif’in bir özelliği vardı…
Minicik dokunuşlarla Şenay’ın şarkılarını…
Bambaşka hale getiriyordu…
Bu yüzden Şenay…
Sadece kocasını değil…
Hocasını, arkadaşını, sevgilisini ve ailesini de kaybetmişti…
Güzel şarkıcı tamamen eve kapandı…
O kadar çok ağlıyordu ki, gözleri bozuldu; uzağı göremez oldu…

***

12 yıl önce bugün…
62 yaşındayken aramızdan ayrıldı…
Şenay Yüzbaşıoğlu ile Şerif Yüzbaşıoğlu’nun aşkı…
Roman gibiydi…
Şenay hayata veda ettiği gün…
Mezarın tapusu bulunmadı…
O gün, sevdiği adamın yanına gömülemedi…
Bürokrasi buna izin vermiyordu…
Başka bir mezarlığa defnedildi...
Milyonlarca hayranı vardı ama…
Cenazeye topu topu 50 kişi geldi…
Kültür Bakanlığı çelenk bile yollamadı…
Oysa, sadece…
“Sev Kardeşim” plağı yüz binler satmıştı...
Nokta…


Mehmet Karabel – Nuri Erbaz

Alıntıdır.


MASSETER KASI


İnsan Vücudunun En Güçlü Kaslarından Biri: Masseter

Masseter kası, çenenin hareketinden sorumlu olan ana kaslardan biridir ve boyutuna oranla insan vücudundaki en güçlü kaslardan biri olarak kabul edilir. Yüzün her iki yanında, çene hattı boyunca yer alır. Bu kas sayesinde ağzımızı kapatabilir ve yiyecekleri büyük bir kuvvetle çiğneyebiliriz.
Bilimsel çalışmalar, masseter kasının tek bir ısırıkta 90 kilogramdan fazla kuvvet üretebildiğini göstermektedir. Bu güç; ceviz gibi sert yiyecekleri veya lifli, dayanıklı et parçalarını rahatlıkla ezmeye yeterlidir. Kasın bu kadar etkili olmasının nedeni, küçük ve kompakt yapısına rağmen son derece verimli çalışmasıdır.
Gücü kadar önemli bir diğer özelliği ise konuşma, yutma ve yüz ifadelerinde oynadığı kritik roldür. Masseter; yüz ve boyun kaslarıyla birlikte çalışarak son derece hassas ve koordineli hareketlerin gerçekleşmesini sağlar.
İlginç bir şekilde, beslenme alışkanlıkları, kas kullanımı ve genetik faktörler çene gücünü etkileyebilir. Ancak özel bir antrenman yapılmasa bile masseter kası, insan vücudunda küçük bir alana sığdırılmış olağanüstü bir güç örneği olmaya devam eder.
Kaynaklar
• Gray’s Anatomy – The Anatomical Basis of Clinical Practice
• Guyton & Hall – Textbook of Medical Physiology
• Tortora & Derrickson – Principles of Anatomy and Physiology
• National Institutes of Health (NIH) – Masticatory Muscles Research
• Journal of Oral Rehabilitation – Bite Force and Masseter Muscle Studies



ARSEV ERASLAN

 


