3. Kitabım "Aşkpedia" E-Kitap ve Sesli Kitap olarak yayımlandı. Çok yakında basılı kitap olarak da yayımlanacak!



KARTAL




Kartalların Görüşü: Doğanın En Gelişmiş Görsel Sistemlerinden Biridir.
Kartallar, hayvanlar âlemindeki en gelişmiş görme sistemlerinden birine sahiptir. Görüş keskinlikleri sayesinde tavşan gibi küçük avları kilometrelerce uzaktan tespit edebilirler. Bu ayrıntı seviyesi, insan görme kapasitesinin oldukça üzerindedir.

Bu üstünlük nereden geliyor?
Kartalların göz yapısı, bu olağanüstü hassasiyetin temel nedenidir:
• Gözleri, vücutlarına oranla insan gözünden daha büyüktür.
• Retina tabakasında çok daha yüksek yoğunlukta fotoreseptör (ışığa duyarlı) hücre bulunur.
• Bu durum, daha yüksek görüntü çözünürlüğü ve uzak mesafelerde net odaklanma sağlar.
Ultraviyole Işığı Görebilirler
Kartallar, insanların göremediği ultraviyole (UV) dalga boylarını algılayabilir. Bu özellik onlara büyük bir avlanma avantajı sağlar.
Küçük memeliler idrar izleri bırakır ve bu izler ultraviyole ışığı yansıtır. Kartallar bu izleri adeta parlayan yollar gibi görerek aktif av bölgelerini tespit edebilir.

Çifte Odak Avantajı
Kartalların gözünde gelişmiş bir “fovea” (keskin görme merkezi) bulunur. Bazı türlerde her gözde iki fovea yer alır.
Bu sayede:
• Hem ileriye doğru yüksek netlikte odaklanabilirler
• Hem de çevresel görüşlerini aynı anda tarayabilirler
Bu çift odak yeteneği, hem hedefe kilitlenmelerini hem de çevresel tehditleri izlemelerini sağlar.

Doğanın Kusursuz Uyum Mekanizması
Uzun mesafe netliği, ultraviyole hassasiyeti ve gelişmiş hareket algısı birleştiğinde kartallar son derece etkili hava avcılarına dönüşür. Sadece hareketi değil, insan gözünün fark edemediği çevresel ipuçlarını da analiz ederler.
Yükseklerden ormanları, ovaları ve nehirleri tararken; gelişmiş görme sistemleri onlara belirleyici bir ekolojik avantaj sağlar.

Kaynaklar:
• National Geographic – Kartal görme sistemi üzerine yayınlar
• Cornell Lab of Ornithology – Yırtıcı kuşların görme biyolojisi
• Raptor Research Foundation – Yırtıcı kuş fizyolojisi çalışmaları

ŞUNDAN-BUNDAN

* Dünya Televizyonlarında prime time'da gösterilen ilk çizgi film Taş Devriydi.

* Coca Cola piyasaya ilk çıktığında yeşil renkteydi.

* Erkekler daha küçük yazılmış yazıları kadınlardan daha iyi okuyor.

* Kadınlar erkeklerden daha iyi duyuyor.

* Zeki insanın saçında daha fazla çinko ve bakır bulunuyor. Dolayısıyla daha parlak oluyor.

* Daktiloyla yazılan ilk roman Tom Sawyer'dır.

* Aralıkta diğer aylardan daha fazla gebe kalınıyor.

* ABD'de bir yıl içinde sadece 2 gün profesyonel spor karşılaşması oynanmıyor.

* Kurşun Geçirmez yeleği, yangın çıkışını, cam sileceğini, lazer yazıcıyı kadınlar icat etti. Yaaa, eminim bunu bilmiyordunuz...

* Bozulmayan tek gıda maddesi baldır.

* Amerika'nın %38'i Afrika'nın %28'i bakir.

* Kapadokya'nın Güzel Atlar Diyari anlamına geldiğini...

* Kendi dirseğini yalamanın imkansız olduğunu?

* Ördeğin vakvaklamasının yankı yapmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını?

* İdrarın zifiri karanlıkta parladığını?

* Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini?

