3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



DİDEM MADAK

 


Didem Madak (8 Nisan 1970, İzmir - 23 Temmuz 2011, İstanbul), 

Türk şair. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Şiirleri Öküz, Ludingirra ve Sombahar dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı olan Grapon Kağıtları, İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Kanser nedeniyle 41 yaşında ölen şair Didem Madak'ın naaşı Edirnekapı Şehitliği'ndeki Mısır Tarlası Mezarlığı'na defnedildi.


SAMSON VE DALİLA

Heceleme beni artık Allah’ım
Bırak okunaksız kalayım
Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın
Bak, ömrüm eriyor işte
Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda
Bak, ilkokul talebesi kalbimden
Yine karne parası istiyorlar
Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa
Yağmur yağdıkça
Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor

Saçlarımda dolunay taneleri eriyor
Saçlarımda bir Kızılderili reisi
Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor
İsmi: Mehtapta öpüşen iki sevgili
Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy
Nedense şimdi evinden çok uzakta

Saçlarım düşler görüyor
Rengarenk uçan balonlar havalanıyor her telinden
Saçlarımda kiraz bahçeleri
Salıncak kuruyor dallarına çocuklar
Hep ben düşüyorum, hep ben,
Ben:
İsmim kara bereli iki çocuktan biri
Ben çocuklardan biri,
Fazla yaramaz.
Ne zaman ağlasa
İskambil kupası damlıyor gözlerinden
Rest diyor hep, rest. Ne demekse?
Ben çocuklardan biri,
Fazla yaşamaz
Ne bir sarmanı var okşayacak
Ne zamanı.
Zamanı sarışın bir kedi olarak yarat baştan Allah’ım
Bırak okşayayım.
Esirge ve bağışla beni gerçekten
Bırak düşlerimde kaybolayım.

Bir boş beşik hikayesinin olmayan çocuğuyum.
Kanadı kırılan kartal da benim beddua etsem.
Bir ağıt olarak yak beni Allah’ım
Parmaklarına kına olayım hayatın.
Affet bu siyah ve transparan duayı.
Ben zaten gecenin arka cebinde falçatayım.

Didem Madak

HASRET GÜLTEKİN

 


Hasret Şükrü Gültekin (1 Mayıs 1971, İmranlı, Sivas - 2 Temmuz 1993, Sivas), Alevi Kürt kökenli Türk, halk ozanı, halk şairi, Türk halk müziği ses sanatçısı, müzisyen, bestekar, söz yazarı ve bağlama virtüözüydü.

Sivas'ta, Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente geldi. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Binlerce kişiden oluşan karşıt grup, Kültür Merkezinden yeniden Hükûmet Meydanı'na geldi. Hükûmet Konağını taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı.

Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak öldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 gösterici öldü. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.


BAK NE HALE GELDİM

Bak ne hale geldim senin elinden

Sen benim başıma neler getirdin

Kurtulamaz oldum elin dilinden

Sen benim başıma neler getirdin

Şirin idin cefa çektirdin cana

Cefa çektim sitem ettim sultana

Bunca zulüm çile zordur insana

Sen benim başıma neler getirdin

Ne meşkin çekilir ne de hasretin

Bunca zulme nerden gelir kudretin

Çok çektim de bu bitmeyen zahmetin

Sen benim başıma neler getirdin

Hasret Gültekin


CEVAT ÇAPAN




Cevat Çapan (d. 18 Ocak 1933, Darıca), Türk akademisyen, şair, yazar ve çevirmen.

1933 yılında Kocaeli'nin Darıca ilçesinde doğdu. Darıca İlkokulu'ndan sonra 1945'te girdiği Robert Kolej’i 1953’te bitirdi. Cambridge Üniversitesi İngilizce edebiyat bölümünden 1956 yılında mezun oldu. Bir yıl Londra’da BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne asistan olarak girdi. Aynı üniversitede 1968'de doçent, 1975'te profesör oldu. 1980 yılında, o zaman adı "Güzel Sanatlar Akademisi" olan Mimar Sinan Üniversitesi'nin tiyatro bölümüne geçti. Değişik dönemlerde Boğaziçi, Anadolu, Marmara Üniversitelerinde ders verdi.