AY'DAN GELİP ATATÜRK'ÜN HUZUNA GETİREN NEDEN
20 Temmuz 1969'u gösterdiğinde APOLLO 11'İ ve 1,5 milyar insan televizyonlarına odaklanmış Neil Armstrong'un Ay'da yürüyecek olmasını heyecanla bekliyordu.
Kendisi de o an TV başındaydı. Tullahoma'da bir evde. Yanında da bir düzine bilim insanı...
Sunucu o an beklenmedik bir haber verdi
"Astronot Armstrong'un bilgisayarı bozuldu, Ay'a iniş yapamayacak!" Bu ana şahitlik edenler üzüntü verici bu haberi alınca büyük bir hüsrana uğradı.
Elbette Tullahoma'da bu evdeki bilim insanları da sukut-u hayal içindeydi. Sonra içlerinden biri, "Telaşa gerek yok, Neil modülü Ay'a indirebilir. Bilgisayarın bozulma ihtimaline karşı, manuel olarak indirebilmek için üzerinde 1,5 yıl çalıştı" dedi.
Bu cümle üzerine şaşkınlığa uğrayan bilim insanları ,"Sen nereden biliyorsun be Türk?" deyince yanımda bulunan ve o vakit 32 yaşında olan bu bey; "Ben Arsev Eraslan, NASA'da Apollo 11 Projesinde yazılım ayağında çalışıyorum" dedi.Evet yanımdaki bu adamın tahmini doğru çıkmıştı, Armstrong bilgisayarın bozulması üzerine manuel olarak modülü Ay'a indirmişti. 1,5 milyar insan izlemiş, insanoğlunun Ay'a ayak basmasından ötürü gururlanmıştı.
Eraslan'ın NASA'daki görevi ise modülün Dünya'ya dönüşü yani “re-entry” yazılımlarını gerçekleştirmekti. Yanında da üç öğrencisi vardı. "Yazılımları biz yaptık" diye anlatırken konuşmanın bir yerinde "hem yazılım yapıyorum hem de o üç öğrenciye iş öğretmeye çalışıyorum" dedi.
Ağzından bir şey kaçırmıştı sanki…
"Nasıl yani öğrencileriniz yazılım bilmiyor muydu?" diye sorduk, mütevazı bir şekilde "yazılımların hepsini ben yaptım" diye utanarak yanıtladı soruyu. Evet, bu bey Armstorng, Collins ve Aldrin'in Dünya'ya sağ salim dönmesi için gerekli yazılımları gerçekleştirdi.
Yani Eraslan’ın yaptığı yazılımlar olmasaydı o modül Dünya'ya inemeyecekti.
Başka ne mi yaptı? :
*ABD’deki tüm nükleer santrallerin çevreye olan etkisini minimuma indirmek için yazılım geliştirdi,
*Ay’da kristallerden mücevher yetiştirmek için yazılım geliştirdi,
*Suçluyu yüzünden tanıyan dünyadaki ilk 3D Yüz Tanımlama Teknolojisini geliştirdi.
Bu yazılımla 1999 senesinde ABD’de ödül kazandı. Yani günümüzde kullanılan yüz tanımlama ilk kez bir Türk’ün yani bu yanımdaki beyefendinin geliştirdiği teknoloji ile hayat buldu. Uzun süre NASA’da bilim insanı olarak görev aldı, ABD’deki birçok üniversitede profesör olarak öğrencileri ve NASA personelini eğitti.
Peki nereden merak sardı buna?
Babasının kitaplarından! Uçak teknolojisi ve havacılıkla ilgiliydi bu kitaplar.
İçinde ABD’nin Japonya’yı bombaladığı uçağın fotoğrafını gördü ve maketini yaptı. Henüz ilk okuldaydı ve model uçak yapıyor, kitaptaki gibi aynı şekilde boyuyor, pervanelerini takıyordu. O kadar çok model uçak yapmıştı ki evin bir odası dolup taşmıştı.
Babası Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk uçak mühendisi Necdet Eraslan’dı. Atatürk, Necdet Eraslan’ı Fransa’ya gönderdi ve Paris’te 1928’da Ecole Nationale Superieure de L’Aeronautique’te havacılık ve uçak mühendisliği öğrenimi gördü. Sonrasında ABD’ye 1937’de Türkiye için satın alınacak uçakların temini için bizzat Atatürk tarafından gönderildi.
Sonra ne mi oldu?
Necdet Eraslan,
*Türkiye’deki ilk dizel motoru imal etti.
*Su türbinleri yaparak elektrik üretti.
*‘Karman Line’ yani dünya ile uzayın birleştiği çizgiyi ortaya çıkaran dünyaca ünlü bilim insanı Theodore von Karmán’ın
“Gel ABD’de kal sana profesörlük verelim” teklifini
“Atatürk’ün ülkesinde yapmam gereken işler var” diyerek reddetti.
*İstanbul Teknik ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde profesör olarak çalıştı.
*1963’te ABD’ye profesör olarak gitti Necdet Eraslan.
Louisiana State University Makine – Uzay Havacılığı bölümünde profesörlük yaptı.Bir yandan da NASA’daki görevlilere ders verdi.
Bu öğrencilerin hepsi Apollo 11 projesinde çalıştı. Yani baba Necdet Eraslan da Ay’a gidilmesi için dolaylı olarak katkı sağladı.
*24 adet kitap yazdı,
*Motor ateşlemesi konusunda büyük çabalar kat etti,
*TÜBİTAK’ın kurulmasının fikir babası oldu ve
*Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk uçak mühendisi olarak tarihe geçti.Bu baba oğul “Atatürk’ün izinde” bilimi geliştirerek Ay’da yürünmesini sağladı.
Bu Türk’leri biliyor muyduk?
Ne yazıkki hayır. Görevimiz ;“Atatürk’ün izinde giden” bu insanları ortaya çıkarmaktır.
Bu bağlamda,
“Atatürk’ün İzindekiler” isimli kitabımda kısa da olsa yer verdiğim bu baba-oğul Onlar bilimin ışığında, Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde bu ülke ve insanlık adına önemli işlere imza attılar. Onların ortak noktası “Atatürk’tü” ve O’nun aydınlattığı yoldu. Gittikleri yol ise O’nun iziydi.O izi takip eden birileri daha vardı. Nasıl mı?
ABD Başkanı Nixon’un özel uçağı 20 Ekim 1969 saat 11.55’te Ankara Esenboğa Havalimanı’na iniş yapar. Bu uçaktan inen kişiler Ankara caddelerinde üstü açık bir Cadillac ile geçerler ve kendilerini bekleyen Ankaralıları selamlarlar.Bu heyet, büyük saygı duydukları birini görmeye gelmiştir. Saygı duruşunda bulunup çelenk bırakırlar.
Saygı duydukları bu kişi 1930’ların başında Eskişehir’de “Çok değil yüz yıla kalmaz insanoğlu Ay’a gidecektir”sözünün sahibidir. Heyetin gittiği yer Anıtkabir, saygı duruşunda bulundukları kişi ise “Mustafa Kemal Atatürk’ten” başkası değildir.

Bu arada Atatürk’ü ziyaret eden bu kişiler kim diye soracak olursanız; Apollo11 projesiyle Ay’a giden üç kişilik mürettebat; Neil A. Armstrong, Michael Collins ve Edwin E. Aldrin’dir.
Tolga Aydoğan; Atatürk'ün İzindekiler.

Alıntıdır.