* Hapşırmayı engellemeye çalışırsan, başındaki veya boynundaki damarlardan birinin yırtılabileceğini ve ölebileceğini?
* Hapşırdığın sırada gözlerini açık tutmaya çalışırsan, yerlerinden fırlayabileceklerini?

* Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını?

* Farelerin ve atların kusamadıklarını?

* 1 saat sureyle kulaklıkla bir şey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını?

* Çakmağın kibritten önce bulunduğunu?

* Parmak izleri gibi dil izlerinin de her insan için benzersiz olduğunu?

* Bu yazıyı okuyan insanların %75 inden fazlasının, dirseklerini yalamaya çalışacaklarını (gerçekten olmuyor di mi?)

* Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

* Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesi onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

* Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır...


ÖTZİ

 

1991 yılında, İtalya ile Avusturya arasındaki Ötztal Alpleri’nde iki Alman dağcı tarafından keşfedilen Ötzi, yaklaşık 5300 yıl öncesine ait doğal bir mumya olarak bilim dünyasında büyük bir heyecan yarattı. “Buz Adam” olarak da bilinen bu eski insan, Avrupa’da Bakır Çağı’nda yaşamış insanların dünyasına dair eşsiz ipuçları sunuyor.
Ötzi’nin bedeni olağanüstü bir şekilde korunmuştu. Buzların içinde binlerce yıl boyunca saklı kalan bu keşif, bilim insanlarına sadece bir insan bedeni değil, aynı zamanda o dönemin yaşam tarzına dair paha biçilemez bilgiler sundu. Yapılan genetik analizler, onun koyu tenli, kahverengi gözlü ve büyük ihtimalle kellik belirtileri gösteren biri olduğunu ortaya koydu. Bu bulgular, daha önce Ötzi’nin sarışın ve açık tenli olabileceğini düşünenlerin tahminlerini boşa çıkardı. Ayrıca, genetik kökeninin Anadolu’dan gelen ilk çiftçilere dayandığı belirlendi.
Yaklaşık 1,60 metre boyunda ve 50 kilo ağırlığında olduğu tespit edilen Ötzi, yaşadığı dönemin zorluklarına rağmen 45 yaşına kadar hayatta kalmıştı. Ancak, vücudunda yapılan incelemeler, onun pek çok sağlık problemiyle mücadele ettiğini gösteriyor. Eklem ağrılarına yol açan artrit, bağırsaklarında bulunan parazitler ve beslenme alışkanlıkları, yaşamının pek de kolay olmadığını kanıtlıyor. Diyetinde dağ keçisi, geyik eti ve tahıllar bulunuyordu. Bunun yanı sıra, saçında tespit edilen yüksek miktarda bakır ve arsenik, onun bakır işçiliğiyle uğraşmış olabileceğine işaret ediyor.
Ötzi’nin nasıl öldüğü ise hala gizemini koruyor. Omzunda bulunan bir ok ucu, onun bir saldırıya uğradığını gösteriyor. Bir suikasta mi kurban gitti, yoksa bir çatışma sırasında mı öldü bilinmiyor. Bu trajik son, binlerce yıl sonra bile bilim insanlarını ve tarih meraklılarını düşündüren büyük bir sır olarak kalmaya devam ediyor.
Bugün Ötzi, İtalya’nın Bolzano kentindeki Güney Tirol Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Onun keşfi, tarih öncesi insanların hayatına ışık tutmaya devam ederken, bizlere geçmişin derinliklerinde nasıl yaşandığını anlamak için eşsiz bir pencere sunuyor...

ALO - SEVGİLİLER GÜNÜ


            

“ALO” NUN HİKÂYESİ VE "SEVGİLİLER GÜNÜ"

Günümüzün en etkili ve en yaygın iletişim aracı olan telefon, 1876 yılında Amerikalı mucit, Alexander Graham Bell tarafından icat edilmiştir. Tarihi kayıtlara göre, icat edilen cihazla ilk konuşma, 1876 yılının 14 Şubat günü gerçekleştirilmiş ve bugün telefonun bulunuş günü olarak kabul edilmiştir. İşte bu gün bütün insanlığı esir alan telefon, bir 14 Şubat günü insanların hayatına girmiştir.