KİRLİ BİR PENCEREDEN

Herifçioğlu Zaloğlu Rüstem'in gürzü gibi

havale ediyor ilk soruyu üstüne,

sen, diyor, Orhan Kemal'in cenazesine gitmişsin?

Hafif yana çekilerek karşılıyorsun

dürzünün gürzünü, aklında "Baba Evi", "Avare Yıllar",

bereketli toprakların sevdiğim bir yazarıydı, diyorsun.

Gözün pencereden görünen Şirket-i Hayriye vapurlarında.

İkinci soru da ölülerle ilgili,

Lütfi Erişçi'nin cenazesine de?

Evet, birlikte Aşiyan'a gitmiştik

Tevfik Fikret'i anma gününde,

deftere yazdıklarımızın da bir fotoğrafı olmalı sizde.


Öfkesi bir mitralyözün tarakasına dönüşüyor uzaklaşarak,

senin gözlerinin izlediği vapur

tam Kızkulesi'ne sürtünmek üzereyken.

Kızkulesi, Kız Kalesi, cıvıl-cıvıl kız sesleriyle

bir başka uykudan uyanır gibi,

bilmezdim, diyorsun, kendi kendine,

bu muhteremlerin makinelerinde

bu kadar fotojenik olduğumu

bir ölünün ardından yürürken bile.


Cevat Çapan

CHARLES BUKOWSKI

 



Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 - 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şairdir. 

Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD'nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir. Yazıları, benimsediği memleketi Los Angeles'ın sosyal, kültürel ve ekonomik ortamından etkilenmiştir. Bukowski'nin çalışmaları yoksul Amerikalıların sıradan yaşamlarını, yazma eylemini, alkolü, kadınlarla ilişkileri ve işin angaryasını ele alır.

Bukowski, son romanı Pulpı tamamladıktan kısa bir süre sonra, 9 Mart 1994'te San Pedro'da lösemi nedeniyle öldü. Dul eşi tarafından düzenlenen cenaze töreni, Budist rahipler tarafından yönetildi. Rancho Palos Verdes'teki Green Hills Anıt Parkı'na gömüldü.

Türkiye'de ise ilk kez Sokak dergisi'nde çıkan öyküleri ile tanınmıştır.


GÜNEŞİN YÜZÜ

günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar

ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,

bogadir atesi yakan,

her ne kadar korkak bogalar da varsa da

korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,

genel olarak boga saftir

ve saf ölür

sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,

ve onu sürükleyip götürdüklerinde

ölen bir sey olmaz,

bir sey geçmistir

ve neticede kokusmus olan,

dünyanin kendisidir.

 

Charles Bukowski





BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

 


Behçet Kemal Çağlar (23 Temmuz 1908, Erzincan - 24 Ekim 1969, İstanbul), Türk şair ve siyasetçi. Faruk Nafiz Çamlıbel ile birlikte Onuncu Yıl Marşı'nı yazmıştır.

1925 senesinde sınavla Zonguldak Maden Mühendis mektebine girmiş ve 1929 senesinde yüksek maden mühendisi olarak birincilikle bu mektepten mezun olmuştur.

Türk şair ve siyasetçi Behçet Kemal Çağlar, 24 Ekim 1969 tarihinde İstanbul'da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. 61 yaşında vefat eden Çağlar, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir.


