3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



YAŞAR KEMAL


Kemal Sadık Gökçeli veya bilinen adıyla Yaşar Kemal, Kürt asıllı Türk roman ve hikâye yazarı ve aktivisttir.

Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen Kemal, uluslararası bir üne sahiptir. Türkiye’de ve dünyada en çok ilgi gören romanı “İnce Memed” olmuştur.
Doğumu: 6 Ekim 1923 tarihinde, nüfus kaydında, 1926 olarak geçmektedir. Ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Ünseli) köyünden Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyüne göç etti. Annesi Nigar Hanım, babası ise bir çiftçi olan Sadık Efendi’ydi.
Babası, camide, Kemal’in gözlerinin önünde öldürüldü. Küçük yaşta kaza sonucu bir gözünü kaybetti. İlkokulu Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda okudu. Kemal’in edebiyata karşı olan ilgisi ise ortaokul yıllarında başladı. O yıllarda halk edebiyatı ilgisini çekiyordu. 1940lı yıllarda yazdığı şiirler “Çığ Dergisi”nde yayınlandı. Daha sonra “Ülke”, “Millet”, “Kovan” ve “Beşpınar” gibi dergiler de eserlerini yayınlandı.
Kemal, öğrenim hayatını ortaokulda sona erdirmek zorunda kaldı. Sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük gibi geçici işlerde çalıştı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu. Henüz 17 yaşındayken politik nedenlerle tutuklandı.
Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948 yılında Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de 142. maddeye aykırı davranmak suçundan hapse atıldı. 1951’de hapisten çıkınca İstanbul’a yerleşme kararı aldı.
Cumhuriyet Gazetesi’nde röportaj yazarlığı yapmaya başladı, bazen de makale yazıyordu. Bu dönemde yaptığı röportajı "Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün", Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği yarışmada Özel Başarı Armağanı’nı almaya hak kazandı.
Kemal, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki görevini 1963’e kadar sürdürdü. Bu tarihten sonra kendini tamamen romancılığa verdi. 1962 yılında Türkiye İşçi Partisi’nde görev yaptı. 1967 yılında “Ant” adlı dergiyi çıkarmaya başladı ve bu derginin eklerinden biri yüzünden 18 ay hapse mahkum oldu ancak karar Yargıtay tarafından bozuldu. 1995 yılında Almanya’da yayınlanan “Der Spiegel”adlı dergide çıkan yazısı dolayısıyla 20 ay ceza aldı ancak bu ceza da ertelendi.
Yaşar Kemal’in çalışmalarının karşılığı 1950li yıllarda gelmeye başladı. Bu yıllarda öyküleri “Dükkancı”, “Bebek”, “Memet ile Memet”, “Sarı Sıcak” yayınlandı. Türk Edebiyatı’nda çok önemli bir yeri bulunan “İnce Memed” adlı romanını 1955’te piyasaya sürdü. Bu roman aynı yıl Varlık Roman Armağanı’nı kazandı.
1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu.
Yaşar Kemal 1950 yılında siyasi nedenlerle bir yıl Kozan Cezaevi'nde tutuklu kaldı, sonra serbest bırakıldı. Yazar, bu olaydan sonra 1951 yılında İstanbul'a yerleşti ve kısa bir işsizlik döneminden sonra Cumhuriyet Gazete'sinde fıkra ve röportaj yazarlığına başladı. Cumhuriyet gazetesindeki bu görevi 1963 yılına kadar devam etti.
Yazar, "Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün" röportajıyla Gazeteciler Cemiyeti Özel Başarı Armağanı'nı, ilk romanı olan "İnce Memed" ile 1955 yılında Varlık Roman Armağanı'nı, 1974 yılında "Demirciler Çarşısı Cinayeti"adlı eseriyle Madaralı Roman Ödülü' nü, kazandı.
Bunun dışında 1974 tarihli “Demirciler Çarşısı Cinayeti” romanı Madralı Roman Ödülü’nü, 1977 tarihli “Yer Demir Gök Bakır” Fransa’da “Yılın En İyi Yabancı Romanı” ödülünü aldı, aynı zamanda yazara 1982’de Del Duca Ödülü ve 1984’te Fransa’dan “Légion D'Honneur” nişanı verildi.
Yaşar Kemal, Türk Edebiyatı’na öykü , roman, deneme, derleme, çocuk romanı (Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca – 1977) ve çevirisiyle (Ayışığı Kuyumcuları – 1977) katkıda bulunmuştur. Eserleri 39 dile çevrilmiş, uluslararası arenada büyük ilgi görmüştür. Yapıtlarında genellikle çocukluğunu geçirdiği yer olan Çukurova’yı, buradaki hayatların acı-tatlı her yönünü, kan davalarını, ağalığı, ekonomik sıkıntıları anlatmıştır.
1970’ten sonra yazdığı romanlarda kentli insanın da anlatıldığı görülmektedir. Ayrıca masallardan ve efsanelerden de yararlanmıştır. PEN yazarlar derneğinin bir üyesidir. İstanbul’da yaşamaktadır. Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiştir. Birçok eseri tiyatroya uyarlanmıştır.
1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiyse de cezası ertelendi.
son günlerde yaşadığı solunum sorunları nedeniyle 14 Ocak 2015 tarihinde İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
Bir süre tedavi gördüğü hastanede 28 Şubat 2015 tarihinde organ yetmezliği sebebiyle 91 yaşında yaşamını yitirdi.