Graham Bell telefonu icat edince, ilk hattı sevgilisinin evine çekmiştir. Ne zaman atölyesinde telefonu çalsa, arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını biliyordu. Graham Bell, telefonu açar açmaz "Alessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başlamış ve telefonu her açışında onu "Ale Lol Os" diye karşılamıştır.

Çalışmaları uzadıkça, Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısaltmış ve ona iki heceli bir ad bulmuştur. Bu kısa ad "ALO" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen mucit sevgilisini terk etmiştir. Ancak Bell, yaşlanmış olmasına rağmen sevgilisinin kendisini bir gün arayacağı umuduyla telefonun başından hiç ayrılmamıştır. İcat için çalışan beyni ile, aşk dolu yaşlı kalbi arasında, terk edilmişliğin çaresizliği içinde kalmıştır. Her kadın ilgi bekler ama, bu ilgi bekleyişi kalp ile beyin arasındaki köprüyü yıkmamalıdır.

Terk edilmiş mucit her telefon çaldığında sevgilisinin kısaltılmış ismi olan ALO'yu söylemeye devam etmiştir. Bu arada kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Ancak o, telefonun her çalışında, kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu ALO diyerek açıyor ve herkese artık ALO diyordu.

O günlerde hemen herkes, telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in karşılıksız aşkına saygı olarak ALO demeye başlamıştır. Bugün hepimizin kullandığı ALO sözcüğü işte o günlerden kalmıştır. 14 Şubat Sevgililer Günü de 1800'lü yıllardan bu yana kutlanmaya devam etmiştir. İnsanlık var olduğu sürece kutlanmaya devam edecektir. Biz de her 14 Şubat'ta Graham Bell ve ALO'nun ilginç aşk hikâyesini hatırlayacağız.

Bu yıl yine 14 Şubat, karşılıklı ya da karşılıksız bütün sevenlerin, sevgililer günü kutlu olsun. Dilerim günümüzün sevenleri, telefon başında bir umutla bekleyenlere bir ALO'yu çok görmezler. Herkese nice mutlu 14 Şubat'lar dilerim.

(14, Şubat, 2026-Ankara)  Necdet Topçuoğlu

Alıntıdır.


ALEXANDER GRAHAM BELL



Alexander Graham Bell (3 Mart 1847, Edinburg, İskoçya - 2 Ağustos 1922, Baddeck, Kanada), telefonun icadı ile tanınan İskoçya doğumlu Amerikalı bilim insanıdır.

Telefonu icat eden Graham Bell, aslında sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı. Graham Bell'in annesi doğuştan işitme engelliydi. Dedesi ve babası yıllarını işitme engellilere adadı. Özellikle babası işitme engellilere duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada'ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Önce Ontario'ya, daha sonra Boston'a yerleşti. Burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu. 

Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere'de eline geçen Alman Hermann von Helmholtz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabileceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim insanları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. Hatta kendisinden yıllar önce Antonio Meucci böyle bir cihaz yapmış, ama patentini alamamıştı.

İngiltere'den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı.
Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell'e 7 Mart 1876 günü istediği patent verildi. 174.465 no.lu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson'u yardıma çağırdı:


Bell New York-Şikago arasındaki uzun mesafeli hattın denemesi sırasında, 1892
"Mr. Watson. Come here. I want to see you" ("Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.")

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 10 Mart 1876 günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson, Bell'in sesini "telefon"dan duydu. ABD'nin 100. kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell, bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.

Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell, öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel'e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de işitme engellileri göz ardı etmedi. Eşine yazdığı bir mektupta "Eşin hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol işitme engellileri ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir" diye yazmıştır.

Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu işitme engeli konusundaydı. İşitme engelli annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. "Gramofon"dan kazandığı parayı bugün de işitme engelliler için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell İşitme Engelliler Kurumuna harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ödülü ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington'da işitme engelliler için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray'a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell'e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell'e telefonla seslendi "Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın." Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.

Telefon yakın yıllara dek Türkiye'de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston'da çalışmaya başlayan Emma Nutt oldu.

Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan "manyetolu telefon" görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger'ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona "kızsız telefon" adını taktı.

Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.

Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.

O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:

"Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat."

Bell 1915 yılında New York'u San Francisco'ya bağlayan ilk uzun kentler arası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson'a "Watson seni istiyorum, buraya gel" dedi.

Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon "Tiyatrofon" hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu, evlere ve iş yerlerine yayıldı.

Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı. Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüz yirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield'ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen'in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.

1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: "Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak.

Wikipedia

SEVGİLİLER GÜNÜ

Aşkın simgesi "kalp"

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamı için ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda "Aziz Valentin Günü" (İngilizce: St. Valentine's Day) olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır.

Günümüzde, bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir. Tahminlere göre 14 Şubat günü, tüm dünyada 1 milyar civarında kart gönderilmektedir. Bunun yanı sıra hediye alımlarından kaynaklı piyasada satışlar artmaktadır. 

Alınan hediyelerde Ali Gökçe'nin "İran Hududunda Bir Tilki" isimli romanı ile "Barış" isimli anı-öykü kitabı üst sıralardaki yerini hâlâ korumaktadır. Kitapların isminin üzerine tıklayıp, açılan sitelerden satın alabilir, sevgilinize sürpriz bir Sevgililer Günü hediyesi verebilirsiniz!


Tarihçe

Şubat ayı bereket festivalleri

 1712 yılına ait İsveç almanağında 14 Şubat Valentine olarak belirtilmiş.

Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktadır. Antik Yunan takvimlerinde, ocak ayı ortası ile şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyon ayı olarak adlandırılmıştı ve Zeus ile Hera'nın kutsal evliliğine adanmıştı.

Antik Roma'da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus'un onuruna, Lupercalia Günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus'un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.

Lupercalia Bayramı'nın arifesi olan 14 Şubat'ta genç erkeklerin genç kızların isimleri yazlı kura çekerek bayram boyunca çift olma alışkanlığı vardı. 469'da Papa bu gayriHristiyan bayramını yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların değil, azizlerin isimlerini yazılıydı.

Valentine

1908 tarihli Katolik Ansiklopedisi'ndeki eski şehitler listesinde, 14 Şubat gününe kayıtlı, inancı yüzünden öldürülmüş üç tane Aziz Valentine geçmektedir:

Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı tarihi dokümanlarda hiç geçmemektedir ve kimi tarihçilere göre sadece bir efsanedir. Valentine'nin onuruna kutlama günü, 14 Şubat 496 tarihinde Papa Gelasius tarafından ilan edilmiştir.

1969 yılında kilise, takviminden Aziz Valentine Günü'nü çıkarmıştır.

Orta Çağ

Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda görülmektedir. 1381 tarihli Parlement of Foules adlı kitaba göre, Fransa'da ve İngiltere'de 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak bilinmekteydi. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler.

Hristiyan olduğu için öldürülmüş Din Adamı Valentine ile romantik aşk arasındaki ilişkiyi anlatan efsanelerin 14. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu efsanelerde geçen başlıcaları şöyledir:

Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine "Valentine'den" imzalı bir aşk notu vermişti.

Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde gizlice evlenmelerine yardım etmişti.

Günümüzde Sevgililer Günü

14 Şubat, 1800 yıllarda Amerikalı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok fazla önem kazanmış; Sevgililer Günü, tüm dünyada ticaretin canlandığı bir dönem hâline gelmiştir.

Sevgililer Günü âdetleri

Sevgililer Günü çikolataları Sevgililer Günü için kalp simgeleriyle süslenen bir ağaç

Sevgililer Günü'ndeki en yaygın uygulama, eşe ya da sevgiliye verilen karttır. Bu kartlara sevgi mesajları, aşk şiirleri vs. yazılır.

Özellikle Batı medeniyetlerinde sevgilisi olmayanlar, hoşlandıkları kişilere kart gönderir. Alıcı kişi, içinde genellikle "Sevgilim olur musun?" yazan bu imzasız kartın kimden geldiğini bulmaya çalışırmış.

Sevgililer Günü'nde hemen herkes sevgililerine veya eşlerine bu günün ruhu ile bütünleşen, karşı tarafa sevgilerini anlatan hediyeler verir. Bu hediyelerin başında çiçekler, çikolata ve kitaplar gelir.

Sevgililer Günü'nü çiftler genellikle baş başa geçirirler. Baş başa gidilen romantik bir yemek ya da evde hazırlanan romantik bir sofra en yaygın kutlamalardandır.