ATATÜRK'Ü DİNLERKEN

Yay yine gerilmede, fırlayacak yine ok;
Yine vatanımızın yeryüzünde eşi yok;
Bozkurt, Ergenekon'u yeni delmiş gibidir:
Her biri ihtiraını seyre gelmiş gibidir.
Kalpler ellerde çarpar gibi alkış kopuyor;
Her ruh bir tutam ışık ve her göz bir damla kor:
En büyük, en sevgili, en genç, en mert geliyor;
Dünya imtihanını veren tek fert geliyor;
Kürsüye her çıkışta, Türk daha yükselecek...
Dinle: Her cümlesinde doğuyor bir "gelecek";
Aslan, insan ve Tanrı bir arada bu başta...
Kıvılcımlar doğuyor bastığımız her taşta,
Önümüzde mesafe ve zaman çökmekte diz;
Bir İnönü azmiyle ardındayız hepimiz...
Yerine getirmeye yeni dileklerini,
Koymuş on yedi milyon, yola yüreklerini,
"Marş! Marş! " Öz yurdu fethe! " Şimdi manen, yeniden:
Deliyor dağı taşı öncümüz gibi tren,
Fabrikalar kalemiz, kanallar siperimiz
Ve bu fetih olacak bizim şaheserimiz...

 

Behçet Kemal Çağlar



EDİP CANSEVER

 



Edip Cansever, tam adıyla Ömer Edip Cansever, (8 Ağustos 1928, İstanbul - 28 Mayıs 1986, İstanbul), Türk şairdir. Tam adı Ömer Edip Cansever olsa da, Ömer adını ilk şiirleri ve ilk şiir kitabı dışında hiç kullanmadı.

Akdeniz'in doğasının hem ruhuna hem de sanatına yansıttığı olumlu etkiler sebebiyle 1986 yılında Bodrum’a yerleşti. Ancak Bodrum'a geldikten sadece yirmi gün sonra bir beyin kanaması geçirdi ve İstanbul’a getirildi. Acilen alındığı ameliyattan sağ çıkamayarak, 28 Mayıs 1986’da İstanbul’da öldü. 30 Mayıs 1986’da Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

MENDİLİMDE KAN SESLERİ

- 1 –

 

Her yere yetişilir

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama

Çocuğum beni bağışla

Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer

İçimden öyle geldiği için değil

Ama hiç değil

Ah güzel Ahmet abim benim

İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Suyunda yüzen balığa

Toprağını iten çiçeğe

Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir

Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları

Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına

Öylesine benzer ki

Ve avlularına

(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

Ve sözlerine

(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

Ve bir gün birinin adres sormasına benzer

Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına

 

- 2 –

 

Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına

Minibüslerine, gecekondularına

Hasretine, yalanına benzer

Anısı işsizliktir

Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

Dirseğin iskemleye dayalı

- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -

Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri

Resimler: özlem

Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık

Sevmen acele

Dostluğun çabuk

Bakıyorum da şimdi

O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

 

- 3 –

 

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu

Kirpikleri

Ve sana Ahmet Abi

uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki

Sofranı kurardı

Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi

Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

Umudu dürt

Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler

Almanya yolcusu işçiler

 

- 4 –

 

Kadınlar

Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler

Kolonyalar, su şişeleri, paketler

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

 

Edip Cansever

 






MELİH CEVDET ANDAY

 


Melih Cevdet Anday (13 Mart 1915, Çanakkale - 28 Kasım 2002, İstanbul), Türk şair, tiyatro oyunu, roman, deneme, makale yazarıdır. 

Lise arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte ortaya çıkardıkları Garip Akımı ile Türk şiirindeki yenilenmeyi başlatmıştır. Kolları Bağlı Odysseus ile kendine özgü felsefi şiir akımını başlatmış, Garip Akımı'ndan ayrılmıştır. 

UNESCO'nun Courrier dergisi, 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis ve Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır.

Solunum ve böbrek yetmezliği tanısıyla Marmara Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi'ne kaldırılan Melih Cevdet Anday, 28 Kasım 2002'de 87 yaşındayken öldü. Büyükada mezarlığında toprağa verildi.


ŞİNANAY

Ada vapuru yandan çarklı

Bayraklar donanmış cafcaflı

Simitçi kahveci gazozcu

Şinanay da şinanay

Müslümanı yahudisi urumu

İsporcusu ihtiyarı veremi

Kiminin saçı uçar, kiminin eteği

Şinanay da şinanay

Estirir de Ada yeli estirir

Seni sevindirir beni küstürür

Lüküs kamarada kimler oturur

Şinanay da şinanay