KUTUP AYISI



Uluslararası Kutup Ayısı Günü, her yıl 27 Şubat'ta kutlanır ve kutup ayılarının karşılaştığı sorunlara ve doğal yaşam alanlarının korunmasına dikkat çekmek amacıyla oluşturulmuştur. Kutup ayıları, Arktik ekosisteminin önemli bir parçasıdır ve hayatta kalmaları, iklim değişikliği, buzulların erimesi ve çevre kirliliği nedeniyle tehdit altındadır.


Günün Amaçları
Uluslararası Kutup Ayısı Günü'nün amacı:
- Kutup ayılarının karşılaştığı tehditlere, örneğin küresel ısınma ve buzulların erimesine dikkat çekmek.
- Arktik ve ekosistemlerinin korunmasının gerekliliği konusunda farkındalık yaratmak.
- Kutup ayılarının korunması için çevresel projeleri ve girişimleri desteklemek.

Gün Nasıl Kutlanır?
Uluslararası Kutup Ayısı Günü, dünya genelindeki çeşitli organizasyonlar tarafından desteklenmektedir, bunlar arasında çevre grupları, hayvanat bahçeleri ve araştırma enstitüleri yer almaktadır. Bu günde düzenlenen etkinlikler ve faaliyetler şunları içermektedir:
- Kutup ayılarının yaşamı ve doğa koruma hakkında konferanslar, seminerler ve sergiler düzenlenmesi.
- Çocuklar ve yetişkinler için Arktik hayvanlarının korunmasının önemine dikkat çeken eğitim programları.
- Bilimsel araştırmaları ve çevre projelerini desteklemek amacıyla bağış toplama kampanyaları.

Kutup Ayılarının Önemi
Kutup ayıları, Arktik ekosistemlerinde önemli bir rol oynar. Bir avcı olarak, diğer türlerin popülasyonlarını kontrol eder ve doğal dengenin korunmasına yardımcı olurlar. Ancak, deniz buzunun azalması ve Arktik 'teki insan faaliyetlerinin artması nedeniyle, kutup ayıları nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Kutup Ayıları İçin Tehditler
- Küresel ısınma, kutup ayılarının avlanıp yaşadığı buzulların erimesine yol açmaktadır.
- Çevre kirliliği, özellikle petrol ve plastik, ekosistemleri olumsuz etkiler.
- Yaşam alanlarının kaybı ve avlanma fırsatlarının azalması, açlık ve nüfus azalmasına neden olur.

Kutup Ayılarına Nasıl Yardım Edilebilir?
- Karbon salınımını azaltmak ve küresel ısınmayı durdurmaya yönelik girişimleri desteklemek.
- Çevre kuruluşlarına katılmak ve Arktik hayvanlarını koruma projelerini desteklemek.
- Ekoturizmi geliştirmek ve kutup ayıları için doğal yaşam alanları oluşturulmasına yönelik projeleri desteklemek.