Çiftler, Sevgililer Günü'nün gecesinin de özel olması için çaba gösterirler. Kimi çiftler, bu güne has, cinselliği ön plana çıkarıcı kıyafetler ve iç çamaşırları alırlar. En çok tercih edilen renk, tutkuyu sembolize eden kırmızıdır.

Bunların yanı sıra, Sevgililer Günü çok sayıda evlenme teklifinin de edildiği bir gündür.

Dünyada Sevgililer Günü

Suudi Arabistan'da resmî olarak Sevgililer Günü kutlamasında kullanılan ürünlerin satışı yasaktır. Özbekistan, Türkmenistan, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan; Sevgililer gününü kutlamayan ülkelerdir.

OTOMATİK ŞANZIMAN

Otomatik Vitesin Mucidi - Amerikalı Sanılan Mucit Aslında Kayserili!

1895'de Kayseri'nin Muncusun (Güneşli) köyünde fakir bir Ermeni ailesinden doğan, 1979 tarihinde Amerika'nın Ohaio eyaletinin Clevland kentindeki evinde vefat eden Asadur Sarafyan'ın dikkat çeken yaşam hikayesi…

Amerika'da Oscar Banker olarak bilinen Sarafyan, otomobillerin otomatik vitesinin mucididir…
Asadur Sarafyan
Kayserili mucit Asadur Sarafyan, Anadolu'nun Kayseri iline bağlı eski adıyla Muncusun olan şuan ise Güneşli Mahallesi olarak bilinen köyde doğup büyüyen bir yetenek. Genç yaşta eğitim için Talas'taki Ermeni okuluna yazılan Asadur, İzmir'de öğretmenlik yapan ablasının yanına gitmek istese de annesinin ısrarıyla eğitimini tamamlamaya karar verir.
1913'te, sadece 50 dolarla Amerika hayallerini gerçekleştirmek üzere İzmir'den ayrılan Asadur, Panonia adlı göçmen gemisiyle uzun bir yolculuktan sonra 1914'te New York'a ulaşır. İlk olarak Brooklyn'de kalan genç mucit, daha sonra Chicago'ya yerleşir ve marangozluk yaparak geçimini sağlamaya başlar.
Asadur, iş dünyasına desinatör olarak adım atar ve Mitchell Motor Company tarafından fark edilerek çırak olarak işe alınır. Makine mühendisliği konusundaki ilgisini sürdüren Asadur, Racine Tool & Machine Company'de çizimler yaparak başlar. Bir olay, genç mucidin hayatını değiştirir; bir makineyi çalıştıramayan firma zor durumda kalınca, Asadur devreye girer ve başarılı bir şekilde problemi çözer.

Bu olay, Asadur Sarafyan'ın makine mühendisliği kariyerine yön verir. Otomatik araba vitesini icat eden Asadur, bu buluşuyla General Motors'un dikkatini çeker ve otomatik vites, önce otobüslerde sonra tüm araçlarda yaygın olarak kullanılmaya başlar. Ayrıca, helikopter vitesi gibi bir dizi önemli icada imza atan Asadur, Amerikan Ordusu için de çeşitli sistemler geliştirir.
Sarafyan'ın buluşları arasında havalı direksiyon, gaz pompası, hidrolik fren sistemi gibi pek çok otomotiv yeniliği bulunmaktadır. Ayrıca, portatif elektrikli testere, pres sistemleri, matbaa makineleri ve kompresörle çalışan otomatik şırınga gibi sağlık sektöründe de devrim niteliğinde buluşlar yapar.

Hayatının sonuna kadar orta halli bir yaşam süren Asadur Sarafyan, 2 Ocak 1979'da Ohio'daki evinde kanserden hayatını kaybederken, adına 400'e yakın patent kayıtlıdır. Dünya, onu Oscar Banker olarak tanısa da, o mütevazılığını kaybetmeyen gerçek bir Anadolulu deha olarak hatırlanır.

Zeki Güleröz'den alıntıdır.



MEVHİBE İNÖNÜ



Dünyadan bir melek geçti!

Ölüm Yıldönümünde
Cumhuriyetin Hanımefendisi:
Mevhibe İnönü
7 Şubat 1992 sabahı bütün Türkiye bir kadın için ağladı. Cenazesine, devlet töreni olmadığı halde, cumhurbaşkanından temizlik işçisine kadar toplumun her kesiminden insan katıldı. Cami avlusunu dolduranlar, imamın, “Merhumeyi nasıl bilirdiniz” sorusuna kalplerinden gelen bir içtenlikle, çoğunun gözlerinde bir damla yaş, “İyi bilirdik!” diye tek ağızdan yanıt verdiler. Orada bulunanların rütbeleri, sınıfları, siyasi fikirleri kalmamıştı, hepsini aynı kadına duydukları saygı birleştirmişti...
Mevhibe İnönü, ‘Cumhuriyet’in Hanımefendisiydi.
1897’de Osmanlı İmparatorluğu’nda doğan küçük kızın beşiğine sanki o gün gökten melekler inmiş ve her biri çeşitli dileklerde bulunmuşlardı. Bir tanesi güzellik, zarafet, iyilik; diğeri sabır, cesaret ve zekâ, en sonuncusu ise olağanüstü bir hayat sunmuştu. Babasını küçük yaşta kaybeden Mevhibe, annesi ile büyükbabasının İstanbul’daki evinde, muhafazakâr bir ortamda büyümüştü. 1916’da, Süleymaniye semtinde, kendisini bir anahtar deliğinden görerek beğenen Miralay (Albay) İsmet Bey’le evlendi ve eşinin Milli Mücadele’ye katılmasıyla hayatı birdenbire değişti. Birçok vatansever gibi ailesiyle birlikte Anadolu’ya geçti. Sakarya Savaşı sırasında ilk çocuğu İzzet’i Malatya’da kaybettiğini aylarca cephedeki eşinden sakladı. Kurtuluş Savaşı’nı Malatya, Konya ve İzmir’de yaşayan Mevhibe Hanım, 24 Temmuz 1923’te Lozan’da imzalanan Barış Antlaşması imza töreninde yeni kurulacak Türkiye devletinin ilk örnek kadını olarak yer aldığında, 26 yaşındaydı.
Mevhibe Hanım, savaşla geçen dokuz yılın ardından, Cumhuriyet’in ilk başbakan eşi olarak 1925 yılında Ankara’ya geldi ve Çankaya’da Pembe Köşk diye adlandırılan eve yerleşti. İzmir’de doğan oğlu Ömer’den sonra, 1926’da Erdal ve 1930’da Özden burada dünyaya geldiler. 1938’e kadar başbakan ve 1938-1950 arası cumhurbaşkanı eşi olarak toplum önünde sürekli ‘en önemli kadın’ görevini üstlenen Mevhibe İnönü, gösterişten uzak sade kişiliği, zarafeti ve iyi kalbiyle Türk halkının gönlüne yerleşti. Türkiye Yardım Sevenler Derneği ve Türk Kadınlar Birliği gibi sosyal amaçlı kuruluşlarda kurucu olarak çalışan Mevhibe Hanım, gelenek, görenek ve inancına bağlılığını sürdüren çağdaş bir Cumhuriyet hanımefendisi olarak tanındı. Başkentin sürücü ehliyetine sahip ilk kadınlarından oldu, iyi bir biniciydi, kar kayağı yaptı, uçak bile kullandı! Kaç-göç alışkanlığıyla yetişen dönemin kadınları için, toplumda eşi ile el ele yer alan bir rol model, önder oldu. Hayatı boyunca siyaset ve devlet işlerine karışmaktan özenle kaçınan Mevhibe Hanım, kendisine büyük bir aşkla bağlı olan İsmet İnönü ile 57 yıllık mutlu bir evlilik yaşadı, sevgi dolu bir anne ve sevimli bir büyükanne olarak 1992 yılında vefat ettiğinde arkasında unutulmayacak bir isim, pek çok anı, belge, mektup ve titizlikle sakladığı özel eşyalarını bıraktı. Bunların arasında yıllarca Türk kadınının şıklığını yansıtmış giysileri önemli bir yer tutuyordu.
Saygıyla Ve Rahmetle Anıyoruz
Mekânın CENNET Olsun