Uluslararası Kutup Ayısı Günü, bu muazzam hayvanları ve yaşam alanlarını korumanın önemini anlamalarına yardımcı olur ve iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını teşvik eder.

KARTAL




Kartalların Görüşü: Doğanın En Gelişmiş Görsel Sistemlerinden Biridir.
Kartallar, hayvanlar âlemindeki en gelişmiş görme sistemlerinden birine sahiptir. Görüş keskinlikleri sayesinde tavşan gibi küçük avları kilometrelerce uzaktan tespit edebilirler. Bu ayrıntı seviyesi, insan görme kapasitesinin oldukça üzerindedir.

Bu üstünlük nereden geliyor?
Kartalların göz yapısı, bu olağanüstü hassasiyetin temel nedenidir:
• Gözleri, vücutlarına oranla insan gözünden daha büyüktür.
• Retina tabakasında çok daha yüksek yoğunlukta fotoreseptör (ışığa duyarlı) hücre bulunur.
• Bu durum, daha yüksek görüntü çözünürlüğü ve uzak mesafelerde net odaklanma sağlar.
Ultraviyole Işığı Görebilirler
Kartallar, insanların göremediği ultraviyole (UV) dalga boylarını algılayabilir. Bu özellik onlara büyük bir avlanma avantajı sağlar.
Küçük memeliler idrar izleri bırakır ve bu izler ultraviyole ışığı yansıtır. Kartallar bu izleri adeta parlayan yollar gibi görerek aktif av bölgelerini tespit edebilir.

Çifte Odak Avantajı
Kartalların gözünde gelişmiş bir “fovea” (keskin görme merkezi) bulunur. Bazı türlerde her gözde iki fovea yer alır.
Bu sayede:
• Hem ileriye doğru yüksek netlikte odaklanabilirler
• Hem de çevresel görüşlerini aynı anda tarayabilirler
Bu çift odak yeteneği, hem hedefe kilitlenmelerini hem de çevresel tehditleri izlemelerini sağlar.

Doğanın Kusursuz Uyum Mekanizması
Uzun mesafe netliği, ultraviyole hassasiyeti ve gelişmiş hareket algısı birleştiğinde kartallar son derece etkili hava avcılarına dönüşür. Sadece hareketi değil, insan gözünün fark edemediği çevresel ipuçlarını da analiz ederler.
Yükseklerden ormanları, ovaları ve nehirleri tararken; gelişmiş görme sistemleri onlara belirleyici bir ekolojik avantaj sağlar.

Kaynaklar:
• National Geographic – Kartal görme sistemi üzerine yayınlar
• Cornell Lab of Ornithology – Yırtıcı kuşların görme biyolojisi
• Raptor Research Foundation – Yırtıcı kuş fizyolojisi çalışmaları

ŞUNDAN-BUNDAN

* Dünya Televizyonlarında prime time'da gösterilen ilk çizgi film Taş Devriydi.

* Coca Cola piyasaya ilk çıktığında yeşil renkteydi.

* Erkekler daha küçük yazılmış yazıları kadınlardan daha iyi okuyor.

* Kadınlar erkeklerden daha iyi duyuyor.

* Zeki insanın saçında daha fazla çinko ve bakır bulunuyor. Dolayısıyla daha parlak oluyor.

* Daktiloyla yazılan ilk roman Tom Sawyer'dır.

* Aralıkta diğer aylardan daha fazla gebe kalınıyor.

* ABD'de bir yıl içinde sadece 2 gün profesyonel spor karşılaşması oynanmıyor.

* Kurşun Geçirmez yeleği, yangın çıkışını, cam sileceğini, lazer yazıcıyı kadınlar icat etti. Yaaa, eminim bunu bilmiyordunuz...

* Bozulmayan tek gıda maddesi baldır.

* Amerika'nın %38'i Afrika'nın %28'i bakir.

* Kapadokya'nın Güzel Atlar Diyari anlamına geldiğini...

* Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu?

* Ördeğin vakvaklamasının yankı yapmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını?

* İdrarın zifiri karanlıkta parladığını?

* Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini?

* Hapşırmayı engellemeye çalışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini?
* Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini?

* Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını?

* Farelerin ve atların kusamadıklarını?

* 1 saat sureyle kulaklıkla bir şey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını?

* Çakmağın kibritten önce bulunduğunu?

* Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu?

* Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını (gerçekten olmuyor di mi?)

* Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

* Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesi onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

* Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır...


ÖTZİ

 

1991 yılında, İtalya ile Avusturya arasındaki Ötztal Alpleri’nde iki Alman dağcı tarafından keşfedilen Ötzi, yaklaşık 5300 yıl öncesine ait doğal bir mumya olarak bilim dünyasında büyük bir heyecan yarattı. “Buz Adam” olarak da bilinen bu eski insan, Avrupa’da Bakır Çağı’nda yaşamış insanların dünyasına dair eşsiz ipuçları sunuyor.
Ötzi’nin bedeni olağanüstü bir şekilde korunmuştu. Buzların içinde binlerce yıl boyunca saklı kalan bu keşif, bilim insanlarına sadece bir insan bedeni değil, aynı zamanda o dönemin yaşam tarzına dair paha biçilemez bilgiler sundu. Yapılan genetik analizler, onun koyu tenli, kahverengi gözlü ve büyük ihtimalle kellik belirtileri gösteren biri olduğunu ortaya koydu. Bu bulgular, daha önce Ötzi’nin sarışın ve açık tenli olabileceğini düşünenlerin tahminlerini boşa çıkardı. Ayrıca, genetik kökeninin Anadolu’dan gelen ilk çiftçilere dayandığı belirlendi.
Yaklaşık 1,60 metre boyunda ve 50 kilo ağırlığında olduğu tespit edilen Ötzi, yaşadığı dönemin zorluklarına rağmen 45 yaşına kadar hayatta kalmıştı. Ancak, vücudunda yapılan incelemeler, onun pek çok sağlık problemiyle mücadele ettiğini gösteriyor. Eklem ağrılarına yol açan artrit, bağırsaklarında bulunan parazitler ve beslenme alışkanlıkları, yaşamının pek de kolay olmadığını kanıtlıyor. Diyetinde dağ keçisi, geyik eti ve tahıllar bulunuyordu. Bunun yanı sıra, saçında tespit edilen yüksek miktarda bakır ve arsenik, onun bakır işçiliğiyle uğraşmış olabileceğine işaret ediyor.
Ötzi’nin nasıl öldüğü ise hala gizemini koruyor. Omzunda bulunan bir ok ucu, onun bir saldırıya uğradığını gösteriyor. Bir suikasta mi kurban gitti, yoksa bir çatışma sırasında mı öldü bilinmiyor. Bu trajik son, binlerce yıl sonra bile bilim insanlarını ve tarih meraklılarını düşündüren büyük bir sır olarak kalmaya devam ediyor.
Bugün Ötzi, İtalya’nın Bolzano kentindeki Güney Tirol Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Onun keşfi, tarih öncesi insanların hayatına ışık tutmaya devam ederken, bizlere geçmişin derinliklerinde nasıl yaşandığını anlamak için eşsiz bir pencere sunuyor...

ALO - SEVGİLİLER GÜNÜ


            

“ALO” NUN HİKÂYESİ VE "SEVGİLİLER GÜNÜ"

Günümüzün en etkili ve en yaygın iletişim aracı olan telefon, 1876 yılında Amerikalı mucit, Alexander Graham Bell tarafından icat edilmiştir. Tarihi kayıtlara göre, icat edilen cihazla ilk konuşma, 1876 yılının 14 Şubat günü gerçekleştirilmiş ve bugün telefonun bulunuş günü olarak kabul edilmiştir. İşte bu gün bütün insanlığı esir alan telefon, bir 14 Şubat günü insanların hayatına girmiştir.

Graham Bell telefonu icat edince, ilk hattı sevgilisinin evine çekmiştir. Ne zaman atölyesinde telefonu çalsa, arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını biliyordu. Graham Bell, telefonu açar açmaz "Alessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başlamış ve telefonu her açışında onu "Ale Lol Os" diye karşılamıştır.

Çalışmaları uzadıkça, Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısaltmış ve ona iki heceli bir ad bulmuştur. Bu kısa ad "ALO" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen mucit sevgilisini terk etmiştir. Ancak Bell, yaşlanmış olmasına rağmen sevgilisinin kendisini bir gün arayacağı umuduyla telefonun başından hiç ayrılmamıştır. İcat için çalışan beyni ile, aşk dolu yaşlı kalbi arasında, terk edilmişliğin çaresizliği içinde kalmıştır. Her kadın ilgi bekler ama, bu ilgi bekleyişi kalp ile beyin arasındaki köprüyü yıkmamalıdır.

Terk edilmiş mucit her telefon çaldığında sevgilisinin kısaltılmış ismi olan ALO'yu söylemeye devam etmiştir. Bu arada kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Ancak o, telefonun her çalışında, kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu ALO diyerek açıyor ve herkese artık ALO diyordu.

O günlerde hemen herkes, telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in karşılıksız aşkına saygı olarak ALO demeye başlamıştır. Bugün hepimizin kullandığı ALO sözcüğü işte o günlerden kalmıştır. 14 Şubat Sevgililer Günü de 1800'lü yıllardan bu yana kutlanmaya devam etmiştir. İnsanlık var olduğu sürece kutlanmaya devam edecektir. Biz de her 14 Şubat'ta Graham Bell ve ALO'nun ilginç aşk hikâyesini hatırlayacağız.

Bu yıl yine 14 Şubat, karşılıklı ya da karşılıksız bütün sevenlerin, sevgililer günü kutlu olsun. Dilerim günümüzün sevenleri, telefon başında bir umutla bekleyenlere bir ALO'yu çok görmezler. Herkese nice mutlu 14 Şubat'lar dilerim.

(14, Şubat, 2026-Ankara)  Necdet Topçuoğlu

Alıntıdır.


ALEXANDER GRAHAM BELL



Alexander Graham Bell (3 Mart 1847, Edinburg, İskoçya - 2 Ağustos 1922, Baddeck, Kanada), telefonun icadı ile tanınan İskoçya doğumlu Amerikalı bilim insanıdır.

Telefonu icat eden Graham Bell, aslında sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı. Graham Bell'in annesi doğuştan işitme engelliydi. Dedesi ve babası yıllarını işitme engellilere adadı. Özellikle babası işitme engellilere duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada'ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Önce Ontario'ya, daha sonra Boston'a yerleşti. Burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu. 

Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere'de eline geçen Alman Hermann von Helmholtz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabileceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim insanları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. Hatta kendisinden yıllar önce Antonio Meucci böyle bir cihaz yapmış, ama patentini alamamıştı.

İngiltere'den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı.
Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell'e 7 Mart 1876 günü istediği patent verildi. 174.465 no.lu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson'u yardıma çağırdı:


Bell New York-Şikago arasındaki uzun mesafeli hattın denemesi sırasında, 1892
"Mr. Watson. Come here. I want to see you" ("Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.")

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 10 Mart 1876 günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson, Bell'in sesini "telefon"dan duydu. ABD'nin 100. kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell, bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.

Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell, öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel'e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de işitme engellileri göz ardı etmedi. Eşine yazdığı bir mektupta "Eşin hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol işitme engellileri ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir" diye yazmıştır.

Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu işitme engeli konusundaydı. İşitme engelli annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. "Gramofon"dan kazandığı parayı bugün de işitme engelliler için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell İşitme Engelliler Kurumuna harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ödülü ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington'da işitme engelliler için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray'a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell'e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell'e telefonla seslendi "Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın." Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.

Telefon yakın yıllara dek Türkiye'de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston'da çalışmaya başlayan Emma Nutt oldu.

Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan "manyetolu telefon" görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger'ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona "kızsız telefon" adını taktı.

Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.

Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.

O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:

"Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat."

Bell 1915 yılında New York'u San Francisco'ya bağlayan ilk uzun kentler arası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson'a "Watson seni istiyorum, buraya gel" dedi.

Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon "Tiyatrofon" hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu, evlere ve iş yerlerine yayıldı.

Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı. Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüz yirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield'ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen'in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.

1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: "Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak.

Wikipedia